Himmet UÇ

Himmet UÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Necip Fazıl, gaibi kurcalayan çilingir

A+A-

Necip Fazıl’da bir bilgelik merakı olduğunu sezmekteyiz. O kendini bilge olarak nitelemiyor. Bazı şiirleri felsefecilerin kısmen çarpıcı imgelerine benzemektedir. Onun imajlarının, tasavvurlarının zihindeki planı sezme–intuition, değerlendirme (hoşlanma, duygulanma, emotion) düşünme, ratio intellekt, duyumlama (sansation) ve özelikle de imgeleme (imagination) gibi temel psişik devrelerden geçer.

Necip Fazıl‘ın tasavvurları imaj veya imgeleri herkes tarafından kabul edilmiş güçlü tasarımlardır. İmajın gücü, kendinden önceki duyumlama, düşünme, hoşlanma, değerlendirme, sezme devrelerinin gücünden kaynaklanır. Birçok şairin mutad imajlar üretmesi, zihnin üretim mekanizmalarını hazırlayan bu devreleri eksik bırakmasından ileri gelmektedir. O halde Necip Fazıl büyük bir sezgiye sahiptir, sezdiğini hisleri ile, duyguları ile donatmaktadır. Arkasından konuyu aklileştirme, duyumlama ve akabinde imaja çevirmektedir.

Mesela;
Kaçır beni ahenk, al beni birlik
Artık barınamam gölge varlıkta
Ver cüceye onun olsun şairlik
Benim gözüm büyük sanatkarlıkta.

İmajında evrendeki büyük ahengi görmüştür. Bu armoni ve ahenk birçok filozof tarafından aklileştirilmiş ve ifade edilmiştir. Necip Fazıl ahenksiz, tenasübsüz bir yaşama tarzından bezmiş kendisinin düzene kaçırılmasını istemiştir. Evrendeki ahenk mutlak bir zihnin apokaliptik düzeni ahengi kurmasıdır, şair oraya kaçmak ister.

Filozof ve felsefe hissettiği bir kozmik hakikati beşerin hisleri ile donatamaz, duygusal planda ona yaklaşamaz. Burada tesbit edilenler ahenk ve birlik denen evrensel tesbitlerdir, mutlakın nesnelere yansımasıdır. Bir müzik enstrümanının ahengi bir şahıs tarafından sağlanır, kainattaki büyük ahengin arka planında büyük bir tasarım ve uygulamacı vardır. Ve bu ahenk bütün hayatın devamını sağlar, en küçük varlıktan en büyüğe kadar herkes bu ahengin gereği yerini almışlardır, tıpkı piyanodaki notalar gibi.

Basit eşit boyutlu nesneler arasında düzen ve ahenk kolaydır ama farklı boyutta sayısız nesne ve olayları bir maksat etrafında toplamak ve onlardan bir gaye üretmek ancak güçlü bir gücün sayesinde olabilir. İşte kainattaki ahenk bu mütecanis olmayan nesneler arasında sağlanmıştır.

Şair mutlaktan eşyaya yansıyan bu ahenk ve birliği kendini mutlaka taşıması gereken bir imaja dönüştürür. İmaj aklı tatmin ettiği gibi duyguları da kucaklayan bir hakikate döner. Büyük düşünen adamlar, şairler düz ifade etmezler onlarda ani kırılmalar ve kreasyonlar görülür.

“Dokuz köyün sahibi, dokuzköyden kovulmuş” imajında olduğu gibi. Şair dokuz köyün sahibidir ama dokuz köyden de kovulmuştur. Bu aslında bir dönemin muhafazakar aydınının kaderidir. Ülkeyi ülke yapan onun felsefesidir o da, felsefesi de kovulmuştur. Toplumdaki yabancılaşmayı ifade eder.

Necip Fazıl insan, tabiat ve mutlak üçlüsü arasında imgeler üretir. İnsan hayatının belirli dönemleri ile mutlak arasında bulduğu uyumlar imgelerine kaynaklık eder. Tabiatın yine seçilmiş bazı dönem ve anları ile mutlak arasında kurduğu çağrışımlar imajlarını üretir. Bazen insandan mutlaka, tabiattan mutlaka gider, bazen mutlaktan insana gelir. Çünkü tabiat da insan da farklı cüzlerden oluşmasına rağmen bir ahenk ile hareket ederler bu da mutlaktan onlara yansımadır.

Necip Fazıl’ın nesneler evreni çok zengin değildir. Çağrışımlar daha çok insan ilişkileri, insanın temel hayati olguları etrafındadır. Yahya Kemal yücenin penceresinden bakar, Necip Fazıl ise mutlakın penceresinden bakar.

Baudelaire için söylenen şu değerlendirmeler biraz eksiği ile Necip Fazıl için geçerlidir:

”Baudelair’e göre tabiat okumasını, anlamasını, sökmesini bilenler için bir tapınak, hatta bir metindir, doğurganlığını kaybetmeyen bir hiyerogliftir. Görünmeyen gerçekleri görünür kılan, öznelliği ve bilinçaltını araştıran bir bilge kişi bir serüvencidir. Sözcükler de nesneler gibi birer simgedir ve şiir tek değil, çok anlamladır. Sonsuz yorum olanakları sergileyebilen her şiir, yazarından ve çağından bağımsızlığını kazanabilmiş bütünlüğü ve nesnelliği yazarına, çağına ve belli yorumlara indirgenemeyen ölümsüz bir eserdir. (Nejat Bozkurt, Felsefe İncelemeleri .s 246)

Mutlak

Mutlak üzerinde en idealist fikirlere Alman filozofu Schelling sahiptir. Onun felsefesi tam bir mutlak felsefesidir.

