Muhammed Numan ÖZEL
Nur Talebeliği Cennet Garantisi midir?
Ruhun zırhı imandır. İnsan bu dünyaya çıplak gelir; yalnız bedeni değil, ruhu da pek çok bakımdan korunmaya muhtaçtır. Soğuğa karşı elbise, tehlikeye karşı kalkan nasıl bir ihtiyaç ise, ruh için de bir koruyucu vardır. O da şeksiz şüphesiz imandır.
“Ruhunuza imanı giydirip, cehennem ateşine karşı zırhınız olsun.”[1]
Bu cümle, iman hakikatinin hayata hayat, ruha istikamet olmasının ehemmiyetini vurgulamaktadır. Nasıl ki bir asker harp meydanına zırhsız çıkarsa en küçük darbede yaralanır; aynı şekilde insan da iman zırhı olmadan hayatın fırtınaları karşısında zayıf kalır. Şüpheler, korkular, ümitsizlikler, günahlar ve manevî boşluklar ruhumuzu yaralar. İman ise bu yaralara karşı hem bir siper hem de bir şifalı merhem olur.
Gerçekten de iman, insan ruhuna giydirilmiş bir elbise gibidir. O elbise, insanı yalnız dünyada değil, ebedî hayat yolculuğunda da muhafaza eder. Çünkü insanın yolculuğu kabir kapısına kadar değil ebede kadar devam edecektir.
“O seyahat ise kabre, haşre, ebede gidecek beşer yolculuğudur.”[2]
Orada malın, makamın, şöhretin hiçbir faydası yoktur. Fakat kalpte taşınan iman, o karanlık menzilde bir nur olur; o zor geçitte insana yol gösterir.
Hayatta “Acz-i beşerî, fakr-ı insanî değişmiyor, ziyadeleşiyor.
Beşer yolculuğu kesilmiyor, sür'at peyda ediyor.”[3]
İman yalnız ahirette kurtaran bir anahtar değildir. Aynı zamanda dünyada da ruhu ayakta tutan bir kuvvettir. İmanlı bir insan bilir ki bu kâinat başıboş değildir, hayat tesadüf değildir ve insan sahipsiz değildir. Bu idrak, kalbe derin bir güven ve sükûnet verir. Bu ulvi hislerle insan motivasyonunu, maneviyatını ayakta tutarak çevik ve atak bir şekilde hayata devam eder.
Bu sebeple iman yalnız bir söz değil, ruhun üzerine giydirilmesi gereken bir hakikattir. Nasıl ki bir elbise insanın bütün bedenini sarar; iman da kalbi, aklı ve ruhu kuşatmalıdır. O zaman insan hem dünyada huzur bulur hem de ebedî hayat için sağlam bir zırh kazanmış olur. Şu anda bir çok insanın hayattan lezzet almamasının nedeni inandığı gibi ve itikad ettiği gibi hareket etmemesidir.
Netice olarak insanın en büyük sermayesi imanıdır. Çünkü iman, ruhun elbisesi, kalbin nuru ve ebediyet yolculuğunun en sağlam zırhıdır. Ruhu bu zırhla donanan bir insan için en büyük korkular bile ümit kapısına dönüşür. Çünkü o bilir ki imanla yaşayan bir kalp için ebedî karanlık yoktur; ebedî bir sabah vardır.
Nur Hizmeti ve İman Hakikati
İşte bu noktada şu soru zaman zaman gündeme gelir: Nur talebeliği cennet garantisi midir?
Bu ifade ilk bakışta çok iddialı gibi görünebilir. Ancak mesele dikkatle ele alındığında bunun kesin bir hüküm değil, kuvvetli bir ümit ve ihtimal ve duâ manasını ifade ettiği anlaşılır.
Risale-i Nur’un temel gayesi[4] imanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkikî yapmaktır.
Bu eserlerin en çok üzerinde durduğu hakikat şudur:
Cennetin anahtarı imandır. Risale-i Nur’un bütün dersleri, insanın imanını kuvvetlendirmeye ve tahkikî bir imana ulaşmasına hizmet eder. Çünkü iman yalnız taklit seviyesinde kaldığında zayıf olabilir; fakat tahkikî hale geldiğinde insanın ruhunda sarsılmaz bir kuvvet meydana getirir.
İşte bu noktada o sözün manası daha iyi anlaşılır. Eğer bir insan Risale-i Nur’un ders verdiği iman hakikatlerini samimiyetle anlamaya çalışır, imanını muhafaza eder ve o iman ile kabre girerse, elbette o insan için ehl-i cennet olma ihtimali çok kuvvetli olur. Çünkü iman, insanı ebedî azaptan kurtaran en büyük hakikattir.
“Saadet-i ebediyenin anahtarı olan imanın kuvvetleşmesi ehemmiyeti çok azîmdir.”[5]
Bu bakımdan “Nur talebeleri ehl-i cennet olacaklar” sözü şu manaya bakıyor denebilir:
Risale-i Nur, imanı tahkikî hale getirmeyi hedefler. Tahkikî iman ise insanı ebedî azaptan kurtaran en sağlam zırhtır. Bu yolda samimiyetle hizmet edenlerin cennete namzet oldukları ümit edilir.
Burada çok önemli bir incelik vardır. Mesele bir grup aidiyeti meselesi değildir. Nur talebeliği yalnız bir isim veya bir çevreye mensubiyet demek değildir.
Gerçek Nur talebeliği;
imanı kuvvetlendirmeye çalışmak,
ihlasla hizmet etmek,
Kur’ân hakikatlerine sadakat göstermek,
ve o iman ile yaşamaya gayret etmektir.
Yani Nur talebeliği bir isim değil, bir meslek ve bir istikamettir.
Bu sebeple insan yalnız “Nur talebesiyim” demekle değil; imanını muhafaza etmek, ihlasla yaşamak ve iman hizmetine sadakat göstermekle bu manaya yaklaşır.
Şu ifade de bu hakikate işaret eder: “Risale-i Nur’un sadık talebeleri iman ile kabre gireceklerini ve ehl-i cennet olacaklarını, kudsî bir müjde ve kuvvetli bir beşaret bulunduğu gösterilmiştir.”[6]
Buradaki ifade de dikkatle incelendiğinde kesin bir garanti değil, sadakat ve iman şartına bağlı bir müjde ve ümit manası taşır. Yoksa Nur talebesi ol yat aşağıya tembelce gibi bir anlayışın Nurculuk içinde yeri yoktur. İnsanlara Kur'an ve sünnet hizmetini anlatıp misyon ve vizyona liyakat kesbetmemiz uygun hal ve hareketler sergilememiz lazım.
Bütün bu hakikatler bir araya getirildiğinde şu sonuç ortaya çıkar: Nur talebeliği tek başına bir cennet garantisi değildir. Fakat Risale-i Nur’un ders verdiği tahkikî iman yolunu samimiyetle yaşayan, imanını muhafaza eden ve o iman ile kabre girmeye çalışan bir insan için cennet nasip olması mümkün olabilir ve kuvvetle ümit edilir. Bu sadece Nur Talebeleri için değil aynı neticeyi verecek başka İslamî hareketler için de geçerlidir. Unutulmamalıki: nihâî hüküm Allah’a aittir. İnsanlar kimse hakkında kesin hüküm veremez.
Fakat iman yolunda samimiyetle yürüyenler için rahmet kapıları her zaman açıktır. Çünkü iman, ruhun zırhıdır; insanı ebedî felâketten koruyan en büyük siperdir.
Bu yüzden asıl mesele bir isim taşımak değil, o imanı kalpte taşımaktır.
İman için şu hususa dikkati çekmek istiyorum ki: “İmansız İslâmiyet, sebeb-i necat olmadığı gibi; İslâmiyetsiz iman da medar-ı necat olamaz.”[7] Yani imansız İslâmî hükümlere taraftar olmak ve ibadetsiz bir iman insan için Kurtuluş sebebi olamaz.
Ruhuna imanı giydiren bir insan için cehennem korkusu bile bir ümit kapısına dönüşür.
Çünkü imanla yaşayan bir kalp bilir ki karanlık ne kadar derin olursa olsun, ebediyet ufkunda mutlaka bir sabah vardır.
Ruhun cevşeni imandır. O halde zırhın sağlamlığı da insanın imanı nispetindedir.
Ne mutlu zırhını kuvvetli ve sağlam yapma gayretinde olanlara.
Selâm ve duâ ile.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.