Sevad-ı Azam’a tabi olmak

Seçim dönemlerinde Nur Talebeleri arasında çokça dile getirilen ama daha sonra unutulan bir kelimedir sevad-ı azam.

 

Sevad-ı azam kimlerden oluşuyor? Sevad-ı azama tabi olunur mu? gibi sorulara cevap aranır.

İslam uleması arasında bu mesele net olsa da halk arasında fazla bilindiği söylenemez. Diğer teferruat meselelerinde olduğu gibi bu meselede de her kafadan ayrı bir ses çıktığını söylemek haksızlık olmaz.

 

Bununla eş anlamlı olarak Risale-i Nurlarda geçen üç kelime daha var:

1-İcma-ı Ümmet 

2-Rey’i cumhur

3-Meyelen-ı amme

 

“İcmâ-ı ümmet, şeriatta bir delil-i yakînîdir. Rey-i cumhur, şeriatta bir esastır. Meyelân-ı âmme şeriatta mûteber ve muhteremdir.” (Münazarat sh. 40) diyor Bediüzzaman Hazretleri.

 

Şimdi bu cümleyi hiç dikkate almadan sevad-ı azam kelimesinin geçtiği yerleri okuyup oralardan bir hakikat ortaya çıkarmak meseleyi açıklığa kavuşturur mu?

Kavuşturmaz, çünkü burada açık ve net hükümler var.

 

Günümüzde yukarıda saydığım bütün bu kelimelerin karşılığında tek kelime olarak kamuoyu bilinmekte ve kullanılmaktadır. Genç nesiller diğer kelimelere yabancıdır. Ancak belli bir eğitimden geçmiş insanlar bilebilir. Özellikle Nur Talebeleri bu kelimeleri ve manalarını bilme konusunda hayli mahirdirler.

 

Bir hadis-şerif biliyorum mana olarak söylüyorum, “Ümmetim dalalette birleşmez” mealinde.

 

İslamiyet’te kararların kaynağı dörttür.

Ayet, hadis, kıyas-ı fukeha, icma-ı ümmet

Zaten Üstadımız da bu hükümden hareketle yukarıdaki net ifadeleri kullanmış.

Sarih bir şekilde ayet ve hadisin olduğu meselelerde kıyas-ı fukaha ve icma-ı ümmete müracaat edilmez.

 

Siyaset değişken bir özellik arz ettiğinden galiben icma-ı ümmet diye bilinen kaynak esas alınabilir. En azından yakin verir, itminan verir.

“Şeriat-ı garrâda daima icmâ ve rey-i cumhur medâr-ı fetva olduğu gibi” (Sünuhat, Sayfa 52) hakikati bu meseleye ışık tutmaktadır.

 

Bazı yanlış örnekler vererek bu meseleyi sulandırmak yakışık almaz.

Mesela, deniyor, “Bu gün insanların çoğu namaz kılmıyor, içki içiyor veya faiz yiyor, yani yanlış yapabiliyor. O halde sevad-ı azama tabi olunması doğru değil.”

 

Bana göre bunu söyleyen bu meselede cerbeze yapıyor demektir. Zira saydığım meseleler hakkında sarih ayetler ve hadisler var. Peygamber Efendimizin (asv) uygulamaları var. Elbette bu meselede veya buna benzer meselelerde sevad-ı azama tabi olunmaz.

 

Aslında bu ve benzeri meselelerde de fiillerine bakılarak değil, fikirlerine bakılarak hareket edilse yine doğru karar verdiklerini görürüz. Yani namaz kılanların yüzdesi düşük bu topluma sorulsa “namaz nedir?” diye kahir ekseriyetinin “namaz ilahi bir emirdir kılınması gerekir” diyecektir.

 

Halk arasında dolaşan bir söz var. “Âlimin dediğini yap, ama yaptığını yapma” diye insanımız namaz kılmıyorsa bu demek değildir ki, namaza inanmıyor veya Allah’ın bir emri olduğunu bilmiyor. Elbette biliyor ama bir şekilde kılmıyor.

 

O nedenle sevad-ı azam yanlış gitmez, insanı yanıltmaz, tabi olmakta fayda var.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum