Prof. Dr. Abdullah YILMAZ
Akıl ve Kalp İttihadında Bütüncül Bir Medeniyet Projeksiyonunun Eğitim Sacayağı: Medresetüzzehra Üniversitesi
Giriş
Türkiye’nin modernleşme serüveni, Tanzimat’tan bu yana “mektep-medrese” ikiliği üzerinden yürüyen bir zihniyet parçalanmasına sahne olmuştur. Bu ikilik, sadece eğitim kurumlarının farklılaşması değil, aynı zamanda toplumun ruh ve aklının birbirinden kopması anlamına gelmiştir. Bir yanda pozitivist-materyalist temelli seküler eğitim, diğer yanda ise değişen dünyanın fenlerinden kopuk kalmış, donmuş bir geleneksel eğitim yer almaktadır.
Bediüzzaman, İslam dünyasının geri kalış sebeplerini teşhis ederken eğitimdeki bu dikotomiye dikkat çeker ve Medresetüzzehra’nın bu dikotomiye son veren bir “üst kimlik” projesi olduğunu ve sadece bir binalar kompleksi değil, bir zihniyet dönüşümünün ifadesi olduğunu savunur. Ona göre, bir tarafta “aklın nuru” olan modern bilimler, diğer tarafta ise “vicdanın ziyası” olan din ilimleri bulunmaktadır. Medresetüzzehra, bu iki nehrin birleştiği bir “Şaddülarap” olacaktır.
1. EPİSTEMOLOJİK ENTEGRASYON: “ZÜLCENAHAYN” EĞİTİM FELSEFESİ
Bediüzzaman’ın eğitim felsefesinin kalbinde, bilginin parçalanmışlığına son verme iradesi yatar. Ona göre İslam dünyasındaki gerilemenin temelinde, medreselerin (din ilimleri) fenne kapanması ile mekteplerin (fen ilimleri) maneviyattan kopması yatmaktadır. O’nun meşhur formülasyonuyla; “Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder.” (Münâzarat: 85)
İnsanlık, uzun asırlardır “bilen” ama “hissedemeyen” bir aklın pençesinde kıvranmaktadır. Günümüz akademik dünyasında “Bilim-Din Çatışması” olarak sunulan bu olgu, Medresetüzzehra müfredatında yerini ortak bir “anlam inşası”na bırakır. Medresetüzzehra, bilginin bu parçalanmış doğasına indirilmiş bir şifa darbesidir. Bu çatı altında fen ve sosyal bilimler, sekülerizmin ruhsuz laboratuvarlarından ve materyalist felsefenin karanlık dehlizlerinden kurtarılıp, kâinat kitabının birer ayeti olarak yeniden okunacaktır/tanımlanacaktır.
2. SOSYOPOLİTİK MİSYON: İTTİHAD-I İSLAM VE BÖLGESEL BARIŞ
Medresetüzzehra, Türkiye için sadece tarihi bir nostalji değil, geleceğin eğitim vizyonudur. Fen bilimlerini “seküler körlükten”, din ilimlerini ise “geleneksel tutuculuktan” kurtararak; akıl ve kalbi birleştiren bir “Üçüncü Yol” sunmaktadır. Türkiye’nin mevcut siyasal ve toplumsal dar boğazlarını aşması, böyle bir zihniyet devrimiyle mümkündür.
Türkiye’nin bugün TİKA, YTB ve Maarif Vakfı gibi kurumlarla yürüttüğü kültürel diplomasi, Medresetüzzehra gibi köklü ve felsefi bir temel üzerine oturtulursa; Türkiye sadece “bina inşa eden” değil, “zihniyet ihraç eden” bir güç haline gelecektir.
Medresetüzzehra, sadece bir eğitim kurumu değil, Ortadoğu ve Anadolu’nun birliğini sağlayan siyasi bir çimento olacaktır. Bediüzzaman, Sultan Reşad’a sunduğu projede bu darülfünunun neden Doğu’da olması gerektiğini açıklarken, buranın “merkez-i hilafet” (İstanbul) ile “merkez-i İslamiyet” (Mekke/Medine) arasında bir köprü olacağını belirtir.
3. RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI’NIN MÜFREDATTAKİ EPİSTEMOLOJİK YERİ
Risale-i Nur, müfredatın içine hapsedilmiş bir “metin” değil, tüm bilimlerin üzerine inşa edildiği “zihniyet işletim sistemi”dir. Astronomi dersinde galaksilerin nizamı anlatılırken Risale-i Nur’un tefekkür metodu kullanılır; hukuk dersinde “adalet-i mahza” ilkesi üzerinden birey hakları temellendirilir; ekonomi dersinde ise “iktisat ve kanaat” prensipleri sürdürülebilir kalkınmanın ahlaki zemini olarak işlenir. Risale-i Nur, modern bilginin ruhsuz kalmasını engelleyen ve ona evrensel bir ahlak ile derinlik katan “epistemolojik bir omurga” işlevi görür.
Bu proje, ne geçmişin medresesine hapsolmuş bir muhafazakârlığı ne de bugünün köksüz modernizmini savunur. O, ikisinin en iyi yönlerini birleştiren “Üçüncü (bir) Yol”dur.
4. LİSANLARIN KARDEŞLİĞİ: “ÜÇ DİL TEK HAKİKAT” (BÖLGESEL BARIŞIN “LİNGUA FRANCA”SI)
Medresetüzzehra, dillerin birbirine duvar ördüğü bir coğrafyada, lisanları birer köprü kılma davasıdır. Diller birer siyasi sembol değil, kadim İslam medeniyetinin üç farklı ve muazzam kapısıdır.
Ezcümle; Medresetüzzehra Üniversitesinde Arapça, İslam medeniyetinin o devasa mirasını bugüne taşıyan vakar dolu lisanı olacaktır. Türkçe; bu coğrafyanın dirayeti, modern bilimlerin ve idari aklın disiplinli sesi olacaktır. Kürtçe; bölge halkının şefkatli ve mahzun sinesinden süzülen samimiyeti olacaktır.
Bu üç dilin aynı kampüste buluşması, sadece ismî ve resmî bir lisan eğitimi olmayacak; yüzyılların biriktirdiği o soğuk “ötekilik” duygusunun, ilmin hararetiyle eritilip buharlaştırılması misyonunu icra edecektir.
Devam edecek
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.