Mehmet Asıf IŞIK

Mehmet Asıf IŞIK

Hasretle Beklenen Kar ve Kış; Deprem ve Yakarış Günleri

Yeryüzü yağmursuzdu. Nice zamandır rahmetten mahrumdu ve kupkuruydu; Kimbilir, belki yeryüzünde gün geçtikçe çoğalan uğursuzluktan! Toprak, üzerinde işlenenlerden kararmış, zamanelerin kalpleri gibi kaskatı kesilmiş, sanki taşlaşmıştı. Suya hasrettik!

Soğuklar da bir türlü gelmemişti. Zaten hayatın ve canlılığın sıcaklığı da çekilip gitmişti epeydir. Havalar soğumamış fakat yüreklere don vurmuştu. Gözler de, gönüller de, bakışlar da donuktu. İnsanın içini ısıtan sevgi dolu sıcak ve samimi bakışlar, el ele tutuşup kalp kalbe durunca, esintileri buzulları bile çözen muhabbet meltemleri, sam yeli misali samimi hisler nerelerdeydi? İçimize mi gömülmüştü insanın içine işleyen içtenlikler?!..

Hatırlarız; bir vakitler havalar soğuyup üşütmeye başlayınca, evlerimizde etrafında halka olup ısınılan sobalar yanmıyor artık. Unutmuş değiliz o sıcacık günleri; bir soba ateşi, kışın soğuklarına inat, yanında duranlara, yakınında bağdaş kuranlara baharlar sunardı.

Dedik ya, meğer üşüten kış mevsimleri değildi; ne kocakarı, ne de zemherir soğuklarıydı. Üşüten duygusunu yitirmiş, doyumsuz, sevgisiz ve don vurmuş yüreklerin donukluğuydu. Donduran, ayaza çeken hava değil, buz kesip taş duvarlara dönmüş asık yüzler ve donuk suratlarmış. İçler dışa vurmuştu! İçleri görenler, içinden içlere bakanlar görebilir; Heyhat, hayat şuurunu ve şiirini yitirmiş de hissiz ve sevgisiz kalmıştı! Hayatın tadı kaçmış, kurşundan da ağır böylesi hayatın yükü taşınamaz olmuştu!..

***

Çoktan beridir nazlı ve niyazlı kullar, hüşyar kalpleriyle seherlerde semāya yönelerek "Ya Rab, yağmur, kar, rahmet ve bereket" diye yalvarıp yakarıyordu. Gözler pınar olmuş, yanık yüreklerden sessiz feryatlar yükseliyordu. Gözlerin gözeleri göğe doğru açılan avuçlara yaşlar akıttı. Rahman şefkate geldi; Āsumānın kapıları açıldı ve rahmet yüklü bulutlar yeryüzüne salındı.

Önce hafiften rüzgârlar esti, ardından fırtınaya döndü. Savurdu yerdekileri, dağıttı havadaki kin, kan ve barut kokularını. Peşisıra çiseleyen yağmur her damlasıyla yıkadı yerleri karartan kirleri. Yerlere bulaşmış lekeleri sildi, zemine sinmiş nice kokuşmuşluğu alıp götürdü. Bembeyaz ve temiz kar taneleri kire konmasın diye. Yağmur zaten rahmetti; Ālemlere gönderilen Rahmetin (sav), nuru ve mânevi yağmuruyla diriltilen ālem gibi, ālemleri içinde taşıyan Ādemleri rahmetin şefkatiyle ve şefkatin rahmetiyle diriltmeye, bahar meltemleri estirmeye gelmişti...

Rahmeti kar ve yağmur diye beklerken…

Rahmet kar’a büründü ve kar beyazlığıyla göründü. Asumānın sakinleri olan rahmet melekleri yere birer kar tanesi indirmek için kanat çırptılar. Karlar bulutlardan saçıldılar; Birbirlerine değmeden, itişmeden, karışmadan, çatışmadan, çekişmeden, bozulmadan. İnsanlara ders verir gibi, bizim gibi olunuz der gibi…

Karlar her yanı kaplamıştı, günahlarla kararan karaları arındırmak için. Kar beyazlığı yeryüzüne pek de güzel yakışırmış. Samimi tövbelerle, gözyaşlarının ardından karasından arınıp ağarmış yüzlere ve aydınlanmış gönüllere yakıştığı gibi…

Yeryüzünün, içindeki bütün canlılarla beklediği yağmur çiselemeye başlamıştı. Hafif hafif günlerce öylece serpilsin diye ümit etmiştik. Yağış öyle sürsün ki toprak yağmura doysun. Yağmur sudur, su da hayattır; yağmur hayat taşıyanlar için bereket olsun diye ummuştuk. Yağmur gece boyu ince ince yağıyordu…

***

Sevincimiz uzun sürmedi!..

Gecenin zifiri karanlığında ilkin korkunç bir uğultu duyuldu. Yerkabuğu yedi kat dibinden itibaren yüzlerce kilometre boyunca bir anda kâğıt gibi yırtıldı. Milyonlarca insanı üzerinde taşıyan mekânlar yarıldı. Koca koca şehirler beşik gibi sallandı. Küçüğünden büyüğüne, yükseğinden enginine binlerce bina sarsıldı. Devasa binalar çatırdıyor, demir bağlantıları birbirinden kopuyor, evlerin duvarları patlıyordu. Heyulâ gibi yapılar içindekilerle bazısı aniden, bazısı kat kat çöküyordu. Kimi yan yatıyor, kimi yapılar sağa sola devriliyordu. Kıyametin kopuşunu andıran o hangâmede toz bulutları arasında göz gözü görmüyordu.

