Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Başa Gelen Musibetler ve Felaketler

Cenabı Allah Kur’an’da ﴿ وَمَا أَصَابَكُم مِّن مُّصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ وَيَعْفُو عَن كَثِيرٍ﴾ “Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar.” (Şura/30) Müfessirlerin bu ayetle ilgili genel kanaatleri şöyledir:

Allah açıkça insanın başına gelen her musibetin kendi yapıp ettikleri yüzünden olduğunu ifade etmiştir. Ayette, insanoğlunun gerek evrendeki fiziksel ve sosyal yasaları görmezden gelmesi ve gerekli önlemleri almaması, gerekse Allah’a isyan teşkil eden davranışlarda bulunması sebebiyle dünyada karşılaştığı sıkıntı ve felâketlerin kendi kusurunun bir sonucu olduğuna dikkat çekilmektedir. Fakat başka ayetlerde ifade edildiği gibi insanlar kusurlarının tamamından dolayı dünyada cezalandırılmış olsaydı hayat altüst olurdu. Nitekim Şura ayetinin devamında, Allah’ın bu hataların çoğunu affettiği, başka bazı ayetlerde de nihaî hüküm ve cezanın ahirete ertelendiği ifade edilmiştir.

Ne var ki insanlar, “Günahları olmadığı halde neden bazı insanların felaketlere maruz kalıyor?” sorusu üzerinde çok dururlar. Savaşlar oluyor; zalimler her şeyden habersiz evinde uyuyan masum kadınları ve bebekleri öldürüyorlar. Deprem oluyor; birçok masum insan göçük altında kalarak eziyet çeke çeke can veriyor. Yangınlar oluyor, çoluk çocuğuyla bir aile uykuda ölüme yakalanıyor. Vs.

İttifakla kabul edilen görüşe göre, sabırlarının sınanması, sevap ve yüksek mertebe elde etmeleri ve günahlarının bağışlanmasına vesile kılınması için masum insanların başına felaketler gelebilmektedir. Bu gibi sebeplerle, kusuru ve günahı olmadığı halde bazı insanların sıkıntı ve felâketlere maruz bırakıldığını gösteren ayet ve hadisler bu anlamda değerlendirilmelidir.

Bediüzzaman, Hz. Eyyub’a (as) gelen musibetle ilgili ayeti (21/83) tefsir ederken şöyle diyor: "Asıl musibet ve muzır musibet, dine gelen musibettir. Musibet-i diniyeden her vakit dergâh-ı İlâhiyeye iltica edip feryat etmek gerektir. Fakat dinî olmayan musibetler, hakikat noktasında musibet değildirler. Bir kısmı ihtar-ı Rahmânîdir. Nasıl ki çoban, gayrın tarlasına tecavüz eden koyunlarına taş atıp, onlar o taştan hissederler ki, zararlı işten kurtarmak için bir ihtardır, memnunâne dönerler. Öyle de çok zâhirî musibetler var ki, İlâhî birer ihtar, birer ikazdır. Ve bir kısmı keffâretü'z-zünubdur. Ve bir kısmı, gafleti dağıtıp, beşerî olan aczini ve zaafını bildirerek bir nevi huzur vermektir.” [2. Lema] Bunun üzerine söz söylemek fuzulilik olur kanaatindeyim.

Bediüzzaman’ın şu özdeyişi de dikkat çekicidir: “Musibet şerr-i mahz olmadığı için, bazen saadette felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar.” [Sünûhât, Rüyada Bir Hitabe]. Bunun anlamı şudur: İnsan olayları sadece kendi menfaatine göre değerlendirdiği için, büyük musibetlerin güzel taraflarını göremiyor. Söz gelimi, güneşin sıcaklığından azıcık rahatsız olsa veya yağmurdan azıcık zarar görse, o güneşin ve yağmurun külli maslahat ve hikmetlerini unutarak onun yokluğunu arzu edip yağmura ve güneşe sövüp sayabilir. Hatta "Keşke bu Güneş ve yağmur olmasaydı" diyebilir. İnsanın bu hastalıklı bakış açısı elbette musibetlerin hikmet ve saadet tarafını görmekten uzaktır.

Peki, madem felaketten de saadet çıkabilir, o halde başımıza gelen bela ve musibetlerden ne gibi dersler çıkarmalıyız? Bu soruya şöyle cevap verilebilir: Allah maddi musibetleri, hem imtihan için hem de gaflet ve dalalete gitmekte olan insanları ikaz için verir. Şayet insan bu musibetleri iyi değerlendirir ve dersler çıkarabilir ise, maddi zarara ve sıkıntıya bedel, birçok manevi fayda ve kazançlar elde edebilir. Musibetler insanı hem küfür ve inkâr bataklığından kurtarıyor hem de ahirette çok büyük servet ve mülkler edinmesine vasıta oluyor. Bu yüzden musibetler görünüşte acı verici ve sıkıntılı olsa bile, hakikatte güzel ve ferahlatıcı olabiliyor.

