Sistem, fark ve benzerlik

Ey kurnaz düşman, bir azizi avlamak için
Oltana yem olarak azizleri geçirmektesin

Shakespeare

"Sistem" konusuna "İslam'ın farkı nedir?" sorusundan hareketle bakmadığımızda, İslam-dışı düşünceleri, anlayışları olumlayan, seçkinleştiren ya da onun gücü karşısında acziyet belirten, kompleks üreten bir perspektife teslim oluruz.

Bu durumda İslam, tefessüh etmiş bir medeniyetin, Batı'ya karşı yenik düşmüş bir yönetim tarzının, halkların hakkını korumaktan ve onları geleceğe taşımaktan aciz kalmış bir hukuk sisteminin "öznesi" olarak, yine de kimi güzel hususiyetlerinin hatırına, gündelik hayata kültürel planda katılma hakkı tanınmış bir inanış biçimine dönüşür.

Nitekim son on yıldır, İslamcı olarak bilinen kimi aydınların, muhafazakarların, liberallerin mevcut yerli sistemle (ve o sistemin belirleyicisi olan Batı'yla) bir çatışmaya girmemek, –hâşâ- sahibi Batı olan bir zamanı ve gücü tartışarak boşa harcamamak için İslam'la – modern sistemlerin benzerlikleri üzerinden sentezci anlayışlar geliştirmeleri bu "yenilmiş özne" algısının bir sonucudur.

Son tahlilde İslamcılar'dan beklenen, İslam'dan onun nevi şahsına münhasır bir siyasi - ekonomik sitem kurma, bilim geliştirme,"İlahi olandan beşeri bir yapı oluşturma"(!) gibi taleplerden vaz geçmeleri ve ulema tarafından şeriatın beş maksadı sayılan dinin, canın, malın, aklın, neslin korunması hususunun bugün Batılı demokratik ülkelerde pekâlâ sağlandığını da görerek susmalarıdır.

Bu gerçekleştikten sonra, "Batılı – demokratik- bir sistemde nasıl daha iyi Müslüman olunur" gibi sorulara cevap aramalarında bir sakınca görülmeyeceği, hatta ilgili cevapların bulunmasında yardımcı bile olunacağı sıkça belirtilmektedir.

İstitraden söylemeliyim: geçtiğimiz günlerde Star'da bu vb. şeyleri söyleyen bir yazar vardı ancak ben şimdiki değerlendirmemi (konunun ciddiyeti ve Hayrettin Karaman'ın son yazılarıyla farklı boyutlar kazanması nedeniyle) o yazarın kişisel yaklaşımına göre değil onun da ilgili görüşleriyle kısmen temsil ettiği "genel" muhafazakar, liberal yaklaşıma göre yapmayı tercih ediyorum ve kimsenin bundan kişisel bir rahatsızlık, taşkın bir alınganlık üretmeyeceğini umuyorum.

"İslamcılardan beklenenler"in "İslam'ın farkı nedir?" sorusundan değil "yenilmiş özne" algısından, Batı üstünlüğünün şartsız kabulünden doğduğu tartışma götürmeyecek kadar açıktır. Çünkü söz konusu beklenti, benzeme tutkusunu içkin olan benzerlik arayışının kendi içinde doğal sayılabilecek bir sonucudur.

İslamcılar ise farklı olma niyetini içkin olan fark'ta ısrarlı olmalarıyla "İslam'ın farkı nedir?" sorusunu sorarak muhafazakar, liberal bakışın (ve onların mezkur beklentilerinin) karşısında yer alıyorlar.

Söz konusu fark açısından önce "sistem" konusuna bakalım:

Hz. Ali 661 yılında şehit oldu. Suriye Emevileri 662, Abbasiler 750, Endülüs Emevileri 765'te kuruldu.

Hz. Ebubekir'in halife seçilmesiyle birlikte kıpırdanmaya başlayan, Hz. Osman'ın hilafetinde iyice belirginleşen halifenin kimliğiyle ilgili ihtilafın bu üç devletin kuruluşuna aynı zamanda bir rahmet olarak yansıdığını düşünürsek (ki, bunun için fetihlere bakmak yeterli olacaktır) Müslümanların sistem arayışlarının Peygamberimizin ve ilk iki halifenin zamanındaki hayatı yeniden gerçekleştirmeye yönelik bir "ide-al"e bitişik olduğunu görürüz.

Diğer bir söyleyişle, belirli bölgelerde yönetilenlerin din algısına ve zamanın şartlarına göre Müslümanca bir sistemin kurulması, velayet sahibi Müslümanlarca yönetilmesi bile onun İslami olarak nitelenmesi için yeterli sayılmamış, İslam coğrafyasında dünden bugüne hep daha iyi bir sistem, haliyle daha iyi yönetici ideali içinde olunmuştur.

Ancak bu devletin reddi anlamında bir ideal değildir. Devletten maksat İslam'ı öğrenmek, onun hükümlerini güven, huzur, esenlik içinde yaşamak ve İslam'ı yeni nesillere doğru aktarmak için bir erk'i gerçekleştirmek olunca, evvel emirde Müslümanlara mahsus bir erkin oluşması gerekli görülmüş, fakat erk ve din ilişkisinde din öncelendiği için bu manada hep ideal bir sisteme erişmenin gayreti de sabit olmuştur.

Müslümanlara ait son üç imparatorluk üzerinden baktığımızda da yine bu sonucun tahakkuk ettiğini görürüz: Hint-Moğol'da eklektik, Safevi'de Şiî-heterodoks, Osmanlı'da ortodoks-örfi sistem(ler)in kurulmasıyla, Hint'te İmam-ı Rabbanî'nin, Osmanlı'da Şeyh Bedreddin'in muhalefeti gibi din merkezli tashih ve yenileme talepleri iç-içe gelişmiş, bu da Müslümanları yukarıda belirttiğimiz nedenlerle erki sağlama ve ideal sistemi arama istikameti üzerinde tutmuştur.

Bitmedi, inşallah devam edeceğim.

Yeni Şafak

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.