Korku dolu çığlıklarla, yürek yakan feryatlarla evinden-ocağından kaçabilenler, pencereden atlayabilenler, bir şekilde kendini dışarı atmaya fırsat bulabilenler canlarını kurtarıyordu. Kurtarmak mı? Hayır, hayır! Pek çok kişinin eşi, evlâdı, canından öte yakınları yıkıntıların altında kalmış, tonlarca enkazın arasında sıkışmıştı. Ortalık can pazarına dönmüştü. Nice canlar aslında geceden ölüm için uykuya dalmıştı.

20230212-204816.jpg

Ne yağmur ne de kar için sevinemedik. Gecenin yarısı, ortalık karanlık ve hava soğuk! Soğuk hava insanın bedenine çivi gibi batıyor, bıçak gibi kesiyor, iliklerine kadar işliyordu. Kim öldü, kim kaldı, gel de bil! Öleni de kalanı da gel de bul! İşte tam o vaziyette, bir yandan kar ve yağmur, öte yandan kapkaranlık ve soğuk!...

Kıyamet miydi yaşanan, ya da yaşanacak kıyametin misali miydi?!..

***

Yā Rabbi ve yā İlâhi,

Yā Kayyum, bu depremle biz yıkıldık ve yığıldık, rahmetinle tut elimizden ve bizi ayağa kaldır. Milletimizi ve Habibinin boynu bükük ümmetini kimsesiz, sahipsiz ve yetim bırakma.

Yā Settar, bembeyaz karlarla yerleri örttüğün gibi ayıp, kusur ve hatalarımızı da ört.

Karları eritip pınarlarda durulttuğun serin sularla, hayat verdiklerine can suyu kattığın gibi, cemali tecellilerle rahmet yağmurları önce günahlara bulanmış gönülleri yıkasın.

Yā Vedud, şefkat ve merhamet meltemleri essin. Rahmetin kaskatı kalpleri güzel ahlâk ile yumuşatıp edep ve irfanla, iffet ve marifetle diriltsin. İnsanoğlu insan olduğunu hatırlasın.

Yā Ğafur,

Yağmurlarla yerleri yıkattığın gibi sevginle de içlerimizi temizleyip arındır; doymak bilmeyen ihtirasların kirinden, şaşkınlığın, yolunu şaşırmışlığın, her türlü çirkinliğin, şirkin ve zulmün,

İlâhi gazapları celp eden kinlerden, nefretten, garezden, hasetten, fesattan, kalpleri karartan arsız hevâların ve azgın nefislerin iğfalinden muhafaza eyle…

Yā Rahim,

Hisleri de donduran şu kış mevsimi elbette geçecek, buzlar çözülüp karlar eriyecek.

Rahmetinle bahar günlerini müjdeleyen cemreler düşür gökten yerlere ve gönüllere. Cemrelerle ısınacak havanın ve suyun ılık dokunuşları, kökleri ve daneleri uyandırdığı gibi,

Güneşin huzmeleri sürgün verip çiçeklenecek dal-budakların uçlarına değip yeni hayatlara göz açtırdığı gibi mahzun, dargın, yaralı ve kederli kalpleri ebedi sevgilerle ve kudsi muhabbetlerle barıştır.

Rahmetinin hayat veren meltemlerini ölümsüz aşklarla, heyecan dolu sevinçlerle gönüllere estir; buzlar erisin, donuk duygular çözülsün. Kalpleri, iç ısıtan yeni, yepyeni hislere, heyecanlara ve coşkulara uyandır.

“Sizler cennet-āsā baharda geleceksiniz” diye müjdelenmiştik.

Yıllardır nice ümitlerle beklediğimiz manevi baharlara hasretiz.

Şu günler rahmetine çok çoook MUHTĀCIZ...

***

Dünya, zıvanadan çıkmış olan insanoğlunun işlediklerine dayanamayıp yüzyıllardır emsali görülmemiş şiddetteki zelzele ile öfkesini coğrafyamızda kustu!..

Deprem münasebetiyle şu bir kaç günden beri Kahramanmaraş'tan, Malatya'dan, Adıyaman'dan, Elazığ'dan, Gaziantep'ten, Şanlıurfa'dan, Diyarbakır'dan, Osmaniye'den, Hatay'dan ve Adana'dan ve ayrıca güney sınırımızdaki mazlum ve mağdur şehir İdlib'i ve çevresindeki şehirlerden gelen her bir vefat haberi yüreğimize ayrı bir ateş düşürüp acımıza acı katıyor!..

Vefat edenler mānevi şehādete ermiş, zāyi olan mal ve mülkleri ise sadaka hükmündedir.

Yüreği yanan milletime ve yakınlarını kaybedenlere başsağlığı temennisiyle sabır, metanet ve tahammül kuvveti ile yaralılara Şāfi’i Hakiki’den ācil şifālar dilerim.

Geçmiş olsun Türkiye…

Bu acılar, bu matem, bu hüzün günleri ülkemizden bir an önce geçsin duasıyla...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum