M. Latif Salihoğlu'nun ardından

Çarşamba günü (30 Eylül 2026) Öğle namazına müteakip Kocasinan-Soğanlı semtlerinin kesişme noktasında bulunan Mimar Sinan Camii'nin avlusunda ya da çay ocağında dostlarla sohbet ediyorduk. Bu sırada dostumuz Salih Okur aradı ve kısa bir müddet önce hastaneye kaldırılan Yeni Asya yazarlarından Mehmet Latif Salihoğlu'nun vefat haberini iletti ve onu kaybettiğimizi söyledi ve cenazesinin ikindi namazına müteakip Güngören Fetih Camii'nden kaldırılacağını da ilave etti. Ben de meclistekilerden izin isteyerek Fahri ile birlikte Fetih Camii'ne doğru yola çıktım. İkindi namazına yetişmek üzere harekete geçtik.

Daha önce sosyal hesaplarından ağrı kesiciler yüzünden bazı organlarının hasara uğradığını paylaşmıştı. Ardından yakını Nurettin Sayan ile telefonda görüştük. Hastaneye kaldırıldığını haber verdi. Sonrasında yolda karşılaştık ve durumunu yeniden sorduk. Başka kanallardan da haberdar olduk. Ameliyat olmuş ve kalp kapakçıkları değişmiş lakin nefesini açmakta zorluk çekmişler. Entübe edilmiş, kritik hali atlatamamıştı. Sonrası çorap söküğü gibi geldi. Son bir iki gündür sıhhatinin takibini bırakmıştım ta ki Salih Okur'dan acı haberi alana dek.

En son Ankara'da bir sempozyumda beraberdik. Müfit Yüksel gibi arkadaşların da bulunduğu ortamda ara ara sohbet ettik. Ankara buluşması sırasında sıhhati iyi idi. Sonrasında bir iki yurt içi seyahatinde veya buluşmalarında soğuk algınlığına yakalanmış. Sonrasında bundan mütevellit hastalıkla pençeleşti.

Latif Bey seyahati ve kırları severdi. Hatta Yeni Asya'nın Sakarya Temsilcisi Sadettin Çelik bey sağ iken sık sık Adapazarı’na gelir ve dere tepe Geyve'de kamp kurardı. Ormanlara ve dağlara çekilirdi. Onun Barla'sı da Geyve idi. Bir ara haberleri Afrika'nın derinliklerinden; Burkino Faso'dan gelmeye başladı. Oradan makaleler gönderdi. Meğer bazı çocukları ve hısımları oraya yerleşmişler. Latif Bey de ziyaretlerine gitmişti.

Yeni Asya'da kitaplarından ve masasından oluşan bir köşesi vardı. Ortasında otururdu. Bizler de yazı işlerini teşkil eden aynı salonun etrafında dizilmiştik. Zaman zaman tarihi konularda sohbet ederdik. Tarihi konuları iyi takip ederdi. Hasan Pulur gibi tarihle günceli harmanlardı. Bana da Selahaddin Eyyübi'ye dair Namık Kemal'in bir kitabını vermişti. Kendi eserlerinden de takdim etmişti. Tarihin derinliklerine inerdi. Süyümbike’nin mücadelesini onun satırlarından öğrenmiştim. Vaktiyle cemaat dalgalanmalarında çeşitli badireler atlatmıştı.

Cenazesinde dağınık camiayı buluşturdu. Eski genel müdür Bekir Gönüllü, Faik Altun, Faruk Çakır, İsmail Tezer cenazede gördüğüm aşina simalar arasındaydı. İsimlerini hatırlayamadığım birçoklarıyla da cenaze namazı sonrasında hasbihal ettik. Cenazesi son yolculuğuna buradan uğurlandı. Akabinde sosyal medyada Davut Şahin’in (Demirhan Kadıoğlu) bir paylaşımıyla karşılaştım. Şöyle diyordu: Birer ikişer eksiliyoruz. En son Abdullah Eraçıkbaş aramızdan ayrılmıştı. Önden gidenlere selam olsun. Bizler de sıradayız.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.