Düşünce fiziki ve ahlaki evrenin hem gözü hem de üreten ilkesidir. Filozofun diyalektiği her şeyi oluşturan Tanrısal diyalektiğin örgür olarak yeniden tekrarlanmasından başka bir şey değildir. Din, kanunlar, töreler, kurumlar, hep mutlak düşüncenin ebedi ve içkin hareketinin sadık hayali olan düşünce hareketiyle açıklanır. Evreni kuran düşünce mutlak ve süreklidir. Herşey somut mutlak içindedir. Düşünce hareketi mutlak düşünceyi oluşturur. İnsan ruhunda Tanrı’nın oluşu genese demektir ve bunun son amacı insel ruha kendisinin mutlak olduğu bilincini vermekten ibarettir.

Schelling mutlakı düşünen özneyle düşünülen nesnenin ortak kökü saymış ve onu karşıtların özdeşliği ne ben ne ben olmayan sanmıştı. Bu görüşte eşya mutlaktan geldiği içn mutlakın dışındadır. Fichte’ye gör de mutlak özne ve nesne karşıtlığının biridir. Yani ben olmayan tarafından sınırlanmış olan bendir. Mutlak varlığın ve hareketin dışında olmadığı gibi bunlardan önce de değildir, belki bunların kendisidir ve bunların içindedir. Mutlakın kural ve amacı kendi içindedir. Hegel’e göre karşıtların özdeşliği evrensel ilerlemenin düşüncenin ve hayatın sırrıdır. Mutlaktan evrene ışıyan uyum, orantı, güzellik ve düzen bir küçük evren olan bireyde erdem olarak karşımıza çıkıyor.

Necip Fazıl ve Mutlak

Mutlakı arayan akıldır. Etrafı vesvese ve vehim ve şüpheler ile çevrilir. Ama Necip Fazıl aklın güçsüzlüğünü ve silahlarının yetersizliğini ifade eder.

Akıl kırık kanadı hiçin
Derdi gücü nasıl niçin
Bağlı perçin üstüne perçin. (Çile 24)

Akıl yırtık çuval, sökük dağarcıktır. (Çile 228)

Akıl sadece nasıl ve niçin sorularını sorar. Ama üstüste perçinler onun suallerine cevap almasını engeller. Özellikle mutlak konusunda büyük akıllar yani filozoflar dahi birşeyler söyleyememiştir. Bir şairin sözü de ona göredir. Akıl cücedir, bilmece salıncağında çocuktur. Akıl sadece kendini hayat karşısında idare hakkına sahiptir, kainatın büyük esrarını çözmeye kalkınca cücedir. Evrenin inşa mantığı insanı mühendis olarak kabul etmemiştir.

Cüce akıl bilmece salıncağında çocuk;
Bir ufacık fıçıcık içi dolu turşucuk. (Çile 266)

Filozoflar da aklın sınırlarını belirleyememişlerdir. Voltere, Felsefe Lügatinde ironik bir şekilde aklın zekanın sınırlarını belirler.

“Onlar her yandadır zavallı doktor. Kolunun ve ayağının arzuna nasıl itaat ettiğini, karaciğerinin nasıl etmediğini bilmek ister misin? Düşüncenin cılız idrakinde, şu çocuğun da bu kadının rahminde nasıl teşekkül ettiğini araştırıyor musun? Cevap vermek için sana mühlet bırakıyorum. Madde nedir? Eşitlerin bunun için onbin cilt kitap yazdılar. Bu cevherin bazı vasıflarını buldular, çocuklar da bunu senin kadar biliyor. Ama gerçekte bu cevher nedir? Senin bu hususta bir fikrin olmadığından daha iyisini beceremeyerek latince nefes manasına gelen bir kelimeden alıp esprit dediğin şey nedir?

Toprağa attığım şu buğday tohumuna bak da onun başakla yüklü bir sap meydana getirmek için nasıl yüklendiğini  bana söyle. Aynı toprağın nasıl olup da şu ağacın tepesinde elma, yanındakinde kestane yetiştirdiğini bana öğret. Sana böyle sahifelerce sualler sorabilirim ki hepsine de dört kelime ile cevap vermek zorunda kalırsın: Bir şey bildiğim yok.”

Necip Fazıl’ın mutlakı aramada araçları vehim, vesvese ve kurcalamadır. Kendini tarif eder. “Ben şairim gaibi kurcalayan çilingir.” Gaib ancak özel kişilere açılır. Necip Fazıl sınırlarını bilir o sadece kurcalayandır, harika bir kelime seçmiştir kurcalamak, ne yapsın ki başka. Haddini bilir şair. Bu yüzden kendine;

“Ben kimsesiz seyyahı meçhuller caddesinin” der. (çile 55)

Akıl bu işin içinden çıkamaz
Nasıl alsın deryayı
Kafe bir küçük kase
Akla yoktur çıkar yol
Ne hesap ne hendese. (Çile 196)

Vesvese ise onun annesidir. Doğup büyüten vesvesedir. Filozofların metadik şüphe dediği insanı geliştiren bir teşvik kamçısıdır.

Rahatlık senin deden
Benim annem vesvese
Bu ukdenin dilinden
Kalmadı anlar kimse. (Çile 197)

Sorular, arayış, gömlek, kapı, zar, kabuk, perde, duvar, sınır, meçhul, bilmece, esrar, düğüm, sır, zaman, ayna, gölge ve işaret. Bütün bunlar mutlakı araştırmanın kurcalamanın onun dilindeki imaj kapılarıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum