Mehmet Asıf IŞIK

Mehmet Asıf IŞIK

Allah’a Misafir Olmak – 5 (Hac Arafat’tır)

ARAFAT’A YOLCULUK

Zilhicce ayının Terviye denilen 8.gününün akşamı, ertesindeki, yâni Arefe günü vakfeye durmak için Arafat’a doğru yola çıkılır. O gece Arafat Meydanı’ndaki çadırlarda gecelenir. Kafileler haricinde kendi şahsi imkânlarıyla gelenler veya mâlî imkânı olmayan hacılar orada burada, kızgın güneş altında açıkta. O vaziyette bir gölgelik bulabilene ne mutlu. Yine de herkes mukaddes bir mekândadır. Mümkün olduğunca her an ibadetle, namazla, Kur’an tilâvetiyle, duâyla, zikirle meşgul olup değerlendiriyor. Herkes elinden ve dilinden ne geliyorsa ve ne bilip yapabiliyorsa…

Bir önceki yazıda Âdem ve Havva cennette iken şeytana aldanarak yasaklanmış ağacın meyvesinden yiyip asi oldukları ve ceza olarak yeryüzüne ayrı yerlere indirildiklerine değinilimişti; Yıllar yılı ayrı kaldıktan sonra Arafat’ta buluşup birbirlerine kavuşmuşlardı. Bir yandan kavuşmanın diğer yandan gözyaşları dökerek yalvarıp yakarmış ve Cenâb-ı Allah’tan af dilemişler. Arafe günü Arafat’ta, o mübarek mekân ve makamda tövbeleri kabul edilmiş ve buna sevinmişlerdi.

Hacılar insanlığın ilk babası ve annesi olan Âdem ve Havva’nın tövbelerinin kabulüne nâil oldukları gibi onları taklit ederek ibâdetlerle, gözyaşlarıyla, samimâne duâ ve yakarışlarla, Allah’ın sonsuz rahmetini ümitle Arafat’ta af edilmenin sevincini yaşamak ister. İnsan denizini andıran Arafat Meydanı’nda sayıları yaklaşık 7-8 milyonu bulan hacılar öğlen vaktinde öğle ve ikindinin dörder rek’atlı farz namazlarını öğlen vaktinde takdim ederek (öne alarak) ve ikişer rek’at olarak kasr ve cem’ ederek (kısaltıp birleştirerek) edâ ettikten sonra vakfeye durur.

2024/06/15/arafat3.jpg

Milyonlarca el aynı mekânda ve aynı anda açılıp, kalpleriyle beraber âsumâna yönelir. Yeryüzünün her yerinden gelerek Arafat’ta toplanmış Allah’ın misafirlerinden, Arapça bilenler Hazreti Peygamber Efendimizin sözleriyle, bilmeyenler ise her milletten yüzlerce, belki de binlerce farklı dille Rahman ve Rahim olan Cenâb-ı Allah’tan af dileniyor, ümmet için hayırlar diliyor. Bütün kalplere hükmeden Allah’tan kalpleri, gönülleri, fikirleri Hak’ta ve hidayette birleştirmesini temennî ediyor.

Birçok hadis kaynağında Peygamber Efendimizin (sav) الْحَجُّ عَرَفَةُ "Hac, Arafat'tır." (Tirmizî, Hac, 57) buyurduğu rivayet edilmiştir. Haccın en mühim rüknü olan Arafat vakfesi Zilhicce ayının dokuzuncu, yâni Arefe günü kısa bir süre dahi olsa Arafat sınırlarında bulunmaktır ki, “duruş, bekleyiş” anlamındaki vakfe, haccın olmazsa olmaz şartıdır; vakfe yapılmadığı takdirde hac geçerli olmaz. Bundan dolayı ilim ehli, Arafat'ta durmayı (vakfeyi) kaçıran kimse, haccı kaçırmış olur, demişler.

