Abdulkadir CEYLAN
Büyük Bir Alim ve Veli Bir Zat: Seyyid Şefik Arvasi-4
Değerli dostlar! Bu yazımızda Seyyid Şefik Arvasi’nin Denizli Hapishanesi ve sonrasındaki hayatını ele almaya çalışacağız inşallah.
Risale-i Nur ve Nurculuk tarihindeki en mühim dönemlerden biri de Bediüzzaman ve talebelerinin Denizli Hapsine girmeleridir. Atıf Egemen Ağabeyin Denizli, Aydın ve Afyon'un Sandıklı civarlarında yaptığı nurani hizmet ve faaliyetleri neticesinde, fevkalâde inkişaf ve dindârâne vaziyetler, münafık ehl-i dalâlet ve bunlara alet olmuş dine mensup ehl-i bid'atın nazar-ı dikkatlerini büyük çapta celbetmeye sebep oldu. Aslında Isparta'da yapılan büyük hizmetler karşısında bu bir zerre gibiydi. Fakat Atıf Ağabeyin hizmetleri hücumlarına bahane olmaya müsaid görüldü. Nihayet, mesele, Denizli vilâyetinin Çivril kazasının müftü ve vâizinin rejime dayanarak, Atıf Egemen Ağabeyle ve Nurlu hizmetiyle muaraza şeklinde kendini gösterdi ve fiilî durum aldı.
İlim ve hakkaniyet noktasında Atıf Ağabeyin elindeki Nurlu risalelere karşı âciz kalan ve tutunamayan müftü ve vaiz, çok maalesef ki, meseleyi büyüterek Hükûmete kadar götürdüler. Bu arada fırsatı ganimet bilen ve bekleyen zındık komiteler hükümeti evhamlandırdılar. Emniyet kuvvetleri harekete geçti. Atıf Egemen Ağabeyin o sıra hizmet sahası olan Denizli Vilâyeti Çivril kazasının Homa nahiyesinde taharriyata giriştiler. Burada bazı el yazma nur risaleleriyle birlikte, bir nüsha da Beşinci Şua risalesi ellerine geçmiş oldu. Hadise büyük yaygaralarla büyütüldü ve Atıf Egemen ile bir kaç Homalı masum arkadaşı 1943 Temmuz ayı sonu veya Ağustos başında tevkif edildiler.1
Mesele hazırlanmış planlar çerçevesinde büyütülerek Ankara’ya bildirildi. En önemli bir meseleymiş gibi Ankara bile meşgul ettirildi. Bütün mesele de "Beşinci Şua Risalesi" idi. Reis-i Cumhur İsmet, Başbakan Şükrü Saraçoğlu, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel hadise ile direkt ilgilendiler. Denizli Valisi her tarafa şifreli telgraflar gönderdi. Özellikle Isparta ve Kastamonu Valiliklerine... Isparta bu meselede daha çok dikkatle arandı. Eylül ayı içinde birçok masumlar Isparta'da tevkif edilerek hapsedildi. Üstadın Kastamonu'daki menzili de bu hadisede ilk olarak 14.8.1943 günü şiddetli bir şekilde didik didik arandı. Ancak 5. Şua bulunamadı. 17.9.1943'te Üstad zehirletilerek menzili yeniden arandı yine 5. Şua bulunamadı. 20.9.1943 günü Üstadın evi yeniden arandı. Kimler geliyor, gidiyor diye gizli ajanlar vasıtasıyla gözetlendi. Aynı günde Üstadın hizmetkârı Çaycı Emin'in evi de didik didik arandı. Fakat hiç bir şey bulunamamıştı. Bu son defaki Üstadın evinin aranmasında odun ve kömürlerin içleri ve altları da aranmıştı. Kömürlerin altına saklanan "Yirmi dördüncü Lem'a" Risalesi -ki kadınların örtünmelerini emreden Ayet-i Kerimenin ilmî bir tefsirinden ibarettir- bulunmuştu. Sikke-i Tasdik-i Gaybi’nin parçaları vesaire de ele geçmişti. Ama bu Yirmi Dördüncü Lem'a Risalesi bahane olmuştu. Bu risale olsaydı, olmasaydı, yine de bu tevkif mutlaka olacaktı. Ama bu, bir serrişte oldu. Halbuki hadise ve mesele Beşinci Şua Risalesi idi...
