Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Uyarı

Sayın Cumhurbaşkanım,

Bugüne kadar en az üç kez size açık mektup yazdım. Kendimce milletimin geleceği için yapılmasını lüzumlu, yapılmamasını tehlikeli bulduğum bazı konularda size yazdım. Mesela gençlik, aile, sosyal medya, Milli Eğitim kanunu, Risale-i Nurların Diyanetin eliyle basılması, M. Kemal aleyhine işlenen suçlar kanunu v.b. milletimizi yakından ilgilendiren konularda sizi uyarmıştım. Mektuplarım size ulaştı mı bilmiyorum. Kanaatimi sorarsanız, böyle mektuplardan haberiniz bile olmuyor. Çünkü etrafınızda öyle kalın duvarlar örülmüş ki, vatandaşın sesinin o duvarları aşıp size ulaşması imkânsız gibi. Ama yine de son kez sizi, varoluşsal ve hayati bir konuda uyarmak istiyorum.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Siyasete atıldığınız günden beri açık yüreklilikle bu millete hizmet etmeyi amaçladınız. Bu millet de, beyaz bir atın üzerinde nasiyesi tertemiz, beyaz elbiseli ve lekesiz bir kahraman olarak sizi karşıladı ve sizden hiç kuşku duymadı. Çeyrek yüzyıldır defalarca seçime girdiniz, her defasında rakiplerinizi geride bırakıp milletin gönlünde taht kurdunuz.

Sayın Cumhurbaşkanım doğru… Bugüne kadar çok şeyler yaptınız. 50-60 yılda yapılamayan hizmetleri 15-20 yılda yapmayı başardınız. Devasa hastaneler, okul ve üniversite kampüsleri, sanat harikası adliye sarayları, tüneller, otobanlar, demir yolları, hızlı trenler ve daha neler neler… Bu milletin 100 yıllık geleceğini ve maddi refahını düşünerek çok çalıştınız. Kısacası eğitim, aile-gençlik ve sosyal medya dışında her şeyi pek güzel hale getirdiniz. Şu var ki, milletin geleceğini tehdit eden bu üç alanı başıboş bıraktınız. Bu üç alana doğru bir müdahalede bulunacağınız yerde, ne yazık ki partinizin eliyle yeni bir tehdit unsuru daha oluşturuluyor. Evet, eğer sizin Milletvekillerinizin marifetiyle TBMM’e sevk edilen ve: “Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılamaz” maddesini de içeren torba yasa kanunlaşırsa, şu kadarını söyleyeyim ki, hem kendinize hem millete yazık etmiş olursunuz. Belki de bu madde ile siyasi hayatınızı noktalamış olursunuz.

Çünkü “Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılamaz” maddesi öyle kapalı ve öyle sınırsız bir maddedir ki, Rahmetli Özal’ın kaldırdığı 163. Maddeye rahmet okutacak cinstendir. Yani, Kemalist bir savcı bu madde ile istediği kimseye istediği cezayı verebilir. Hatta husumetlisini bile bu madde ile mahkûm edebilir. Bir zamanlar İmam-Hatip ortaokul öğrencisi iken, yurtta arama yapıldı ve dolabımda 23. Söz bulundu. Sıkıyönetim mahkemesine verdiler. İyi niyetli askeri hâkim bana, “Oğlum neden bu kitapları okuyorsunuz? Bunlar çok tehlikeli kitaplar. Bunların yazarı olan Said Nursî Atatürk düşmanıydı ve siz onun eserlerini okuyorsunuz. Kimya-i Saadet gibi, ihyaü’l-Ulum gibi kitapları okusanıza…” dedi.

Ben de, “Bir bakar mısınız hâkim bey, bu kitabın içinde diden-imandan başka bir şey var mı?” dedim. Hâkim, “Evladım, öyle kanunlarımız var ki, sadece namaz kıldığın için seni mahkûm edebilirim. Çünkü namaz kılmakla laikliğe aykırı hareket etmiş sayılıyorsunuz. Kaldı ki sen, devlet tarafından yasaklanan Said Nursî’nin eserlerini okuyorsun; bu suçtur. Şimdilik takipsizlik kararı veriyorum ama bir daha böyle bir suçla karşıma gelirseniz sizi affetmem” dedi. Çünkü o hâkimin elinde, “devletin temel nizamlarını dini esaslara uydurmak” suçunu cezalandıran 163. Madde vardı.

Demek istediğim şu: Eğer ucu açık ve tam lastikli “Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılamaz” maddesi kanunlaşırsa, Atatürk ilke ve inkılaplarına yönelik hiçbir eleştiri yapılamaz. Mesela sarık övülemez, şapka yerilemez, Allah denilemez, onun yerine Tanrı denilmesi gerekir. Ezanın Türkçeye çevrilmesi eleştirilemez, Mustafa Kemal’in soyu, babası ve dedesi araştırılamaz, inançlı bir insan olmadığı hakkında bir fikir beyan edilemez. Hatta kurduğu parti bile eleştirilemez.

Sayın Cumhurbaşkanım, sana oy veren müminler, 5816 saylı Atatürk’ü koruma kanununu değiştirmenizi veya yürürlükten kaldırmanızı beklerken, Ayasofya’yı ibadete açıp tarihe geçen bir lider olarak, kalkmış müminleri boğacak bir kanun maddesini yasalaştırmaya çalışıyorsunuz. Bu ne yaman çelişkidir? İttifak ortaklarınızdan bazılarının bu madde için çaba sarf ettiklerini tahmin etmek zor değil. Çünkü özellikle ittifak bloğu oluşturulduktan sonra, devletin bürokrasisinde kaybolmaya yüz tutan Kemalizm ideolojisi, gözle görülür şekilde yeniden hortlamaya başladı. Eğer böyle bir kanun maddesi yasalaşırsa bu millet sizi affetmeyecektir, haberiniz olsun.

Sayın Cumhurbaşkanım, en az bunun kadar önemli bir konu daha vardır, Aile ve Eğitim… Sosyal medyada denetim olmayınca karı-koca, arkadaşlık sitelerine girip gayri meşru ilişkiler ağına dâhil oluyorlar. Sonunda çocuklar anne veya babalarını başka birisiyle görerek, bir ailede yaşanabilecek en feci ve dramatik bir hale düşüyorlar. Bu aile fecaatinin önüne geçmek için, kim ne derse desin, bir an önce sosyal medyaya ciddi bir denetim getirmelisiniz.

Eğitimi ve aileyi düzeltmek için çok şeyler denediniz, çok bakanlar değiştirdiniz; fakat ne yazık ki her iki kurumu da istenilen seviyeye getiremediniz. Bırakın istenilen seviyeye getirmeyi bu iki kurum, 25 yılda daha da çok yozlaşmış oldu. Okullara seçmeli ders olarak Kur’an ve siyer derslerini koydurdunuz, ancak maalesef bu derslerin faydası olmadı. İmam Hatipli gençler bile, sosyal medyanın etkisiyle adeta başları dönmüş durumda. İmam-Hatip liselerinden mezun olup ilahiyat fakültesine gelen birçok öğrenci Kur’an’ı bile yüzünden okuyamayacak durumda. Zaman zaman aile kurumu hakkında birçok acı gerçeği kendiniz dile getiriyorsunuz. Mesela demiştiniz ki:

Çağın Hastalıklarına Karşı elimizdeki en büyük imkân, varlığını güçlü bir şekilde devam ettiren aile kurumumuzdur. Bu açıdan adına aile dediğimiz mukaddes ocağın yaşatılması, tehditler karşısında korunması son derece önemlidir. Ailede çözülme olursa, millet olarak varlığımızın tehlikeye girmesi de kaçınılmazdır. Nesli muhafaza etmenin yolu da aile kurumuna sahip çıkmaktan geçiyor. Bu, olmazsa olmazımızdır. Keza devleti korumak da ancak aileyi korumakla, kollamakla mümkündür."

Evet, son derece içten ve samimiyetle konuşuyorsunuz. Fakat iktidar partisinin başı gibi değil, muhalefetin başkanı gibi konuşuyorsunuz Sayın Cumhurbaşkanım. Bunlar çok güzel sözler fakat acaba nikâh akdinin değersizleştirildiği, evlilik dışı ilişkilerin normal sayıldığı, evli çiftlerin zina yapmalarının serbest olduğu, boşanmanın adeta teşvik edildiği bu korkunç süreç nasıl oluştu, hiç düşündünüz mü?

Hatırlarsanız Sayın Cumhurbaşkanım, 26.09.2004 yılında yasalaşan ve 12.10.2004’te Resmi Gazete’de yayımlanan yeni TCK’da zina suçu yer almadı. İşin vahameti anlaşılınca zinaya tekrar suç vasfı kazandırmak için bazı milletvekilleriniz girişimlerde bulundular, fakat Avrupa Birliği’nin, zinanın tekrar suç sayılmasının tam üyelik müzakerelerine geçişi etkileyebileceğini duyurması üzerine bu girişimden vazgeçtiler. Böylece zina suç olmaktan çıkarak, yalnızca boşanma sebebi olarak kaldı.

İşte o günden sonra ailede ahlak gittikçe zayıflamaya başladı ve tükenme noktasına geldi. Nikâh değersizleşti ve sapkın ilişkiler çoğalmaya başladı. Her gün evli ve çocuk sahibi kadınlar, sosyal medyada tanıştığı erkeklere kaçıyorlar. Ve böyle bir iş yaptığından dolayı suç işlemiş sayılmadığı için yüzleri kızarmıyor. Ekranlara çıkıp kocasının, anne-babasının ve evlatlarının yüzüne bakarak “Ben filancayı seviyorum, artık kocama dönmeyeceğim” diyebiliyor. Keza ailenin reisi olacak erkek de çoluk çocuğundan ve ailesinden utanmadan birçok kadınla beraberlik yaşayabiliyor.

Sayın Cumhurbaşkanım, aileyi kurtarmak istiyorsanız zinanın tekrardan suç sayıldığı ve bir erkeğe kaçıp onunla birlikte yaşamanın, ya da bir kadınla birlikte yaşamanın de zina için karine sayıldığı bir kanun çıkarın ve zina suçunun cezasını ağırlaştırın.

Bizim gibi Müslüman bir ülkede evli kadınların çocuklarını bırakıp başka bir adama kaçması ve onunla birlikte yaşaması gerçekten arsızlıktır; bir yüz karası ve bir aile faciasıdır. Zira sizin de her zaman ifade ettiğiniz gibi sağlıklı bir aile ve toplum yapısı, öncelikle ahlaklı bir aile ortamını oluşturmaktan geçer. Böyle bir ortamın oluşturulabilmesi için karı veya kocanın zina yapması suç sayılmalı ve bu suça verilecek cezanın da caydırıcı nitelikte olması gerekmektedir.

Lütfen aileyi ve gençlerimizi keyfilik ortamından ve sosyal medya cenderesinden kurtarın ve 163. Maddeyi yeniden hortlatıp, Müslümanları mağdur edip kendinize de yazık etmeyin Sayın Cumhurbaşkanım.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
10 Yorum