Habip ARTAN

Habip ARTAN

Ölüm gerçeği ve yakın zamanda vefat edenler

A+A-

Hafızamı şöyle bir etraflıca yokladım, 1973 yılından bu yana sağımda, solumda, önümde ve arkamdaki birçok yakınım, ağabey, dost ve kardeşlerimizin vefatına şahit olmuşumdur. Ölüm hakikati gözümüzün önünde her zaman ve an cereyan ediyor. Nasihat isteyene ölümün yetebileceği söyleniyor ama bu nasihatten nasibini alabilene ne mutlu. Bir hadis-i Şerifte yüce Peygamberimiz (s.a.v) “Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz” diye bizlere ders vermektedir. Bu anlamda ölümü hatırlamak adına, vefat eden yakınlarımızı yâd etmek, imkânımız varsa makberlerini ziyaret etmek bu dünyada vefat etmeden evvel kaçırılmaz fırsatlardır.

İnsanın yakınlarında birisi vefat etmeyene kadar ölüm hakikatini pek fazla idrak edemiyor sanki. Gördüklerim ve yakinen birlikte yaşadıklarımız bana göre birinci kuşaktan en başta 1973 yılında merhum babaannem bu mecburi istikamete doğru yol aldı. Ardından 1983 ve 1993 yılında her iki dedem daha sonra anneannem dar-ı ahirete irtihal eylediler. İkinci kuşaklardan, halam ve amcam, teyzem ve sonrasında babam vefat etti. Üçüncü kuşak olarak bildiğim kendi kuşağımdan, ilk önce benden bir yaş küçük olan kız kardeşimin vefatını duydum. 1974’te diğer kız kardeşimin vefatını hatırlıyorum. 1994’te ise hastalığı ile yakından ilgilendiğim diğer kız kardeşimin vefatı ile yüz yüze geldim.

Saff-ı Evvel ağabeyler

Saffı evvel ağabeylerden ismini en çok duyduğum, bizzat yakından tanıdığım ve gördüğüm, hatırladığım kadarıyla darı-ahirete irtihal edenleri sırasıyla sayacak olursam. Merhum Bayram Yüksel ağabey, Mustafa Sungur ağabey, Mehmet Birinci ağabey, Mehmet Kırkıncı ağabey, Abdulkadir Badıllı ağabey, Abdullah Yeğin ağabey, Mehmet Fırıncı ağabey, Hüsnü Bayramoğlu ağabeyi ve Mehmet Kutlular ağabeyi saymak mümkündür.

Yakından tanıdığım ağabey ve kardeşlerim

Urfa’da olmam itibariyle burada bir şekilde yakından tanıma fırsatı bulduğum, birlikte çalışma şerefine nail olduğumuz Risale-i Nurlara hizmetleri ile bilinen ağabeylerden birkaç satır da olsa kısaca bahsetmek istiyorum.

İsmail Turgut: İsmail Turgut ağabey 1985 yılından itibaren yakından tanıdığım, Kur’an-ı Kerim’i tek başına öğrenen, diğer İslami ilimler üzerinde kafa yoran, bu konuda kendisini yetiştiren, din görevlisi, aynı zamanda kaldığımız dershanede gönüllü danışmanımız olan ağabeyimizin üzerimizde emeği çoktur. Genç yaşta 1994 yılında hizmet yolunda iken elim bir trafik kazasında gayretli ve çalışkan bir o kadar da hareketli ağabeyimizi ebedi âleme uğurladık.