Arafat'ın sembolik anlamı, kıyametin kopmasından sonraki diriliş ve toplanma günü olan mahşerde insanlar Allah’ın huzuruna çıkarılmış gibi, rahmetini umarak yaptıkları bilinçli bir duruştur. Arafat vakfesi, dünya imtihanına gönderilen her insana haşir ve hesaba çekiliş hakikatini henüz hayatta iken yaşatır. İnsana kulluğun sorumluluğunu ve hesaba çekileceği günü heyecanla, korku ve ümitle hatırlatır.

Arafat vakfesinin hem her ferde ve hem de ümmete bakan yönleri var: Ferdî yönüyle, kulun tövbelerle Rabbine yönelerek günahlarından arındığı, kulun Rabbi karşısında acziyetini kavradığı ve yeniden doğuşunu temsil ettiği bir yer olmasıdır. Burada mü’min, Zât-ı Risalet Efendimizi (sav) taklit ederek, sırtını Rahmet Dağı’na verip Kâbe’ye yönelerek İlâhî rahmete nâil olabilmeyi ümit eder. Bu vakfe, her inananın büyük mahkemede hesaba çekilmeden önce kendisini hesaba çekmesiyle yaptığı bir muhasebe ve murakabedir.

2024/06/15/arafat4.jpg

Ümmete bakan yönüyle, milyonlarca inananın bir arada bulunduğu, ibadet ve duâların zirveye ulaştığı bu vakfede dünyanın dört bir tarafından gelen ırkları, renkleri, dilleri, etnik aidiyetleri, milletleri, ülkeleri ve kültürleri ayrı fakat hedef ve gâyeleri aynı olan milyonlarca müslümanın Hz. İbrâhim’in (as) milleti üzere ve Allah katında tek din olan İslâm’a bağlılıkları bakımından birbirleriyle iman kardeşi olduklarını bilincini uyandırır.

Arafat vakfesi, bütün Müslümanları temsilen gelen hacıların oluşturduğu dünyada eşi benzeri görülmeyen bir büyük cemaat ve muhteşem bir zirvedir. Özellikle bugün İslâm topluluklarının içinde bulunduğu şu çok zorlu zaman diliminde tek yürek ve yekvücut olmaları sorumluluğunu ve zorunluluğunu hatırlatan soylu bir duruştur. Bu anlamlı duruşu yapan milyonlarca insan artık birer hacı olmuştur. Herkes tarif edilmez bir sevinç ve heyecan içinde o mânevî hazzı yaşıyor.

Özetlenecek olursa, “Hac, Arafat’tır.” beyanı, hac ibadetinin hakikatini bilmeyi, tanımayı, mânâsını ve maksadını incelikleriyle ve derinden hissederek anlayıp idrak etmeyi ifade eder. Dirilişi, mahşeri, büyük mahkeme öncesindeki bekleyişi tefekkür etmeyi, ölmeden önce ölmeyi, hesaba çekilmeden önce kendi muhasebesini yapmayı vesile bilmek demektir.

Pek çok hikmetle dolu, küllî ve çok boyutlu hac ibadetinin hicri takvime göre yılın 12. ve sonuncu ayı olan Zilhiccede yapılmasının ayrı bir önemi var. Çünkü birçok müfessir Fecr suresindeki, وَلَیَالٍ عَشْرٍۙ (Fecr/2) “On geceye and olsun.” âyetinde üzerine yemin edilen zaman diliminin Zilhiccenin ilk on günü ve gecesinin kast edildiğini ifade eder. Zilhicceden sonra hicri yeni bir yıl başlayarak Muharrem ayına girilmiş olur. Haram aylardan biri olan Zilhicce ay’ını ibadetlerle geçirenleri büyük mükâfat bekler.

