Muhammed Emin ŞÜKRÎ

Muhammed Emin ŞÜKRÎ

Vacib'e karşı savaşta yenilmek de vacibdir

Âşık, ey âşık, ey kendi parçalığından bıkıp bütüne aşketmiş kişi. Sana aşkolsun. İnşaallah muvaffak da olursun. Varlık bütüne yatkındır çünkü. Lakin bütünü parçanın asliyetinde arama. Bu niyetle bütün olunmaz.

Kendini detaylaştırmak barışın ilk şartıdır. İnsaf edeceksin. Karşındakinin de senin kadar varolduğunu kabul edeceksin. Eğer senin kadar varsa varolmaya da senin kadar hakkı var. Buradan bir sulh doğuyor. Sulhün doğuşu bencilliğin ölümüdür. Benbencilik yaptığın sürece varlıktaki iddian detaylaşmayacak. 'Sen' olacak. Bir de 'onlar.' Onlar 'olmasa da olurlar.' Sense 'olmazsa olmazsın.' Halbuki 'olmazsa olmaz' yalnız Allah'tır. Çünkü Vacibü'l-Vücud olan Odur. Mümkin vücudların ne hakkı vardır ki, varlıkta, 'olmazsa olmazlık' iddia edebilsinler? Mezarlıklar 'kendileri ölünce Dünya'nın duracağını sananlarla' dolu. Dünyaları durdu. Dünya'ysa hiç durmadı.

Sen ölünce de Dünya durmayacak. Sadece senin dünyan duracak. Dünyanın durmasıyla Dünya'nın durmasını karıştırma. Bu karıştırma mümkinin kendisini vacib sanmasından çıkıyor. İşte hodbinliğin yeni bir tanımını daha elde ettin: Hodbin dünyası durduğunda Dünya'nın duracağını sanandır. Yahut da şöyle söylemeli: Kendisini vacib sanan mümkine hodbin denir. O vaciblik iddiasından bir 'ters yola girme' durumu ortaya çıkar. Esasında hakikatle uygun adım yürümediğin heryerde ayakların karışır. Varlığın varlığa karşı bir meydan okuyuşa dönüşür. Bu meydan okuyuşta zafer hiç mümkün olmamıştır. Çünkü Vacib'e karşı savaşta yenilmek de vacibdir.

Sulhte hayır var. Kur'an öyle buyuruyor. Kur'an ki 'Bütünü Kuşatan' el-Muhît'in ve 'Parçaları Yaratan' el-Halık'ın kelamıdır. Ve neyin hayırlı, yani varlıksal, yani 'vücudî' olduğunu O bize söyler. Nihayetinde parçaların vücudîliği bütüne uyumlarına bağlıdır. Bütünde öyle olması istenmeyen hiçbir parçanın ömrü uzun olmaz. Zamanın müfessirliği onu yutar. Hakikati tekrarlar. Hakikate tutunamayanlar tekerrürde boğulurlar. O tekrarlar aynı zamanda birer tashihtir. Kitaptan anlasaydın bilirdin işte. Bu kadar tekrara hiçbir sehiv dayanamaz. Hatalar ademî şeylerdir. Ve gün gelip ademe iade olunurlar. O halde hayır arayan vücud aramalı. Vücud arayan da Vacibü'l-Vücuda bakmalı. Ona bakmak kafa gözüyle ne mümkün! Bakılsa bakılsa ya eserine ya kelamına bakılır.

"Ukûl-ü selime yanında muhakkaktır ki: Hilkatte hayır asıl, şer ise tebeîdir. Hayır küllî, şer cüz'îdir." Sulhte hayır olması biraz da bu külliyeti kollamasında yatıyor. Sulhe niyetlenen uyuma niyetleniyor. Karşısındakinin varlığına saygı duymaya niyetleniyor. Bu niyetlenmenin kendisi dahi Bütünün Sahibi el-Muhît'e bir hürmettir. "Yalnız ben değilim. Başkaları da var. Ve o başkaları da en az benim kadar Senin mahlukatındırlar!" demektir. Bu kabulün ardından bir ferah gelecek. Zira ters yolda gitmeyi bırakmış olacaksın. Tersine yüzdüğün nehirden çıkacaksın. O tarafa gitmek doğru değildi. Çok yoruldun. Epey de yıprandın. Şimdi biraz soluklanıp kendini suyun akışına bırakabilirsin. Gitmek istediğin yeri değiştirirsen nehir sana yardım da eder. Barışmayı seçtiğinde bunu yaptın. Zaten din dediğin de, Habib-i Edib aleyhissalatuvesselamın ifadesiyle, kolaylık değil midir?

O bize akıntıya karşı yüzmemeyi öğretiyor. Varlığın ne yöne aktığını Rabbü'l-Âlemîn ona bildirdi çünkü. Hayır, yani varlıksal olan, yani vücudîlik, 'bütünle/külliyetle' ortaya çıkan birşeydir. Tek kol, tek parmak, tek ayak... İnsanın hayrı bu parçaların birinde değil. Tam teşekküllü olmakla âdemiyet sırrı bizde inkişafa başlıyor. Biz parçalardan müteşekkil olduğumuz gibi aile de parçalardan müteşekkil. Aile parçalardan müteşekkil olduğu gibi cemaat de parçalardan müteşekkil. Parçalardan müteşekkil herşeyin hayrı bütün kalabilmektedir. Bütünler parçalandıkça ölürler. Parçalanmak bütün için ademîliktir. Ayetin bütününe baktığımızda da sanki aynı sırra parmak basılıyor: "Bir kadın eğer kocasının geçimsizlik veya ihmalinden korkarsa sulh yoluyla anlaşmalarında ikisi için de bir günah yoktur. Sulh elbette daha hayırlıdır. Nefisler ise cimriliğe yatkındır. Eğer siz iyilik edip haksızlıktan sakınacak olursanız, hiç şüphesiz, Allah sizin yaptıklarınızdan haberdardır."

Hüda 'eşler hukukundan' bir misal verdi sana. Kanunu oradan belletti. Lakin orada kalmak zorunda değilsin. "Kur'ân-ı Hakîm'de bazı hâdisât-ı tarihiye suretinde zikredilen cüz'î hadiseler küllî düsturların uçlarıdır." Parçalanmasından korktuğun her bütünlük için sulhün hayırlı olduğunu hatırlayabilirsin. Hatırlatabilirsin. Fakat burada da şu sınıra dikkat et: Kesir darbı gibi olmasınlar. Kesirlerin çarpımı halindelerse parçalanmak bütün kalabilmenin tek yolu da olabilir. O zaman ayrılmak hak olur. Hem de helaldir. Hani onun hakkında da Üstad Hazretleri diyor: "Cemaatte vahid-i sahih olmazsa, cem ve zam, kesir darbı gibi küçültür." Demek, küçülten kalabalıklardan kaçmak, büyüten tenhalıklarda takılmak, hikmette yeri var. Azmaktansa az kalmak yeğdir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.