Tahir Küçük: 2001 yılında vefat eden merhum Tahir Küçük ağabey ile 1985’ten beri birlikteliğimiz devam ediyordu. Tahir ağabeyi de eşi ile birlikte yine bir trafik kazasında kaybetmiştik. Tahir ağabeyin Yeni Asya Kitabevi ismi ile çok küçük bir dükkânı vardı. Üç-beş sene boyunca Köprü ve Can Kardeş dergilerinin dağıtımını yaparak hem ona yardımcı oluyor hem de cep harçlığımı çıkarıyordum. 1990 yılında askerden dönüşümde Adıyaman’daki bölge toplantısında beni görünce “Urfa’ya tekrar gelmeyecek misin” diye sordu. Ben de “tabi ki seve seve gelirim” deyince, “dur bakalım, ben bir İsmail kardeş ile konuşayım, bir şekilde inşallah seni tekrar Urfa’ya alırız” dedi. Hakikaten beş-on gün sonra İsmail ağabey beni aradı. “Keçeli neredesin aylardır seni bekliyorduk” deyince dört aylık bir aradan sonra hemen Urfa’ya dönmeye karar verdim. Bu olayın gerçekleşmesi ile Urfa’dan kısa süre de olsa ayrılığım sona ermiş, kaldığım yerden devam etmeye ve bana verilen emekleri boşa çıkarmamaya karar vererek aynı zamanda kader tentenesinin bu şekilde örüleceğini sonradan idrak etmiş oldum.

Şaban Döğen: Önceleri Yeni Asya Yayınlarında neşredilen kitapları ile uzaktan tanışma fırsatımız oldu. Daha sonraları kurucusu ve sahibi olduğu Gençlik Yayınlarından Şanlıurfa’da YAYGAP Kitap dağıtım adına toptan kitap alışverişimiz olmuştu. Merhum Şaban Döğen ağabey her zaman indirim ve vade konusunda bizlere toleranslı davranırdı.

İsmail Kayan: Merhum İsmail Kayan ağabeyi de 2013 yılında yine elim bir trafik kazası sonucu kaybetmiştik. 1993 yılından itibaren Harran Üniversitesi’nde mesai arkadaşlığımızın dışında aynı camiada bir çatı altında bulunmamız itibariyle birçok hatıralarımız ve ondan aldığımız tecrübelerimiz kalbimizde yer etmiştir. Kayınpederimin de Batman’dan yakın arkadaşı olması itibariyle ona biraz daha yakın duruyor, bir sıkıntımız olunca ona başvuruyorduk. Rahmetlinin en çok sevdiğim taraflarından birkaçı, boş vakitlerini Kur’an ve dua okuyarak geçirmesi, hakkaniyetli olması, haklıya ve mazluma taraftar olması, işine dikkat edişi ve titizliği, seyahati çok sevmesi olmuştur.

Zübeyir Akçe: Zübeyir ağabey ile en son vefat etmeden evvel 2016 yılındaki bir kurban bayramı esnasında görüşebilmiştik. Zübeyir ağabey hem kardeş, hem mesai arkadaşım, birlikte uzun yıllar Harran Üniversitesi’nde idari görevlerde bulunduğumuz değerli bir ağabeyimdir. Zübeyir ağabey, Ekrem Kılıç ağabey ile arkadaş olması itibariyle onu akrabam gibi hissediyordum. Vaktiyle müstakbel eşimle ilk görüşmem ve kayınpedere bilgi alışverişini onun sağlaması açısından hayatımın o dönemlerinde önemli bir yere sahiptir. Zübeyir ağabey de ani kalp rahatsızlığı nedeniyle aramızdan bu dünya hayatı süresi bakımından erken ayrıldı. 28 Şubat sürecinde üniversitede ve bölümünde çok sıkıntılar ve baskılar gördüğüne şahit olmuşumdur. Vefat etmeden hemen önce kendisiyle gıyabında bir hatıram olmuştu. 1997 yılında çalışmış olduğu fakültedeki yöneticilerin baskı ve zulmü neticesinde hususi ve zorla kendisine verilen başörtülü öğrencilerin soruşturmasından birisinde el yazısıyla yapmış olduğu, başörtüsünü ve öğrencileri kahramanca müdafaa ettiği satırları gözlerim yaşlı olarak üst üste defalarca okuduğumu hatırlarım. Sırf öğrencilere ceza verdirmemek adına kendisini tehlikeye attığının şahidiydi bu okuduğum belge. Daha sonra bunun ceremesini merkezden uzak ilçelere sürgün edilerek çekmiş oldu. Son olarak doktorasını 28 Şubat nedeniyle uzatmalı da olsa bitirdikten sonra Mardin Artuklu Üniversitesine öğretim üyesi olarak naklen atanmış oldu. Zübeyir Akçe ağabey öğretim üyeliği esnasında hayatının geri kalan kısmını Risale-i Nur perspektifinde çalışmalar yürüttüğüne şahidimdir.

