Şişmanlığın ters yüz olan hikayesi: Eskiden güç demekti, şimdi kusur sayılıyor
Bugün pek çok toplumda şişmanlık tembellik, iradesizlik ya da sağlıksız yaşamla ilişkilendiriliyor fakat tarihin büyük bölümünde şişmanlık bir kusur değil, tam tersine imrenilen bir şeydi
Antik çağlardan Orta Çağ’a kadar pek çok toplumda fazla kilo, iyi beslenmenin, sağlığın ve refahın işaretiydi.
Özellikle kadınlarda şişmanlık doğurganlıkla, canlılıkla ve çekicilikle özdeşleştiriliyordu. Zayıflık ise çoğu zaman hastalık, yoksulluk ya da kıtlıkla ilişkilendiriliyor, olumsuz bir durum olarak algılanıyordu.
Orta Çağ ve Rönesans Avrupası’nda şişmanlık daha ikili bir anlam taşımaya başladı. Kilise aşırı yemeği günah sayıyor, ölçüsüzlüğü ahlaki bir sorun olarak ele alıyordu.
Ancak bu eleştiri çoğunlukla yoksullar için geçerliydi. Zengin sınıflar arasında dolgunluk hala statü göstergesiydi.
Dönemin ressamlarından Peter Paul Rubens’in tablolarındaki iri kadın bedenleri bu anlayışın görsel ifadesiydi. Bu bedenler bolluğu, bereketi ve dokunulmazlığı temsil ediyordu.
Osmanlı Devleti ve daha geniş anlamda İslam dünyasında da benzer bir durum vardı.
İslam, ölçülülüğü tavsiye etse de, saray çevrelerinde kiloluluk güç ve zenginliğin sembolüydü.
Abbasi halifeleri döneminde şişmanlık refah ve saltanatla ilişkilendiriliyor, dönemin tıp metinlerinde bu durum olağan hatta olumlu bir hal olarak yer alıyordu.
Hatta Osmanlı edebiyatçılarından Abdulhalim Galip Paşa, şişman kadınlar için şu beyitleri yazmıştı:
kara karı, kuru karı, keçi eti, durgun at;
mazarratül, mazarratül, mazarratül mazarrat.
beyaz karı, şişman karı, kuzu eti, yürük at;
faidattün, faidattün, faidattün faidat.
Genelde dini olarak eleştiriler bedenin kendisinden çok aşırılık ve niyet üzerinden yapılıyordu. Yani sorun kilolu olmak değil, ölçüyü kaybetmekti. Burada da yine kilonun anlamı kişinin toplumsal konumuna göre değişiyordu.
Afrika’nın birçok yerel kültüründe ise dolgun beden uzun süre boyunca saygınlık ve mutluluğun işareti oldu.
Özellikle kadınlar için kilo, iyi bakıldığını ve güvende olduğunu gösteriyordu.
Kamerun’da dile getirilen “Kilolu bir kadın, kocasının ona iyi baktığını ve zengin olduğunu gösterir” ifadesi bu anlayışı özetler nitelikte.
Bu toplumlarda zayıflık çoğu zaman hastalıkla, yoksullukla ya da ihmal edilmekle ilişkilendiriliyor, olumsuz algılanıyordu.
Bugün Batı’da ideal kabul edilen ince beden, bu bağlamlarda endişe verici bir durum sayılabiliyordu.
Dünyanın farklı bölgelerinde de benzer karşıtlıklar görülüyordu.
20. yüzyıl yüzyılın sonlarından itibaren bu tablo köklü biçimde değişti. Sanayileşme, ucuz ve sağlıksız gıdaların yaygınlaşması ve yaşam koşullarının dönüşmesiyle birlikte şişmanlık artık zenginlikle değil, çoğu zaman yoksullukla ilişkilendirilmeye başladı.
Günümüzde gelişmiş ülkelerde obezite oranları, genellikle düşük gelir ve düşük eğitim düzeyine sahip gruplarda daha yüksek.
Yani tarih boyunca ayrıcalık sayılan bedenler, modern dünyada damgalanan bedenlere dönüştü.
En çarpıcı değişim ise algıda yaşandı. Geçmişte şişmanlık bir güç göstergesiyken, bugün bireysel bir başarısızlık gibi sunuluyor.

“Nasıl bu kadar iyi besleniyorsun?” sorusunun yerini, “Neden kendine bakmıyorsun?” suçlaması aldı.
Oysa beden aynı beden, sadece değişen tek şey toplumun ona yüklediği anlam.
aa

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.