ZİLHİCCE AYININ FAZİLETİNE DAİR BAZI HADİSLER

Bu ayın faziletine dâir bâzı rivayetlerde şu mealde buyurulmuştur:

  • Bu ayda oruca devam edin. Tövbe, duâ ve sadakayı gözetmeden yapın. Zira ben Resulullah’ın “Zihicce ayının faziletinden mahrûm kalanların vay haline!” sözlerini işittim. (Ebu Derda)
  • Her kim bu ayı ibadetle geçirirse, bir senelik hac ve umre yapanların sevabıyla aynı sevabı alırlar. (Hz. Aişe)
  • Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl (nafile) oruç tutmaya bedeldir. Bir gecesini ihyâ etmek de Kadir Gecesi’ni ihyâ etmek gibidir. (İbni Mâce)
  • Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, 700 misli sevap verilir. (Beyhekî)
  • Terviye günü (Arefe’den önceki gün) oruç tutup, günah söz söylemeyen Müslüman cennete girer. (Râmuz)
  • Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutan, her günü için yüz köle azat etmiş veya cihad edenlere yüz at vermiş yahut Kâbe’ye kurban için yüz deve göndermiş gibi sevap alır. (R. Nâsıhin)
  • Zilhiccenin ilk on günü, fazilette bin güne, Arefe günü ise on bin güne eşittir. (Beyhekî)
  • Allah indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi (Subhanallah), tahmidi (Elhamdulillah), tehlili (Lâ ilâhe illallah) ve tekbiri (Allah-u Ekber) çok söyleyin!” (Tâberânî)
  • Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan dua, tevbe reddolmaz. Ramazan ve Kurban Bayramı'nın birinci geceleri, Berat Gecesi ve Arefe Gecesi. (İsfehâni)
  • Bayram gecelerini ihya edenin kalbi, kalplerin öldüğü gün ölmez. (İbni Mâce)

Bazı rivayetlerde, “Cenâb-ı Allah’ın Arefe günü haricinde kullarını cehennemden daha fazla azat ettiği hiçbir gün olmadığı” ifade edilmiş. Bir diğer rivayette Allah-u Teâlâ’nın, Arefe günü meleklere, "Şu toza toprağa karışmış kullarıma bir bakın! Bunlar ne istiyorlar?" diyerek Arafat’ta bulunan hacılarla övündüğü buyurulmuş. Resûlullah Efendimiz, "Duâların en faziletlisi Arefe günü yapılan duâdır." ve ardından "Şeytan, Arefe günü görüldüğünden daha hor ve hakir, daha zelil ve öfkeli bir halde hiçbir zaman görülmemiştir. Bunun sebebi de onun, rahmetin indirilişini, Allah’ın büyük günahları affedişini görmesidir." buyurmuştur.

VEDA HUTBESİ ARAFAT’TA İRAD EDİLDİ

Peygamber Efendimiz (sav) hayat-ı saadeti boyunca ilk, tek ve son defa hac etmiştir. Veda haccı da denilen ve hicretin 10., milâdi 632 yılında, vefatından kısa bir süre önce yaptığı o hac esnasında ümmetine nasıl hac ede­ceklerini de bizzat göstermiştir. Haccın bütün vazifelerini ifâ ettikten sonra, öğleden önce Arafat’ta, bugün Nemire Mescidi’nin bulunduğu yerde, devesinin üzerinde “Ey insanlar” diye başladığı meşhûr Vedâ Hutbesi’ni bütün insanlığa îrâd buyurdu.

O gün, yüz binden fazla (bazı kaynaklarda yaklaşık yüz yirmi bin) kişinin bulunduğu cemaate hitap etmiş; hutbesinde Müslümanlara İslâm dininin temel ilkelerini özetle ilân etmiştir. Vedâ Hutbesi, Müslümanlar için bir nevi temel haklar beyannamesidir. Hutbenin ardından Mescid-i Nemire’de öğle vaktinde öğle ve ikindi namazlarını birleştirerek kıldıktan sonra devesine binerek vakfe yeri olan Cebel’ür-Rahme’ye gitmiş, Neb’a ve Nübey’a tepeleri arasında bulunan Nâbit Tepesi üzerinde devesinin sırtını kayalıklara vererek kıbleye yönelmiş ve güneşin batışına kadar dua ederek vakfesini yapmıştır. Gerçi Peygamber Efendimiz “Arafat’ın tamamı vakfe yeridir.” (Müslim, Hac, 149) hadis-i şerifi gereğince, Arafat sahasının her yerinde vakfe yapılabilir. Fakat hacılar, Efendimizin vakfeye durduğu yer ve çevresinde bulunmayı arzu ettikleri için bu bölge izdihamın en çok yaşandığı yer oluyor.