Ziya Karakılçık: Merhum Ziya Karakılçık hocamız 2017 yılında ansızın bir kap krizi sonrası bu dünya hayatına gözlerini yumdu. Onunla da Harran Üniversitesi’nin değişik kademelerinde idareci olarak ve aynı vakıf bünyesinde gönüllü çalışma arkadaşı olarak beraberliğimiz olmuştur. Benim açımdan Ziya hoca; sevecen, yardımsever, muhatabının yüzüne gülümseyerek yumuşak üslubuyla mukabele eden bir ağabeyimizdi. İlk evimi ve arabamı aldığımda, ev değiştirme esnasında sürekli ondan karz-ı hasen noktasında maddi yardım ve destek görmüşümdür. Borç istediğimde geri ödeme süresini bana sorar ve pazarlık etmezdi.

Nurettin Gürsoy: Merhum Nurettin Gürsoy ağabey ile Urfa’da kalmak istediğimiz vakıf ile ilgili olarak bana kefil olması ile başlar dostluğumuz. Allah razı olsun. 1985-1988 yılları arasında talebeliğim esnasında okuduğum kitapların birçoğunu ondan indirimli ve taksitli olarak alırdım. Kitap sahibi olmam ve okumamda onun katkısı bana çok olmuştur. Her memlekete gidişimde mutlaka onu ziyaret etmeyi ihmal etmezdim. Gerek yüz yüze ve gerekse telefon ile memleketin içinde bulunduğu sıkıntılar üzerinde kafa yorar ve görüş alıverişi içerisinde olurduk. Nurettin ağabey ile Urfa’da, Adıyaman’da ve yakın çevre illerde olan STK toplantılarında bir araya gelir onun görüş ve düşüncelerini bu ortamlarda gözünü kırpmadan ve medeni bir şekilde güzel bir üslup ile aktardığına her zaman şahidimdir. Doğrudan yana, haktan yana olur, mazlumun ve zayıfın yanında yer alırdı. Nurettin ağabeyin çok tuzunu ve ekmeğini, ikramını, çayını ve tatlısını yemiş birisiyim. 1985 yıllarından 1990’nın başlarına kadar Adıyaman’da mütevazı kitapevinde gençlere hizmet eden, okumaya ve okutmaya gönül veren birisiydi.

Ahmet Rüzgar: 1985 yıllarında Ahmet ağabey ile yakından tanışma fırsatım oldu. Ahmet ağabeyin Urfa’ya gelen birçok nur talebesi üzerinde emeği vardır. Köprü ve Can kardeş dergilerini her ay Haşimiye’deki Meçek Han’da mütevazı terzi dükkânına götürerek ona ulaşmasını sağlardım. Ahmet ağabey ile aynı vakıf çatısı altında olmamız itibariyle, yan yana, ele ele birçok çalışmamız olmuştur. Birçok karar süreçlerinde ortak paydalarımız olmuştur. Merhum Ahmet ağabey 2018 yılının başlarında ilerlemiş hastalığı ve yaşı itibariyle dar-ı ahirete göçmüş oldu. Son dört-beş yılını kronik hastalığın vermiş olduğu git gel ile yaşadı. Ahmet ağabeyi her sorduğumda nasılsınız dediğimde sürekli “iyinin iyisiyim” diyerek haline hep şükreder ve bundan hiçbir zaman şikâyetçi olmazdı.

