Prof. Dr. Şadi EREN
Âyet Kavramının Farklı Bir Yönü
Âyet kelimesi hem Kur’an ayetleri için hem de kâinat kitabını meydana getiren varlıklar için kullanılmıştır. Halkımız birinci manayı genelde bilmekle beraber, geniş Müslüman kitlelerin ikinci manayı pek de bilmediklerini söyleyebiliriz.
Kur’an-ı Kerim, âlemde gördüğümüz varlıklardan ve âlemde meydana gelen olaylardan “âyet” olarak bahseder. “Âyet” kelimesi “alâmet, emâre, ibret, mucize” gibi anlamlara gelir.[1] Mesela “bayrak, devletin bir alâmet ve ayetidir.”[2] Salt bir bez parçası olmanın ötesinde devletin bir sembolü olduğu gibi, her bir varlık da Allah’ın varlık ve birliğinin, kemâl sıfatlarının bir sembolüdür.
Şu ayetler, Allah’ın tekvinî ayetlerinden bir kısmını bize bildirir:
“Muhakkak ki, göklerde ve yerde mü’minler için ayetler vardır.
Sizi yaratmasında ve üretip yaydığı hayvanlarda yakîn sahipleri için ayetler vardır.
Gece ve gündüzün değişmesinde, Allah’ın gökten rızık sebebi olarak yağmuru indirip, bununla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde ve rüzgârları çevirmesinde de akıl sahipleri için âyetler vardır.
İşte bunlar Allah’ın ayetleridir. Onları hak olarak sana okuyoruz.
Artık Allah’a ve ayetlerine inanmadıktan sonra hangi söze inanacaklar?”[3]
Bu ilâhî ayetler bütün insanlığa hitap ettiği gibi, “tabiat olayı” olarak gördüğümüz “tekvinî ayetler” de bütün insanlığa hitap etmektedir. Fakat bu ayetlerden istifade edenler; “mü’minler, yakîn sahipleri ve akıl sahipleridir.” İnkârcılar veya şüpheler içinde kıvrananlar bu ilahi âyetlerden istifade edemezler, o âyetlerin ne anlama geldiğini bilemezler, nakıştan manaya geçemezler. Okuma bilmeyen birisinin, kitaba bakıp seyredip geçmesi gibi, kâinat kitabını seyredip geçerler.
Şu ayet, böylelerinin durumunu dile getirmektedir:
“Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, (inkârcı) insanlar onlara uğrar, yüz çevirip giderler.”[4]
Kâinata Allah’ın bir eseri olarak bakmayanların, bu ayetlerin dilinden anlaması elbette mümkün değildir. Mü’minler ise, gaybdan gelen Kur’ân’a kulak vererek, bu gaybî manaları hissederler.
Tabiattaki varlıklar, tabiî sebepler altında gömülü kalmış iken, Kur’an gelip onları yeniden canlandırmış ve bunları Allah’ın işaretleri olarak ortaya çıkarmıştır.[5] Yani, onları idrak ve bilinç alanımızda bilinmezlik ve müphemlikten, şehadet ufkuna taşımıştır. Bu bakımdan “Kur’an penceresinden güneşe baktığımızda o bir ayettir, işarettir, alâmettir, insanı başka bir varlığa doğru yönlendiren bir işaret levhasıdır. Onun varlık sebebi sadece aydınlatmak, ısıtmak ve bitkilerin büyümesine katkı sağlamak değildir. Bir ahlak varlığı olan insana, başka âleme doğru sinyaller saçmak da güneşin görevleri arasındadır.”[6]
Mevcudat “tekvinî âyetler”dir. Bunlar, Allah’ın “ol” emriyle vücut bulmuşlardır. Bediüzzaman şöyle der:
“Kur'an-ı Hakîm, şu Kur'an-ı Azîm-i Kâinatın en âlî bir müfessiridir ve en beliğ bir tercümanıdır. Evet o Furkan'dır ki; şu kâinatın sahifelerinde ve zamanların yapraklarında kalem-i kudretle yazılan âyât-ı tekviniyeyi cin ve inse ders verir.”[7]
Yani dillerini bilmediğimiz bu varlıkların ne gibi vazifeler gördüklerini Kur'ân bize ders verir.