Böylece Hazret-i Üstad, son taharrî günü olan 20.9.1943'te Isparta savcısının gelen ta'limatı gereğince tevkif edilmişti. Evvela Kastamonu’da on beş yirmi gün kadar durduruldu ve sonra 13 Ekim 1943 günü Kastamonu’dan Isparta’ya gönderilmek üzere yola çıkarıldı. Üstad önce Ankara’ya oradan Isparta’ya oradan da Denizli’ye gönderildi.2
Denizli Hapsinin sebebi Tarihçe-i Hayat’ta da şöyle anlatılır: “Risale-i Nur’un neşriyat ve fütuhat dairesi gittikçe genişliyor. İştiyakla Nurları okuyanlar günden güne ziyadeleşiyor. Risale-i Nur’daki harika kuvvet ve tesiratın neticesini müşahede eden gizli İslamiyet düşmanları yine bir entrika çevirip Risale-i Nur’a ve müellifi Bediüzzaman’a sû-i kastla, "Bediüzzaman gizli cemiyet kuruyor, halkı hükûmet aleyhine çeviriyor, inkılapları kökünden yıkıyor, Mustafa Kemal’e deccal, süfyan, din yıkıcısı diyor, bunu hadîslerle ispat ediyor" gibi bir sürü bahaneler ve planlarla ittiham edilerek, Kastamonu’dan Denizli Ağır Ceza Mahkemesine yüz yirmi altı talebesiyle beraber 1943 senesinde sevk ediliyor.”3
Isparta cezaevinde toplattırılmış olan mazlum Nur talebelerinin ekserisi, buradan 25.10.1943 günü kömür ve saman vagonlarıyla Denizli’ye sevk edildiler. Burada Savcı hemen Nur talebelerini sorgulamaya başladı. Sorgulama işini çarçabuk bitirerek hemen dosyayı yerli cahil bir ehli vukufa tevdi etti. Birkaç gün sonrada; 8.11.1943’te birinci ehli vukufa tevdi edilen dosyanın raporu geldi. Gelen rapor çok cahilane olduğu kadar, hainane ve garazkarane idi. Hz. Üstad, rapora şiddetli itiraz etti. Raporun mahiyetini çürüten bir mukayeseyi mahkemeye ibraz etti ve ikinci bir ilmi heyet talep etti. Denizli Ağır Ceza Mahkemesi tarafından bu talep kabul gördü. Ve hadise dosyası, kitap ve evraklarla birlikte Ankara Ağır Ceza Mahkemesi eliyle yüksek bir ilmi heyet teşkil ettirilmek üzere 9.3.1944 tarihinde Ankara’ya yollandı. Bu heyet kısa bir zaman içinde Nur Risaleleri, mektupları ve dosyayı inceledi. Ve raporlarını 22 Nisan 1944’te oybirliğiyle hazırlayıp, ilgili mahkemeye teslim etti.4
Ehl-i vukuf tarafından, "Bediüzzaman’ın siyasî bir faaliyeti yoktur. Onun mesleğinde cemiyetçilik ve Tarikatçılık mevcud değildir. Eserleri İlmî ve Îmanîdir, Kur’an’ın bir tefsiridir." diye rapor veriliyor. Mahkemeye verilişindeki ittihamlar, delilsiz ve ispatsız olduğu için, bir takım uydurma bahane ve tertiplerden ibaret olduğu anlaşılıyor. Neticede, Bediüzzaman büyük bir müdafaa yapıyor. Nihayet, mahkeme ittifakla 16/6/944 tarih ve 199/136 sayılı beraat kararını veriyor. Yüz otuz parça Risale-i Nur Külliyatının hepsine serbestiyet verip sahiplerine tamamen iade ediyor. Beraet kararını, Temyiz Birinci Ceza Dairesi, 30/12/1944 tarihli ilâmla ittifakla tasdik edip, Risale-i Nur Davasının Hakkaniyeti kaziyye-i muhkeme halini alıyor.