Ekrem Kılıç: Son dönemin yetiştirdiği usta şair ve yazar Ekrem Kılıç ağabeyim olması yanında aynı zamanda kayınpederimdi. Birlikte Harran Üniversitesi’nde hem mesai arkadaşım hem de amirim olarak beş yıl süre ile emekli olana kadar çalışma fırsatım oldu. Bürokratik yazı dilinde edebi üslubu ondan öğrendim. Ekrem Kılıç ağabey de bir kalp rahatsızlığı sonrasında Ahmet Rüzgar ağabeyden bir hafta sonra aynı senede vefat etti.

Muhammed Benek: Merhum Muhammed Benek kardeşimle babası İsmail ağabeyin Ankara’daki bürosuna ara ara gidiş ve gelişlerimizde yakından görüşme ve tanışma fırsatımız oldu. Büroda her görüştüğümüzde yapmış olduğu çalışmaların eleştiri ve kritiğini yapmamızı isterdi. Ara sıra İsmail ağabey ile birlikte birkaç toplantıya beraber katılırken, babasının derinden derine daha yirmili yaşlarda onunla ilgilendiğini ve ona şimdiden iş ve projeler verdiğini gördüğüm olmuştur. Yakinen tahmin ettiğim kadarıyla ikinci bir İsmail ağabeyin ortaya çıkacağını ve ilerleyen yıllarda kendisinin fikir ve ideallerinin ancak Muhammed kardeş tarafından yerine getirilebileceğini sezmiş gibiydim. Allah rahmet eylesin genç yaşta o da ani bir trafik kazası sonucu aramızdan ayrıldı. Yarım kalan çalışmalarını tamamlamak inşallah yakın arkadaşlarına ve İsmail ağabeyin torunlarına nasip olur.

Gürbüz Aksoy: Merhum Gürbüz Aksoy hem ağabeyim, hem kardeşim, hem yol arkadaşım, hem vakıfta gönüldaşım, hem mesai arkadaşım ve hem de amirimdi. Hayatımda ilk defa yakından bir profesör öğretim üyesi ile tanışma ve görüşme fırsatım olmuştu. Cenab-ı Allah onda cesaretle şecaati, beyefendilikle zarafeti, cömertlikle mertliği, dürüstlükle adaleti, muhabbetle uhuvveti, ihlasla merhameti ve daha sayamadığım birçok hasleti bir arada vermişti. Adam gibi adam derler ya, aynen onun gibi, tarifi mümkün değil. Gürbüz ağabeyi de 2020 yılı başlarında kaybettik. Allah rahmet eylesin. Ana bilim dalında başarılı bir öğretim üyesiydi, yurt dışında ve içinde birçok yayını ve başarılı çalışmaları olmuştur. Hayatta olsaydı tahmin ediyorum ki korona virüs hakkında değerli çalışma ve önerileri olurdu.

Abdulhâkim Gönenç: Nam-ı diğer Seyda abi, Urfa’da hemen hemen her nur talebesinin gönlünde taht kurmuş ender bir şahsiyettir. Uzun yıllar aynı ortamında dualarını almak nasip olmuştur. Seyda ağabey vakıftaki derslere her geldiğinde en ücra bir köşede oturur ve dikkatlice dersi dinlerdi. Âlim, bilgili, takva sahibi, muktesit, Kur’an’ı, Hadis ve Sünneti ve Risale-i Nurları iyi bilen ve yaşayan birisiydi. Bayramlarda bazen aramayı unuttuğumuz olsa hemen bizi arar hal ve hatırımızı sorarak sıla-i rahmi tahattur etmemizi sağlar, lisan-ı haliyle bizlere örnek olurdu. En son kendisiyle 2019 Ağustos’unda Hac ibadetim esnasında Mekke-i Mükerreme’de telefonla görüşme imkânımız olmuştu, beni aradığında kendisine vekâleten bir umre yaparak Allah’tan sevabını ona göndermeyi dilemiştim.

