Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ
Cemaat ve 15 Temmuz
Cemaat kelimesi, topluluk manasındadır. İslam’da ilk cemaat Mekke’de Erkâm’ın evinde oluşmuş; ilk belirgin ve nizamî cemaat ise, Resûl-i Ekrem’in (s) Medine mescidini inşa etmesiyle meydana gelmiştir. Daha sonra Müslüman cemaatin bulunduğu her yerde bir mescit inşa edilmiş ve mescidin olduğu her yerde de düzenli bir cemaat oluşmuştur. Hatta Resûl-i Ekrem’in (s) ve dört halifenin, dağda veya düzlükte, namaz kıldıkları her yerde, Müslümanlar tarafından onları hatırlatacak bir mescit inşa edilmiştir. Kuba mescidi, Kıbleteyn mescidi, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali mescitleri gibi.
İslam bir cemaat dinidir. Hatta mescitler olmasa bile, Bediüzzaman’ın ifadesiyle yeryüzü bir mescit, Mekke bir mihrap, Medine bir minber ve Resûl-i Ekrem (s) bütün müminlere imam olarak kabul edilmiştir. Her mümin (إيّاك نعبد وإيّاك نستعين) dediği zaman kendisini, Resûl-i Ekrem’in arkasında, milyarlarca Müslüman’dan oluşan büyük cemaatin içinde hisseder. Diğer taraftan, dünyanın yuvarlak olması ve her zaman günde beş vakit namazın kılınıyor olması hasebiyle, dünyada geçen her saniyede bile mutlaka bir namaz kılınmaktadır. Bu açıdan baktığımız zaman yeryüzü büyük bir mescit ve bütün müminler büyük bir cemaat hükmündedirler.
İlk İmam Resûl-i Ekrem’dir (s). Müslümanlar o büyük İmama hem uyuyorlar hem de, İslam devletinin başı olarak ona itaat ediyorlardı. İtaat sırrına dayanan bu imam-cemaat ilişkisi, Peygamber’in (s) vefatından sonra da, aynı seviyede uzun müddet devam etti. Daha sonra cemaatler, mescitlerde namaz kılan cemaat ve cami dışında, geniş katılımlı “cemiyet” şeklinde olmak üzere iki kısma ayrıldı. Asr-ı saadette camiler basit yapılıydı, ama cemaatler büyük ve şuurluydu. Emevî ve Abbâsî dönemlerinden başlamak üzere camiler süslü ve mükemmel olmaya başladı, fakat cemaatleri hem küçük, hem cemaati oluşturan fertler, ilim ve ibadet şuuru bakımından asr-ı saadetteki müminler kadar güçlü değillerdi.
Asr-ı saadette cemaati oluşturanlar birbirinin hallerini sorarlardı. Kimin bir eksiği-gediği varsa tespit edilir, fakir ihvanların ihtiyacı giderilirdi. Mescitler adeta mahallelerin kalbi hükmündeydi. Bizim zamanımızda ise, mescitlerin böyle bir fonksiyonu hemen hemen hiç kalmamıştır. Cemaatin içindeki insanlar, zahiren birbirilerine benzeseler de kalpleri muhtelif ve düşünceleri farklı farklıdır. Hatta aynı mescitte namaz kıldıkları halde birbirilerini gıybet eden ve ötekileştiren cemaat mensupları da vardır.
Günümüzde ise dinden ve dindarlardan aldıkları destekle cemaati siyasileştirenler, menfaatlerine alet edenler, hatta bir istihbarat örgütü haline getirenler vardır. İşte 15 Temmuz 2016’da bu ülkede darbe yapmaya kalkışanlar, aslında meğerse “cemaat” görünümünde bir istihbarat örgütünün farklı derecelerdeki üyeleriymiş. Ne yazık ki bunlar, İslamî bir terim olan, “Cemaat” ismini bile kirlettiler. İşin garip tarafı canları pahasına örgüte bağlı olan tanıdık mensuplar, darbenin Fetö tarafından yapılmış olduğunu asla kabul etmiyorlar. İstanbul, Mardin, Rize, Muğla, Van veya Konya ve Niğde’de bu cemaatin mensubu olanlar ağız birliği yaparak, “Bizim darbeyle ne işimiz olabilir, elimizde silah mı var? Allah darbeyi yapanların belasını versin” diyorlar.
Aslında bedduadaki sözbirliği bile onların dini bir cemaat değil, aynı yerden emir alan bir istihbarat örgütü olduklarını açıkça gösteriyor. ABD’nin istihbarat örgütü CİA’nin bile giremediği dünyanın 160 ülkesinde 2000’den fazla okulda faaliyet göstermek, Türkiye M.E.B. bütçesi kadar para toplamak, öğretmenler ve idareciler tayin etmek bir dini cemaatin boyutunu aşar. Bugüne kadar 18 ülkede Türkiye Maarif Vakfı’na devredilen okul sayısı sadece 228’dir.
Cemaat mensuplarının, “Bizim darbeyle alakamız yoktur” şeklindeki sözleri bir mükâbereden, yani göz göre göre bir şeyi inkâr etmekten başka bir başka bir şey değildir. Çünkü onlar, böyle bir soru karşısında böyle bir cevap vermek üzere talimat almışlar. Aynı yerden emir aldıkları için ağız birliği yapmış gibi aynı şeyleri söylüyorlar. Ama 250 kişinin şehit olması ve 1500 kişinin yaralanması, yalan söylediklerinin en büyük delilidir. Üstelik Cumhurbaşkanının kaldığı oteli kuşatmaya gidenler, F-16 uçaklarıyla Meclisi ve Fetöcü olmayan Gölbaşındaki Polis Özel Harekât lojmanlarını bombalayanlar da bilinen Fetö mensuplarıydı.
