Kastamonu Lahikası Müzakereleri

 

Risale Akademi’nin tertiplediği “Kastamonu Lahikası Müzakereleri”nin altıncısı gerçekleşti. Bu sefer 76. Mektubdan 106. Mektuba kadar olan mektublar üzerinde müzakere edildi. Mektub numaralarının tasnifi erisale’deki sıralama esas tutularak yapılmakta.

Açılış mektubu olan 76. Mektubun başına “gayet ehemmiyetlidir” notu düşülmüş. Dünya üzerindeki her insanın her zaman muhtaç olduğu bir hakikat bu mektubda izah ediliyor. İnsanlara gelen bela ve musibetler, açlık, sefalet gibi haller her insanı müteessir eder ve arkasındaki hikmet ve güzel neticeler bilinmezse insan hem ciddi bir bunalım hem de itikadî bir sarsıntı içine girebilir. Mektubda bu musibetler neticesinde her mubibetzedenin o musibeti hiçw indirecek kadar fevkalade manevi mükafat alacakları izah ediliyor. Mektubun son cümlesi ise Nur Talebeleri için ve aslında insanlıktan istifa etmek istemeyen bütün insanlar için harika bir yol haritası veriyor. İşte cümle budur: “Eğer o felaketi çekenler mazlumların imdadına koşanlar ve istirahat ı beşeriye için ve esasat-ı diniyeyi ve mukaddesat ı semaviyeyi ve hukuk u insaniyeyi muhafaza için mücadele edenler ise, elbette o fedakarlığın manevi ve uhrevi neticesi o kadar büyüktür ki, o musibeti onlar hakkında medar ı şeref yapar.” Bu cümlede dört esaslı esas dikkatimizi çekiyor:

  • Mazlumların imdadına koşmak
  • İstirahat ı beşeriye
  • Esasat ı diniye
  • Mukaddesat ı semaviye
  • Hukuk u insaniye

biz bu esasları hem şahsi hayatımızda hem de hizmetimizde merkeze alabiliriz. İşlerimiz bu esaslar etrafında dönerse bütün dünya insanları ile müsbet müştereklerde buluşabiliriz. Hukukunu koruduğunuz kimse sizden kaçmaz ve insanların istirahati için çalışmak, her türlü anarşiliğe karşı olmak, zulme uğrayanın yanında olmak hem güzel ahlaklı olmaktır hem de bütün insanlar için mutlak maslahattır. Hiçbir zararı olmamakla beraber fevkalade faydalıdır.

Biz dinimizi kendi iç alemimizde kendimiz için kabul ettiklerimiz üzerinden tebliğ ettikçe insanları onlara uymayan bir kalıbın içine çekmek çabası gibi neticesiz bir çaba içine girmiş olabiliriz. Halbuki bu dört esas üzerinden hareket etmek fevkalade serbest bir alanda, rahat ve bir kalıp dayatmaya gerek olmadan bütün dünya insanları ile bizi diyaloğa geçirebilir.

Hak ve hukukunu ciddiye almadığımız insanlar ile elbette birliktelik kurmamız mümkün değildir. İnsaf sahibi olan her insanla ise bu esaslar üzerinden irtibat kurabiliriz. Dindar İseviler ile birliktelik de elbette semavi dinlerin esasları üzerinden olabilir. Dindar İseviler ile birleşmeyi, “onlar aynı bizim gibi olup aynen bizim gibi düşünecekler” şeklinde anlamamak lazım. Ortak müştereklerde birleşmek kafidir. İnsaflı her insan da beşerin rahatının kaçmamasını anarşi ortamı olmamasını ve her insanın hak ve hukukunun korunmasını ister.

Batıda çok insanlar var ki insanların öldürülmesinden, haklarının yenmesinden mustariptirler. Böyle olan her insan ile insanların hakkının korunması paydasında ortak hareket edilebilir. Birileri ile ortak hareket etmek ile onlara iltihak etmek karıştırılmamalı elbette. Biz kendi iç dinamiklerimizi bozmadan bir ortak konuda bir insan ile insaniyet üzerinden ortak hareket edebiliriz.