Bediüzzaman Said Nursî ve Talebelerinden bir kısmı, hapiste dokuz ay kaldıktan sonra beraet kararı üzerine tahliye ediliyor. Fakat Said Nursî Hazretlerini, hapishanede zehirliyorlar, ölüm tehlikesi geçiriyor! Cenab-ı Hakkın inayetiyle kurtuluyorsa da, tarihte hiçbir kimseye yapılmayan zulüm, işkence ve ihanetlere mâruz bırakılıyor. Bediüzzaman, gizli dinsiz münafıkların tahrikatiyle girdiği bütün mahkemelerde olduğu gibi, bu idam plâniyle verildiği mahkemede de hak ve hakikatı, pervasızca ve ölümü hiçe sayarak haykırıyor. Üstad Bediüzzaman, Denizli hapsinde "Meyve Risalesi"ni te'lif etmiştir. Bu Risale, bilâhare Asa-yı Musa Mecmuasının başında neşredilmiştir. Meyve Risalesini, iki Cuma gününde te'lif etmiştir. Hapishanede bulunan bütün Nur Talebeleri ve diğer mahpuslar, Meyve Risalesini yazmışlar, o risalenin hakikatlariyle iştigal etmişlerdir. Hapishaneye kâğıt sokulmuyordu. O eser, gizlice yazılmıştır. Hattâ kibrit kutusuna yazmışlar ve bu gibi şartlar altında çalışmışlardır!”5
Seyyid Şefik Arvasi de hiçbir yasal suçu olmadan İstanbul’da tutuklanıp Denizli Hapsine atılanlardandır. Necmeddin Şahiner bu konuda şu bilgileri verir: “1943'teki Denizli hapsinde o da Üstad'ıyla birlikte dokuz ay mevkuf bulunmuş ve sonunda beraat etmiştir. Denizli'ye götürülmeden evvel 41 gün İstanbul Emniyet Müdürlüğünde bulunmuş, sonra da Denizli'ye sevk edilmiştir. Denizli'den verilen beraat kararında ismi Mehmed Şerif Eryuvası diye geçmektedir. Burada iki yanlış bir aradadır. Soy ismi alırken cahil memur, Arvasî'yi Eryuvası diye yazmış, mahkemeciler ise Şefik'i Şerif diye yazmışlardır.”6
Seyyid Şefik’in tutuklanmasının tek nedeni kendisine Risale-i Nurların verilmesi olarak görülüyor. İstanbul’da mukim İnebolulu Emin Uzun ağabeyin mahkeme müdafaasındaki7 şu cümleler konuyu ortaya koyuyor: “Naşirlik” cihetine gelince: Yalnız Seyyid Şefik ve Şemseddin Yeşil ve Mehmet Öğütçü ve Mustafa Hemdem gibi dört ilim adamına kitap vermekliğim iddia ediliyorsa, bu zevatın istemeleriyle ve müellif ve memur ve vaiz olmalarıyla verilmiştir. Koca İstanbul’da yalnız bu dört adama dinî kitap vermek, bu iddianın butlanına kifayet eder. Eğer makam-ı iddianın, iddiaları gibi naşirlik vesaire gibi bir maksad-ı mahsus takip etseydim, İstanbul gibi bir milyonu mütecaviz bir şehr-i azîmde belki bu eserlerden binler kişide çıkması lâzımdı. Gerek polis tarafından evvelce yapılan tahkikat ve gerekse yüksek mahkeme tarafından İstanbul’a gönderilen talimatname ile yapılan tahkikat bunu ispat eder.”8
Seyyid Şefik, Denizli Hapsinde sürekli Bediüzzaman Said Nursi ile diyalog halinde hatta sırdaşları arasında olup, önemli işlerini havale ettiği bir talebesi olarak arzı endam ediyor. Denizli hapsi maznunlarından İnebolulu Ziya Dilek’in bir hatırası şöyledir: "Üstad parasının gasbını bize bildiriyordu ve demişti: "Param hiç kalmadı. Şimdi bana bir evliyaullahtan hediye kalan bir keçemi size gönderiyorum, bunu benim için satın..." Keçeyi çok kimseler almak istiyordu. Bu yüzden fiatı yükseldi. İçimizde zengin arkadaşlarımız vardı. Fazla para verip bunlar almak istiyordu. Nihayet hadiseyi Seyyid Şefik Efendi Üstad'a bildirdi. Gelen cevapta, Üstad Hazretleri: "Çarşıda rayiç fiyatını öğrenin. Sonra da talipliler arasında kur'a çekin, kime düşerse o alsın" diyordu. Çarşıda soruşturduk, kıymeti otuz Iira takdir edildi. Kur'a çektik, almasını çok ısrar ile isteyen Nur postacısı lâkabını almış İnebolulu Ahmed Köroğluna düştü ve keçeyi o aldı..."9
İnebolulu Selahaddin Çelebi ağabey anlatıyor: "İstanbul ulemasından Gönenli Mehmed Efendi, Seyyid Şefik Arvasî, Vaiz Şemseddin Yeşil, Emin Uzun, Mustafa Hemedan ile hep bir koğuştaydık. Bediüzzaman Hazretlerini bir sabah namazında Cami’de gördükleri şayiası yayılınca, bu konuşmaları ihbar telâkki ederek kendisini iç koridorlardaki münferidde hapsetmişlerdi.”10
İbrahim Fakazlı ağabey, hapishanedeki kötü vaziyeti şöyle anlatıyor: “Bir gardiyan beni yüksek duvarlarla çevrilmiş bir arsaya, oradan da harabe bir banyo dairesine koydu. Daha sonra gelen kardeşlerle orada bekledik. Akşamleyin o ufacık banyolukta İstanbul ekibi Seyyid Şefik, Gönenli Mehmed Efendi, Şemseddin Yeşil vesaire... Mehmet Migenli, Hilmi, Sadık Beyler, Mehmet Tevfik Yakamercan, Kastamonu mangası da 20 kişiden fazla idik. Üzerimize kapıyı dışarıdan kilitlediler. Üst üste ancak ayakta duruyor bir halde orada kaldık. Sabah olunca her türlü ihtiyacımızı temin ediyorlardı. Gecede bir kaç kere def-i hacet icap eden yaşlı arkadaşlar için boş bir teneke vermişlerdi. Onunla idare ediyorlardı. Böylece bir hafta kadar orada kaldık. Sonra bizi daha büyükçe bir barakaya aldılar. Orada da su ve hela yoktu.”11
126 kişinin yargılandığı dava 15 Haziran 1944 günü sona erer, mahkeme Bediüzzaman ve talebeleri hakkında beraat kararı verirken, Yargıtay 1. Ceza Dairesi’de 30 Aralık 1944 tarihinde verdiği kararla, Savcı tarafından temyiz edilen Denizli Ağır Ceza Mahkemesinin beraat kararını onaylar. Ancak Arvasi karardan kısa bir süre önce tahliye edilir.12
Seyyid Şefik, tahliyeden sonra tekrar İstanbul’a döner ve hizmetlerine devam eder. Özellikle öğrenci yetiştirir. Meşhur öğrencilerinden biri de Sahaflar Şeyhi diye meşhur olan El-Hac Muzaffer Özak’tır. Ayrıca Kürt Ulemasından Sadreddin Yüksel de teberrüken Seyyid Şefik’ten İcazet almıştır. Seyyid Şefik’in çok geniş bir çevresi vardı. Ömer Nasuhi Bilmen, Mahmut Sami Efendi, Sadık Dana, Enver Baytan, Nimetullah Yurt vb. alimlerle dostluk ve sohbeti vardı. Yine Kürt ulema ve aydınlarından Abdürrahim Zapsu, Musa Anter, Pertev Zapsu, Av. Medet Serhat, Mehmet Beyazıt, Mehmed Mihri Hilav, Gıyaseddin Emre, Abdurrahman Nursi, Abdülmecid Nursi, Halil Hayali, Kemal Badıllı vb. ile sıcak ilişkileri vardı. Gıyaseddin Emre’nin babası Şeyh Maruf’lada görüşmüş ve mektuplaşmıştır.13
Mehmet Fırıncı ağabey bu zat hakkında şunları anlattır: "Onu bayramlarda ziyaret ederdik. Eyüp Sultan'da oturuyordu. Daha evvel de Sultan Ahmed Camii İmamıydı. Merhum İbrahim Fakazlı ağabeyle Denizli hapsinde aynı koğuşta kalmışlar. Hatta Mehmed Feyzi ağabey (bunu Sungur ağabeyden dinlemiştim) Seyyid Şefik Arvasi'ye bilmeden bir su-i edepte bulunurum diye koğuşunu değiştirtmiş.14
1969 yılında, yıllarca özlemini çektiği memleketine gitmiş, Nurşin ve Ohin'i de ziyaret etmiştir.15 Vefatından altı ay önce doktor olan oğlu trafik kazasında vefat edince büyük bir metanet ve tevekkül örneği sergiledi.16