Bediüzzaman şöyle der: "Musibet-i amme, ekseriyetin hatasından terettüp eder. Musibet, cinayetin neticesi, mükâfatın mukaddimesidir." [Sünûhât, Rüyada Bir Hitabe]. Bu hususta şunlar söylenebilir: Musibetler insanların hatasının bir sonucudur, ama aynı zamanda İlahi merhametten neşet eden bir mükâfatın da başlangıcıdır. Yani Allah insanların hatasını, mesela savaş ve deprem gibi bir musibetle temizliyor, sonra temizlenmiş olanlara yeni bir ihsan ve ikramda bulunuyor. İnsanın başına gelen bir takım musibetler hataların bir neticesi ve başka nimetlerin gelmesine bir öncü ve mukaddimedir. Bediüzzaman bu sözü, Osmanlı’nın mağlubiyetiyle sonuçlanan birinci dünya savaşından sonra yazılan “Rüyada bir Hitabe” adlı makalesinde yer alıyor. Demek istiyor ki, Osmanlı devletinin yıkılması günahlarının bir neticesidir, ama nüfusun beşte birinin şehit ve gazi olarak velilik makamına çıkması büyük bir mükâfattır.

Şu anda 3. Dünya savaşının provası gibi devam eden İsrail ve ABD’nin İran halkını bombalaması meselesine gelince, kuşkusuz İran’da çok büyük acılar yaşanıyor. İran halkının veya İslam toplumunun hangi hataları bu belanın masumlara dokunmasına sebep oldu, elbette bilemeyiz. Hatta hataları varsa ve biliyorsak bile, onlar bombalar altında can çekişirken, “Şu hataları, başlarına bu musibetin gelmesine sebep oldu” demek Allah’ın ğayb ilmine bir müdahaledir. “İranlılar bunu hak etmişti zaten” demek ise, müdahaleden öte bir küstahlıktır.

Son zamanlarda, özellikle Arap âleminden bazı insanlar, “İran şu ve şu hataları sebebiyle bu bombalamayı hak ediyor” manasında videolar yayınlıyorlar. Oysa ne olursa olsun, kıbleye yönelen herkes bizim kardeşimizdir. Bediüzzaman ”İslam kardeşliği” konusunda dikkat çekici bir noktaya temas ederek özetle şöyle der: “Haricî düşmanların zuhur ve tehacümünde dahilî adâvetleri unutmak ve bırakmak” düsturu en ilkel kavimlerde bile temel bir kural olduğu halde, İslam’ın karşısında yer alan sayısız düşman varken, İslam’a hizmet dava edenlere ne oluyor ki, aralarındaki husumetleri unutmayıp düşmanların saldırılarına zemin hazırlıyorlar. Bu durum bir alçaklıktır, bir vahşettir ve Müslümanların hayatına bir ihanettir.” [22. Mektup] Evet, kâfirlerin silahlarıyla bombalanan masum halk için “Bunlar bunu hak ediyor” diyenlerin ellerine, ABD füzeleriyle öldürülen 175 kızın kanı bulaşır ve bu İslam kardeşliğine aykırıdır. Çünkü bu kâfir ordular Melhame-i Kübrada, “Bunlar Şiî, bunları bombalayalım. Bunlar da Sünnî, aman bunlara dokunmayalım” diye bir ayırım yapmayacaklar.

Bediüzzaman, “İttihad-ı İslam farzdır” diyor. Yani Müslüman devletlerini yönetenlerin en birinci vazifeleri İttihad-ı İslam için çalışmaktır. Bunun için üç aşamalı bir plan lazımdır. Önce Müslümanlar kendi aralarında bir ortak Pazar oluşturup servetlerini başkalarına kaptırmamalıdırlar. Ardından silah sanayilerini geliştirmelidirler. Üçüncü adım olarak da Ortak bir ordu kurmalıdırlar. Ne yazık ki bugün, Siyonistlerin komuta ettiği haçlı orduları İslam topraklarını bombalıyorlar ve “İslam Birliği Teşkilatına” üye olan 56 İslam ülkesinin liderleri bu savaşı şimdilik seyrediyor. İspanya ve gayri Müslim bazı ülkeler, ABD ve Siyonistlerin başlattığı savaşa kaşı durmak konusunda İslam ülkelerinin çok ilerisinde.

Böyle giderse Siyonistler, büyük İsrail devletini kurma projesinde kolaylıkla muvaffak olurlar. Oysa İttihad-ı İslam henüz olmamışken bile İslam ülkelerinin yapacağı çok şeyler vardır. Türkiye, Mısır, Pakistan, Endonezya, Malezya, Nijerya ve Suudi Arabistan bu savaşa ağırlıklarını koyabilirler ve koyacaklar inşallah. Bu savaş durdurulsun veya devam etsin [ki devam edeceğine dair kuvvetli işaretler vardır], kâfirler sonuç alamayacaklar. Resûl-i Ekrem (sav) Hadis-i şeriflerde bu büyük savaşa [Melhame-i Kübraya] işaret etmiştir. [Ebu Davud, Melahim, 4] Bu Hıristiyanların Armageddon'uyla ve İbranîcedeki Hermecedon ifadesiyle benzerlik gösterir. Hadiste, savaşın şiddetinden kuşların yorgun düşeceği bildiriliyor. Bu da günümüzdeki bombardımanların oluşturduğu etki alanının, kuşları dahi dehşete düşüreceğine bir işarettir.

Müslümanların saadeti İttihad-i İslam’dadır. Allah ittihad-ı İslam için yapılan duaları kabul etsin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.