İbrahim Dursun: Merhum Molla İbrahim Dursun ağabey ile Urfa’da 90 yıllardan sonra tanıştık, onu yakından tanımamız arkadaşımız olan oğulları üzerinden olmuştur. Mübarek bir insan olan İbrahim ağabey bütün oğullarını terbiyeli ve şahsiyetli yetiştirmişti, hangisi ile tanışmış ve çalışmış isem üzerinde doğruluk ve asalet mührünü gördüm. İyi ve kaliteli evlat yetiştirdiğine şahidim. İbrahim ağabey nüktedan birisiydi, güleç yüzlü, takva sahibi, kendi halinde ve âlim birisiydi. Ders ve okumalara katılır her zaman hayır ve duasını alırdık. Gençlik yıllarında aldığı maaşın tamamına yakınını Kur’an ve iman hizmeti yolunda harcamaktan çekinmezdi. İbrahim ağabey 2020 yılı ortalarında korona-virüs musibetinden dolayı ilk kaybımızdır.

Nimetullah Akay: Merhum Nimetullah Akay hocam ile 1989 yılında Urfa’da tanışmış olduk. Aynı özel eğitim kurumunda ve üniversitede mesai arkadaşlığımız ve kardeşliğimiz olmuştur. Uzun yıllar Urfa’da kaldı. Harran Üniversitesi’nde çalıştığı mesleğini, çok sevdiği tarih bölümünden 28 Şubat cebir ve zorlamalarından dolayı uzaklaştırılarak ilçelere sürüldü. Aynı dönemde doktora eğitiminden atılarak eğitim hakkı elinden alındı. Daha sonraki süreçte üniversiteden erken emekli olmak mecburiyetinde kaldı. Yarıda bıraktığı doktora eğitiminden mezun olduktan sonra Gaziantep’e yerleşti. Nimetullah hocam da aynen Zübeyir Akçe ağabey gibi 28 Şubat zulüm ve baskısından mağduriyet payesini almıştı. O da bulunduğu fakültede kendisine zorla verilen birçok başörtülü öğrenci kardeşlerimizin soruşturmalarında adeta paratoner vazifesi ifa ederek onların ceza almasını engellediğine bizzat gözlerimle şahidimdir.

Mehmet Kutlular: Merhum Mehmet Kutlular ağabey ile 1985 yılından 1995’e kadar gıyaben tanışmışlığımız olmuştur. 28 Şubat post modern darbesinden sonra karşı ve dik duruşu ile yakından tanıma fırsatım olmuştur. Aynı tarihlerde savunmuş olduğu fikirleri uğruna merhum biricik kızını kaybeden Mehmet Kutlular aynı zamanda 1999 depremi ile ilgili olarak sergilemiş olduğu dik duruşu nedeniyle bir yıl gibi bir süre hapiste yatmıştır. Hapisten çıktıktan sonra, 2003 yılından 2007 yılına kadar yılda bir kez de olsa İstanbul Güneşli’de ziyaret etme imkânımız olurdu. 2007 yılından sonra irtibatımız kesildi, 2012 yılından itibaren de hasta olduğunu duydum, en son 2021 yılı başlarında Merhum Mehmet Kutlular ağabey de dar-ı bekaya irtihal etmiş oldu.

Yakından tanıdığım ağabeylerimiz

Yakından tanıma fırsatım olduğu, istişare ettiğimiz, hem hal olduğumuz, aynı sofrada tuz ekmek yediğimiz Bursa’dan Merhum Eyüp Otman, Adıyaman’dan Hüseyin Özbey, Ali Fuat Köroğlu, Reşit Sayıner, Risale-i Nurlara hizmeti ile yakından tanınan Mustafa Kılıç (hoca abi), Urfa’nın tanınmış âlimlerinden Aziz Kutluay, Dergah Camii imamlarından Seyda Molla Sabri Yazar ve tarihçi-yazar Yavuz Bahadıroğlu’nu anarak onlara da Allah’tan rahmet ve mağfiret dilerim.

Cenab-ı Allah ahirete irtihal eden tüm ağabey ve kardeşlerimize, yakın ve uzak akraba ve dostlarımıza rahmetiyle muamele eylesin, mekânları Cennet olsun inşallah. El-hükmü-lillah vela havle vela kuvvete illa billah.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
7 Yorum