Üzerinde durulan diğer mektuplardan bazı müteferrik konular da bunlar oldu:

  • Din kimsenin hakimiyet kurması ya da birinin bir diğerine tabi olması için gönderilmemiştir.
  • Batı, sebepleri mabud ittihaz ediyor diye biz sebepleri reddedersek istikameti bulamayız. Mesele sebepleri yok saymak değil, onların pencerelerinden marifetullahı seyrettirmektir.
  • Muhakkak maslahat mevhum mazarrata feda edilmez.
  • Takva, teşebbüsün önünde bir engel değildir hakikatte.
  • Üstad, hizmet içinde talebelere kabiliyetlerine göre vazifeler vermiş. Takaddüm ve tahakküm elbette yok fakat bir derecelenme var. mesela sadık ve dikkatli bir talebe bir ihtiyatsızlık nedeniyle tokat yiyor. Derecesi mühim olmakla o tokadı yiyor. Demek derece yükseldikçe ihtiyatın da artması gerekiyor.
  • Siyaseti takip etmek, zalimlerin satranç oyunlarına bakmak kalbin batınına kadar işleyen bir hastalık oluyor. İmanı olduğu halde bir insan Allah ı seven imanlı birine düşman ve bir Allah düşmanına dost olabiliyor. Bu, ciddi itikadî bir tehlikedir. İmanı olan birinin bir misyonu ve duruşu vardır, Allah için iman sahiplerini sever ve Allah için Allah ın düşmanlarına buğzeder. Bunun tersine dönüp Allah düşmanına muhabbet ve Allah dostlarına adavet gibi pek tehlikeli bir hale giriftar olmamak için siyaseti terk etmek ve alakadar olmamak gerektir.   
  • Yirminci Lem’a kurumsal ihlas olarak da adlandırabileceğimiz “tüzel ihlası” anlatır.
  • Bir insanın mümin olmaktan sonra çalışkanlık, tevbe, gayret, hamiyet gibi mümeyyiz vasıfları vardır. Üstad da her bir talebenin bu mümeyyiz vasıflarını zikretmiş ve inkişafına sebep olmuştur. Mesela; efelere “sizde fıtri cesaret var” diyerek onların ayırd edici özelliği olan cesarette ileri gitmelerini teşvik etmiş.
  • Şahs ı manevi içinde birlikte çalışıp diğer kardeşlerin açıklarını ikmal etmek vefanın gereğidir.
  • Metanetin sebepleri: iman ı tahkiki, ihlas ve fıtrî cesaret
  • Üstad o kadar zulme ve çok ileri giden zalimlere de hatta Risale i Nur’a taarruz ettikleri vakitte de beddua etmemiş. Ispartadaki masumlar hatırı için oradaki zalim memurların ıslahına dua etmiş.
  • Bütün medreselerin kapandığı bir zamanda Üstad hayalinden asla taviz vermemiş. Bir mekan bulunamayan medresesinin mekanını bütün kainat olarak teesbit etmiş. Talebelerini yıldızlara da çıkartıp orada ders vermiş, asr-ı Saadete de götürmüş, mübarek zatların medreselerine de götürmüş, küre i arzın her tarafını medrese yapmış. Yedinci Şuanın son mertebesinde Allah ın huzur u lamekanisini de bir medrese gibi yapmış has talebeleri için. Hapisler, şimendifer ve saire bütün bulunduğu yerler de bu manevi medresenin mekanları olma şerefine erişmişler.
  • Eski Said eserlerei hep alimlere hitap ediyor. O zaman Müslüman alimler çok. Sonraki dönemde ise alimler şehit olduklarından artık ilmi olmayan imana muhtaçlara hitap ediyor.
  • Risale i Nurları ve hayat meselelerini anlamak içn muhakemeye ihtiyaç var. Muhakemat aklımızın doğru çalışabilmesi için temel kaynaktır. Onun anlaşılabilmesi için de evvela Talikat’ın tetkik edilmesi gerekir.
  • Geçim derdi bu asırda çok ön plana çıktı. Bunun bizi hırsızlık, anarşi ve dilenciliğe sevk etmemesi gerekir.
  • Bu zamanda rızkımızın helal olması için zaruret miktarına kanaat etmek önem kazandı. Zira her yere ve her şeye az çok haram karışmış durumda.
  • Kastamonu Lahikasında muhatap olan talebeler gibi şimdiki talebeler de kendi sınırlarında ve fıtratlarında, vicdanları ile sorumluluk almalılar. Fıtrat ile uyuşan gerçekçi sorumluluklar.
  • Gündemi oluşturan cafcaflı olayların hiçbiri esas değil. Esaslarımız Kastamonu Lahikasının esaslarıdır.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum