Zeki KAMİLZÂDE
İstikbal itlerdedir!
Muhterem kârîlerim, vaktiyle bir gavur müellifin romanında okumuş idim, diyordu ki: "Metropolde köpek beslemek köpeğinin köpeği olmaktır." Yani hiyerarşide yer değiştirmektir. Arkasından pisliğini elle toplamak dahil her türlü hizmetini yapmaktır. Fakat, elbette, gavuristanda işler böyledir. Türkiye'de köpek besleyenler öyle zahmetlere girmezler. Şöyle bir gezin seküler meydanları/caddeleri... Peh! Yerler köpek pisliğinden geçilmez. Çünkü Türkiye itperestleri metropolde köpek beslemenin şanına uygun davranmaz. Ya? O köpekliği de sizin çekmenizi beklerler. Pisliğini siz çekersiniz. Ağızlıksız gezenden etinizi siz sakınırsınız. Tasmasız dolaştırılırsa canınızı siz saklarsınız. Ürürse kulağınızı siz tıkarsınız. Türkiye itperestliğinde köpeğin keyfi sahibine ve fakat zahmeti hep başkasınadır. 'Başkasına'yı da meçhule terketmeyelim. Genellikle gariban müslümanadır.
Hüseyin Rahmi Gürpınar 'Şık' isimli mizahî eserinde bu türden züppeliği ne güzel hicvetmiştir. Sırf daha 'Avrupaî görünmek' için yanında it gezdirmeye özenen Şöhret Bey'in başına gelenlerde herkese ibretler vardır. Zaten gözümün nuru Bediüzzaman Efendim de tâ Eski Said döneminde taşı gediğine koymuştur: "Sû-i tâlih cihetiyle ve sû-i intihap tarikiyle müşkilü't-tahsil olan Avrupa mehasinini terk ederek, çocuk gibi hevâ ve hevese muvafık zünub ve mesâvî-i medeniyeti tuti gibi taklittendir ki, bu netice-i seyyie zuhur ediyor." Yani muhterem kârîlerim, bizim gavur kaselîslerine Selçuk Bayraktar olmak zor geldiği için, hepsi Tarkan olmaya çalışıyorlar.
Aman, ne söyledim, hatları karıştırdım. Tarkan'ın bu meseleyle ilgisi yoktu. Ancak Tarkan'a bol bol konser verdiren belediyelerin bu konuyla bir ilgisi var. Proje geliştirip kalıcı hizmetler üretmek yerine (çünkü zahmetli bir iştir) şimdilerde en popüler şey 'köpek mamalamak'tır. Patili dostlarımızın(!) gözünde kazanacağımız itibar sayıları giderek azalan müslümanlardan kazanacağımız itibardan önemlidir. Hem zaten müslümanlar sahici icraattan başkasına razı olmazlar. Halbuki kemalistler bir heykelle bile kolaylıkla 'hizmet yapıldığına' ikna edilebilirler. Tuti gibi taklit mümkünken müşkilü't-tahsil olan Avrupa mehasinine ne gerek vardır? Tüketmek dururken üretmeye ne diye çabalanacaktır? İşte Türkiye solculuğunun Batı'dan anladığı böyle birşeydir.
Hem kendi tecrübelerimden biliyorum. Türkiye itperestliğinin şöyle bir arkaplanı da var: Maşaallah, AK Parti döneminde artık dindarları namazından, orucundan, tesettüründen vs. yakalayıp 'kamusal alanın' dışına atmaktan umudu kesen kemalistler, itperestlik üzerinden daha gizli bir mücadele yürütüyorlar. Müslümanların nazarında köpeğin necis bir hayvan olduğunu bildikleri için, doğrudan kovamadıkları dindarları, bulundukları alanları köpeğe boğarak dışarda kalmaya zorluyorlar. Dedim ya: Kendi tecrübelerimden biliyorum. Geçenlerde yine yaşadım. Avcılar meydanda oturduğum bankın etrafına o kadar çok köpekli kadın doluştu ki, nihayet, kalkıp uzaklaşmak zorunda kaldım. Başka yerlerde de böylesi durumlarda uyarı yaptığımda hemen 'yobaz' suçlamasını işittim. Bu 'yobaz' kelimesini belki yeni nesiller bizim kadar bilmezler. Bizim kuşak için 'yobaz' demek 'dindar' demekle aynı anlama gelir-getirilir. Kemalistler bu sözü eskiden 'üzerinde dindarlığın tezahürü olanlar için' kullanırlardı. Şimdi de mevzu "Bir köpeğe ne kadar katlanabiliyorsun?" sualine gelip dayandı. Eskiden başörtümüz, namazımız, sarığımız, sakalımız için sevilmiyorduk. Dışlanıyorduk. Şimdi de 'köpekleri o kadar yakınımızda' veya 'o kadar her yerde' istemediğimiz için dışlanıyoruz. Aşağılanıyoruz. Baskılanıyoruz.
Eee, ne demişler, dünün güdükleri yarının büyükleri... Yok, estağfirullah, dünün düdükleri yarının hödükleri... Yok, bu da değildi, dünün zübükleri yarının sümsükleri... Aman, neyse, galiba dünün 'kemalistleri' de bugünün 'itperestleri' oldular. Dindarları baskılamanın böyle bir sinsi yolunu buldular. Doğrudan "Seni istemiyorum!" diyemiyorlar. Ancak kuçukuçularıyla gitmek zorunda bırakıyorlar. Markette ağzınızın içine sokuyorlar. Metrobüste koltuğunuzun yanına oturtuyorlar. Parkta koşturup üzerinize atlatıyorlar. Çocuğunuzu kovalatıyorlar. Eğer bütün bu yaşananlardan dolayı rahatsızlık ifade ederseniz de cevabı hazır: "Vay yobaz vay!"
Evet. Bingo. Yakalandınız. Demek ki siz de bir dindarsınız. Yazık. Belli ki köpeklerle ilgili necis fikirleriniz var. O halde bir dahaki sefere bir değil beş köpekle muhatap edilmelisiniz. Hatta yürümek için köpeklerden izin almalısınız. Köpeklerin doldurduğu her yer madem sizin için hijyen konusunda riskli... O halde, kemalist ablalarınız/abileriniz sizi kovmadan, siz bu mekanları terketmelisiniz. Kamusal alanda dindarlığa yer yok.
Öyle de yok. Böyle de yok. Kemalist laik cumhuriyet köpek pisliğine katlanabilenlerindir. İtler milletin efendisidir. İstikbal itlerdedir. Hayatta en hakiki mürşid itindir. Yok yahu. Mustafa Kemal'in günahını almayalım. O bile köpek meselesinde şimdiki itperestlerin halini beğenmezdi. Kendi köpeği Foks'u elini ısırması üzerine öldürttüğü meşhurdur çünkü. Fakat, ne yalan söyleyeyim, bu kemalistler şimdilerde hepimizi köpeklerine yedirecek gibi görünüyorlar. Aksi gibi bu defa derdimizi hükümetimize de tam anlatamıyoruz. Galiba bizim Hanefîlerle bu iş olmayacak. Şafiîler iktidara gelene kadar bekleyelim. Köpek meselesini en temiz onlar çözerler.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.