Kur’an’ın gösterdiği zaviyeden âleme baktığımızda, sanki bütün varlıklar bizimle konuşmaya başlayacak, bize bir şeyler söyleyecek gibidir. Mevlâna, -mesela- ağaçların dilini bize şöyle anlatır:
“Şu ağaçlar, topraktan yaratılan insan gibidir.
Elleri mesabesinde olan dallarını, topraktan dışarıya çıkarmışlardır.
Ağaçlar o dallarla, halka doğru yüzlerce işaret ederler.
Kulak verenler de o işaretlerden hoşça ibareler anlarlar.
Ağaçlar, yeşil bir dil ile ve uzun bir el ile toprağın içinden sır söylerler.”[8]
“Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah’ı tesbîh eder”[9] ayeti, bu dillerin ve söyledikleri sırların tercümanıdır.
Izutsu, Kur’an ayetleri için “sözlü ayetler”; tabiattaki varlıklar için de “sözsüz ayetler” tabirini kullanır. Ardından, şu kıymetli değerlendirmeleri yapar:
“Kur’an’a göre, Allah insan ile konuşmak isterse birtakım ayetler gönderir. Bu durumda sözlü işaretlerle sözsüz işaretler arasında bir ayırım yoktur. Her ikisi de Allah’ın ayetleridir. Allah’tan insana doğru konuşmanın tipik bir örneği olan vahiy, Allah ile insan arasındaki konuşmanın yalnız bir bölümüdür.
(...) Allah, ayetleri kavrayabilecek olanlara her an ayet üzerine ayet gönderiyor. Kur’an’ın anlattığına göre, bizim ‘tabiat olayı’ dediğimiz şeyler, Allah’ın insanın işlerini yönetmesinin işaretleri, şu dünyada insanın rahat yaşayabilmesi için gösterdiği hikmet ve özenin delilleridir.
Nasıl ki yola dikilen işaretler, yolcunun gözlerini kendilerine değil, gideceği istikamete yöneltirse, her tabiat olayı da bizim dikkatimizi kendi üzerine değil, kendilerinin ötesinde olan bir istikamete yöneltmeye çalışır. Bu derin anlayışa göre, bir tabiat olayı artık bir tabiat olayı değildir. Bir işarettir, bir semboldür. Kur’an buna ‘ayet’ diyor. Kur’an’a göre, birer ayet olan bütün tabiat olayları Allah’ın zâtını, yahutta O’nun şu veya bu sıfatını ve iyiliğini, saltanat ve adaletini gösterir.
(...) Bu merhalede eşya, birtakım şifreler ile yazılmış şeylerdir. Başka deyişle, dünya büyük bir sembol kitabıdır.
(...) Sözsüz ayetlerin önemli bir avantajı vardır. Bunlar fiilen bütün insanlığa gönderilmiştir. Hiçbir aracıya gerek olmadan, herkese doğrudan doğruya hitap ederler.”[10]
Afak ve enfüsteki ayetlerin anlamlarını bilmek, ancak onlara Kur’anî perspektiften bakmakla mümkün olur. Bu perspektiften bakmayan bir bilgin, mesela bir astronomi bilgini, uzaydaki nizam ve intizamı diğer insanlardan daha iyi bilmekle beraber, işin sırrına eremez, kâinatın muammasını çözemez, varlıkların dilinden anlayamaz.
[1] İbn Manzur, Lisanu’l-Arab, XIV, 61-62
[2] Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’an Dili, I, 24
[3] Casiye, 3-6
[4] Yusuf, 105
[5] Fazlurrahman, Ana konularıyla Kur’an, s. 165
[6] Halis Albayrak, İnsan ve Gayb, s. 205
[7] Said Nursi, Sözler, s. 131
[8] Celaleddin Rûmî, Mesnevî, IV, 999
[9] Saff, 1
[10] Toshihiko İzutsu, Kur’an’da Allah ve İnsan, s. 126-128
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.