Hac ibadetinin fazileti, külli bir kulluk mânâsı taşımasıdır. Bir mü’minin kendisi gibi milyonlarca hacı ile aynı ibadeti yapması insanın itikadına ve imanına muazzam bir kuvvet vesilesi olur. Bundan dolayı kişinin cüzi ibadeti, külli ubudiyete döner. Risale-i Nur’da bu hususla ilgili birkaç bahsi aktaralım:

"... hacc-ı şerif bil'asale herkes için bir mertebe-i külliyede bir ubudiyettir. Nasılki bir nefer, bayram gibi bir yevm-i mahsusta ferik dairesinde bir ferik gibi padişahın bayramına gider ve lütfuna mazhar olur. Öyle de bir hacı, ne kadar âmi de olsa, kat'-ı merâtib etmiş bir veli gibi umum aktâr-ı arzın Rabb-i Azîm’i ünvanıyla Rabbine müteveccihtir. Bir ubudiyet-i külliye ile müşerreftir.

"Elbette hac miftahıyla açılan merâtib-i külliye-i rubûbiyet ve dürbünüyle nazarına görünen âfâk-ı azamet-i ulûhiyet ve şeâiriyle kalbine ve hayaline gittikçe genişlenen devâir-i ubûdiyet ve merâtib-i kibriya ve ufk-u tecelliyatın verdiği hararet, hayret ve dehşet ve heybet-i rububiyet 'Allahu Ekber', 'Allahu Ekber' ile teskin edilebilir ve onunla o merâtib-i münkeşife-i meşhûde veya mutasavvire ilân edilebilir." (Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, 16.Söz’den)

VEDA HUTBESİ

“Ey insanlar!

Sözlerimi dikkatle dinleyiniz! Bilemiyorum, belki bu yıldan sonra sizinle burada bir daha ebedî olarak bir arada olamayacağım!

Ey insanlar!

Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir; bunlara her türlü tecavüz haramdır.

Ashâbım!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hâl ve hareketinizden muhakkak hesaba çekileceksiniz! Sakın benden sonra eski dalâletlere (sapıklıklara) dönüp de birbiri­nizin boynunu vurmayınız! Haberiniz olsun ki, ben, önceden gidip Havuz’un başında sizi bekleyeceğim! Diğer ümmetlere karşı, sizin çokluğunuzla sevineceğim. Sakın, (günah işleyerek) yüzümü kara çıkarmayınız!

Ashâbım!

Kimin yanında bir emanet varsa, onu sahibine versin! Fâizin her çeşidi kaldırılmış­tır; ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz ne de zulme uğrayınız! Allah’ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Câhiliyeden kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdulmuttalib’in oğlu (amcam) Abbas’ın fâizidir.

Ashâbım!

Câhiliye devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan dâvâsı, (ceddim) Abdülmuttalib’in torunu (amcazâdem) Rebîa’nın kan dâvâsıdır.

Ey insanlar!

Bugün şeytan, sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyetini kurma gü­cünü ebedî sûrette kaybetmiştir. Fakat siz, bu kaldırdığım şeyler dışında küçük gördüğü­nüz işlerde ona uyarsanız, bu da onu memnûn edecektir. Dininizi korumak için bunlar­dan da sakınınız!

Ey insanlar!

Kadınların haklarına riâyet ediniz! Onlara şefkat ve sevgi ile muâmele ediniz! Onlar hakkında Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah’ın emâneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz! Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız, onların, âile şerefini hiçbir kimseye çiğnetmemesidir. Kadınların da sizin üzeri­nizdeki hakları, meşrû bir şekilde her türlü yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir. Bir kadının, kocasının izni olmadan, onun malından hiçbir şeyi, başkasına vermesi helâl ol­maz!

Kölelerinize gelince; onlara yediğinizden yedirmeye, giydiğinizden giydirmeye dik­kat ediniz! Affedemeyeceğiniz bir hatâ yaparlarsa, izin veriniz! Fakat onlara aslâ eziyet etmeyiniz! Çünkü onlar da Allah’ın kuludur.

Ey mü’minler!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman, müslümanın kardeşidir; böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz, helâl değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisi vermiş olsun...

Haksızlık yapmayın! Haksızlığa da boyun eğmeyin! Ahâlinin haklarını gasbetme­yin!

Ashâbım!

Kendinize de zulmetmeyiniz! Kendinizin de üzerinizde hakkı vardır.

Ey insanlar!

Her cânî kendi suçundan bizzat mes’ûldür. Hiçbir câninin işlediği suçun cezasını evlâdı çekemez! Hiçbir evlâdın suçundan da babası mes’ûl edilemez!

Ey insanlar!

Cenâb-ı Hak, her hak sâhibine hakkını (Kur’ân’da) vermiştir. Vârise vasiyet et­meye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa, ona âittir. Zinâ eden için mah­rûmiyet vardır. Babasından başkasına âit soy iddiâ eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisâba kalkan nankör köle, Allâh’ın gazabına, meleklerin ve bütün müslümanların lânetine uğrasın! Cenâb-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini ne de adâlet ve şehâdet­lerini kabûl eder.

Ey insanlar!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise top­raktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O’na karşı en çok takvâ sâhibi olanınızdır. Arab’ın Arap olmayana -takvâ ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

Ey insanlar!

Devamlı olarak dönmekte olan zaman, Allâh’ın gökleri ve yerleri yarattığı günkü du­rumuna dönmüştür. Bir yıl, ay ölçüsüyle on iki aydır. Bunların dördü harâm olan aylardır. Bunların üçü, arka arkaya Zilkâde, Zilhicce ve Muharrem; dördüncüsü de (Cemâziye’l âhir ile Şâban arasında olan) Receb’dir. Bu sene, haram ayları eski yerine geldi. Hac mevsimi Zilhiccenin onuncu gününe rastladı.

Ey mü’minler!

Size iki emânet bırakıyorum. Onlara sıkı sarıldıkça, yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emânetler, Allah’ın kitâbı Kur’ân ve Resûlʼünün Sünnet’idir.

Ey insanlar!

Allah’a ibadet edin! Beş vakit namazınızı kılın! Ramazan orucunu tutun ve emirle­rime itaat edin! (Ancak böyle yaptığınız takdirde) Rabbinizin cennetine girersiniz.

Ey insanlar!

Aşırı gitmekten (ifrattan) sakının! Evvelkilerin mahvolmalarının sebebi, dindeki ifratlarıydı. Hac amellerini (usûl ve âdâbını) benden öğrenin! Bilmiyorum belki bu seneden sonra bir daha sizinle burada buluşamayacağım! Bu nasihatlerimi burada bulunanlar, bu­lunmayanlara bildirsin! Olabilir ki, bildirilen kimse, (sözlerimi) burada bulunup da işiten­den daha iyi anlayarak muhâfaza etmiş olur.”

Sözlerinin burasında Resûlullah Efendimiz, yüz binin üzerindeki sahabesine sordular:

“−Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar; ne diyeceksiniz?”

Bütün ashab-ı kirâm bir ağızdan:

“−Allah’ın elçiliğini ifâ ettin; vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve nasihatte bulundun, diye şehadet ederiz!” dediler.

Bu şehâdetin ardından Peygamber Efendimiz, dinin tebliğine dâir:

“−Ashâbım! Tebliğ ettim mi?.. Tebliğ ettim mi?.. Tebliğ ettim mi?..” diyerek üç defa tasdik aldı. Sonra ellerini semâya kaldırarak Cenâb-ı Hakk’ın şehâ­detini diledi:

“Şâhid ol yâ Rab!.. Şâhid ol yâ Rab!.. Şâhid ol yâ Rab!..”

(Devam Edecek)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.