Kayser Hoca anlattı: (Aslen Bitlisli olup şimdi İstanbul Çağlayan'da oturur.) "Üstad Hazretlerinin eski talebelerinden olan ve son hayatını İstanbul'da bitiren Seyyid Şefik Efendi'nin son vefat hastalığı sırasında ziyaretine gitmiştim. Hacdan da yeni dönmüştüm. Seyyid Şefik son saatlerini yaşıyordu. Biraz oturdum, ayrılmak için ayağa kalkarak elini öptüm, müsaade istedim. Beni yeni tanıdı ve elimden tuttu, dedi: "Bu bizim Kayser değil mi?" Evet Seyda, dedim. Bunun üzerine işaret ederek oturmamı istedi. Oturdum, zemzem suyunu pamukla dudaklarını ıslatmamı istedi. Öyle yaptım. Biraz sonra dedi ki: "Kayser! Hani biliyorsun ya, ben imanımın hüsn-ü hatimesi için hep ağlardım ya... Şimdi bunu müjde edebilirim ki; ilhamen benim Risale-i Nur talebesi olmaklığımla imanım hüsn-ü hatime ile neticelenecek inşaallah"17
Seyyid Şefik Arvasi 13 Mart 1970’ te İstanbul’da uzun yıllar yaşadığı Eyüp Hüsrev Paşa Dergahı’nda vefat eder. Doğduğu topraklardan uzakta, 14 Mart günü Sultan Ahmed Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından binlerce kişinin elleri üzerinde taşınarak Edirnekapı Necati Bey Mezarlığı’nda defnedilir. Şefik Arvasi bu mezarlıkta yakın arkadaşı, dostu Abdurrahim Zapsu ile birlikte yan yana yatmaktadır.18
Değerli dostlar! Bu yazımızla Seyyid Şefik Arvasi’ye dair yazdığımız yazıları bitirmiş olduk. Elbette Seyyid Şefik hakkında yazdıklarımız deryadan ancak bir damladır. Geniş bilgi için dipnotlarda verdiğimiz kaynaklara bakmanızı rica ederiz. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun. Allah (c.c.) bizleri şefaatine nail eylesin. Bir başka yazıda buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz. Selam ve dua ile.
Dipnotlar:
1. Abdülkadir Badıllı, Bediüzzaman Said-i Nursi Mufassal Tarihçe-i Hayatı c. 2, Timaş Yayınları, İstanbul 1990, sh. 965
2. Geniş bilgi için bkz. Mufassal Tarihçe-i Hayat c. 2, sh. 964-1090 arasındaki kısımlar
3. Bediüzzaman Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, Envar Neşriyat, sh. 399
4. Abdülkadir Badıllı, Hakkı Müdafaa Cephesi Bediüzzaman Said Nursi, Ajans Yıldırım Yayınları, İstanbul 1997, sh. 259
5. Tarihçe-i Hayat, sh. 399-400
6. Necmeddin Şahiner, Son Şahitler 1, Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1993, sh. 53
7. Prof. Dr. Ahmed Akgündüz, Arşiv Belgeleri Işığında Bediüzzaman Said Nursi c. 3, Osav Yayınları, İstanbul 2015, sh. 1154
8. Bediüzzaman Said Nursi, Müdafaalar, Zehra Yayıncılık, İstanbul 2006, sh. 191-192
9. Mufassal Tarihçe-i Hayat c. 2, sh. 1000
10. Necmeddin Şahiner, Son Şahitler 2, Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1993, sh. 115-116
11. A. g. e, sh. 179
12. Veysel Aydeniz, Seyyid Şefik Arvasi, Nubihar Yayınları, İstanbul 2013, sh. 67
13. A. g. e, sh. 79-87
14. Salih Okur, Said Halim Paşa ve Bediüzzaman’la İlgili Bir Hatıra, 15. 3. 2013 Cevaplar.Org; https://www.cevaplar.org/content/said-halim-pasa-ve-bediuzzaman-la-ilgili-bir-hatira
15. Müfid Yüksel, Sadreddin Yüksel Hoca’nın Ardından, Tezkire Dergisi, Sayı: 41, Kasım-Aralık-Ocak 2005, sh. 207
16. Misbah Eratilla, Bediüzzaman’ın vefalı talebesi Seyyid Mehmet Şefik Arvasî, Yeni Asya, 23 Mart 2025; https://www.yeniasya.com.tr/misbah-eratilla/bediuzzaman-in-vefali-talebesi-seyyid-mehmet-sefik-arvasi_607746
17. Abdülkadir Badıllı, Bediüzzaman Said-i Nursi Mufassal Tarihçe-i Hayatı c. 3, Timaş Yayınları, İstanbul 1990, sh. 1698
18. Aydeniz, a. g. e, sh. 89
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.