Peki, darbe girişimiyle neyi amaçladılar? Terörle Mücadele Daire Başkanlığı'nın yayımladığı "FETÖ'nün İdeolojisi" raporuna göre örgütün amacı, Türkiye'deki mevcut egemenlik yapısını tamamen ele geçirip ülkeyi küresel bir güç odağının üssü haline getirmekti. Yani 15 Temmuz darbe girişiminin başarılı olması durumunda, devlet otoritesinin çökmesiyle ülkenin dış müdahalelere açık hale geleceği ve dolaylı bir parçalanma riskinin oluşacağı güvenlik uzmanları tarafından vurgulanmıştır. En önemlisi de, Türkiye’yi dış müdahalelere açık hale getirerek, sadece Türkiye’de değil, tüm İslam coğrafyasında ilel-ebed bütünlüğün sağlanmaması için zemin hazırlayacaklardı.
F. Gülen’in kurduğu örgüt, halkın kurban ve zekâtlarını toplayarak Türkiye üzerinde emeli olan Batılı devletlere hem maddi destek hem istihbarat sağladığı açıktır. Öteden beri Türkiye’ye karşı casusluk faaliyetleri içinde olan Almanya, İngiltere, Hollanda, Yunanistan, Avusturya ve ABD gibi devletlerle irtibatlı halde olmak ve hala o devletler tarafından destek görmek, dinden kaynaklı masum bir cemaatin işi olamaz.
Hatırlayın, Fethullahçı cemaat darbe yapmakta başarılı olmayınca kendilerinden çok, iplerini ellerinde tutan Batılı devletler şoke oldular. O kadar ki, 15 Temmuz 2016’dan birkaç gün sonra bile Türkiye’ye “Geçmiş olsun” diyemediler. Birkaç gün sonra dil ucuyla geçmiş olsun dedilerse de samimi değillerdi. Bu samimiyetsizliğin en büyük delili, hala firarî Fetöcüleri en iyi şekilde koruyup kollamalarıdır. Üstelik hala “Geçmiş olsun” diyemeyenler de vardır. Çünkü hiçbir Batılı devlet Fetö’yü terör örgütü kabul etmediği gibi hala oralardaki Fetö okulları açıktır ve Türkiye’den firar eden Fetöcüler Batı’da özgürce yaşamaktadırlar. Bu bile, bir ihanet şebekesiyle karşı karşıya olduğumuzu ve 15 Temmuz’da darbe girişiminde bulunanlarının iplerinin kimlerin elinde olduğunu açıkça gösteriyor.
Bir istihbarat örgütü olan bu cemaatin Türkiye’ye, fazla konuşulmayan üç büyük zararı daha oldu. Birincisi ve en büyük zararı, halkımızdaki semahat duygusunu zayıflatmasıdır. Halkımız öğrenci vakıflarına ve yoksulları koruyan cemiyetlere karşı, artık 2016’dan önceki gibi cömert davranmıyor. İkinci büyük zararı, artık halkımız çocuklarını, öğrencilere yurt temin eden vakıflara kolay kolay teslim etmek istemiyor. “Bunlar da fetöcüler gibi başımıza bir iş getirir, çocuklarımızın geleceğiyle oynarlar” diye çekingen davranıyor.
Üçüncüsü de, bazı insafsız ilahiyatçılar, siyasiler ve yazarlar, Fetö üzerinden Nur talebelerine dil uzatmaları ve onları da Fetöcü olarak görmek istemeleridir. Hatta Fetö ile hiç alakası olmayan yüzlerce Nur talebesi, bu haksız ithamlar sebebiyle işten atıldılar. Diyanet’in Risale-i Nurları basmasından rahatsız olan ve cemaatler hakkında Diyanet’e rapor yazan kötü niyetli bazı ilahiyatçılar, Kur’an tefsiri olan Nur külliyatı için, “Asıl bataklık Risale-i Nurlardır. Önce o bataklığın kurutulması gerekir” diyecek kadar, ilahiyat mesleğine zıt olan ahlaksızlığın en sefil örneğini gösterdiler.
Peki, Nur talebelerinin Fetöcülerle ilişkileri yok muydu? Kamuoyunda, Fetöcülerin de “Risale-i Nur” okudukları varsayımıyla Nur talebeleriyle yakın ilişki içinde oldukları sanılıyor. Oysa bu sanı doğru değildir. Çünkü Fetöcüler, F. Gülen’in kitap ve kasetleri dışında hiçbir kitap okumazlar. Dolayısıyla insaflı ve tarafsız bir gözle araştıran herkes, Nur talebelerinin vatandaşlık, komşuluk ve dindaşlık dışında Fetö ile hiçbir iltisaklarının olmadığını görecektir.
T.C. hükümeti bile MİT teşkilatı, Emniyet ve Jandarma istihbarat teşkilatlarına sahip olduğu halde bu hain örgütü 13-14 yılda ancak fark edebildi. Nur talebeleri onların bir istihbarat örgütü olduğunu nasıl anlasınlar? Kısacası herkes gibi Nur talebeleri de, istisnalar dışında, dindar görünen ve öğrencilere yardımcı olan bu cemaatin bazı üyeleriyle komşuluk, dindaşlık ve dostluktan öte bir yakınlık kurmadılar. Bu itibarla Nur talebelerini, Fetö terör örgütü ile iltisaklı göstermek insafsızlıktan öte bir ahlaksızlıktır. İlim ve ahlak sahibi olanların böyle bir vicdansızlığı yapmamaları icap eder.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.