Mücahit BİLİCİ

Mücahit BİLİCİ

İslamcılığın hayal dükkanında

İslamcılığın ayırdedici bir vasfı geleneği toptan redde varacak ölçüde eleştirmek idi. Hatta denebilir ki İslamcılığın en mümeyyiz vasfı geleneği reddedişiydi. Peki nesine güvenip de geleneği reddediyordu İslamcılık? İslamcılığın elinde cömert bir “gelecek” vardı ve “gelenek” bu geleceğe varışta bir ayakbağından başka birşey değildi. Evet, İslamcılar otantisite devşirmek için henüz gelmemiş bir geleceğin kesafetine yaslandılar. Yeşil bir kopyası oldukları diğer başka zamane ideolojilerin takipçileri gibi İslamcılar da geçmişi kendisinden kurtulunacak bir yük görüp, tüm yatırımlarını her türlü fanteziye açık bir “geleceğe” yaptılar. Ne hayaller kurdular: İslami devlet, İslami ekonomi, İslami sanat, İslami bilim.

Lakin “külli atin karib” sırrınca uzaktaki gelecek geldi ve şimdi oldu. Artık muhayyel ve müphem bir gelecek tasavvuruyla başka kimseye benzemezlik (özgünlük) iddiasında bulunamayan veya kendi kendisini o zehab ile kandıramayan İslamcılık bu sefer “gelenek”i keşfetti.

Köksüz ve geçmişsiz bir İslamcılık, geçmişte Osmanlıya burun kıvırıp, sözde Türk İslam’ına çaput bağlayıcılığı muamelesi yapıyordu. Bugün ise elindeki “gelecek” madeni tükenip hep içinde yüzdüğü simdinin ve sıradanlığın denizine düşünce, bu sefer köklerine, hem de en yakındaki (milli) köklere, sarılmaya başladı. Kimisi -vuruşkan şair İsmet Özel gibi— kerameti Türklükte ararken, kimisi de her yolu Osmanlıya çıkaran bir yerlilik aşısı ile girdiği ideolojik tünelin mukadder bitişini biraz daha geciktirme yoluna gitti. İslamcıların Osmanlıcılığı bu açıdan yenidir ve gittikçe İttihatçı bir karakter kazanacağını söylemek mümkündür. Tarihsiz ve kuru bir ideoloji olan İslamcılığın son dönemindeki “mukaddesatçılık” ilgisindeki patlama böyle bir tükenme ve yakıt ikmali ile ilişkili görülmeli. Geleceği tüketen İslamcılık şimdi gelenek satıyor; hem de Türk malı.

Hayal dükkanında…

Mukaddesatçı muhafazakarlar (ne yaptıklarını bilmiyorlardı) ama yaptıkları zekice birşeydi. İslamcılar ise her yaptıklarını bilen enteller olarak daha az zekice birşey yapıyorlardı. İslamcılar ‘gelecek’ten mal satıyordu, muhafazakarlar ise ‘geçmiş’ten. Gelecekten mal satanın malının ne olduğu, gelecek gelince ortaya çıktı: hiç de öyle iddia edildiği gibi otantik bir mal yoktu dükkanda. Mal sıradan bir mal idi: Bir “ben de isterim mıymızlığı” yahut din zırhına sığınmış meşru bir post kavgasıydı sözkonusu olan.

Geçmişten mal satan muhafazakarlık ise tükenmez bir mazi hazinesinden mal satıyordu. Hiçbir zaman test edilemeyecek bir geçmişin kurguları ile dükkanlarını açık tutabildi mukaddesatçı muhafazakarlar. Satacak malı kalmayan İslamcılar da daha düne kadar aşağıladıkları muhafazakarların dükkanına tıpış tıpış geldiler. Dükkanın devir işlemleri tamamlanmak üzeredir.

Osmanlı fetişizmi

Osmanlıya dönüş, İslamcılığın ideolojik krizini aşmak için fena bir çözüm sayılmaz. Zira, dindarların dem ve damarlarına sinmiş bir kutsallığı var Osmanlının. Peki nasıl oldu da dindarların aleminde Osmanlı bu kadar pir u pak bir hal aldı? Kemalizm kendisini Osmanlıyı zemm ile ifade ettiği ve İslam düşmanlığına Osmanlıyı bahane ettiği için, dindarlar da İslam muhabbetlerine Osmanlıyı adres yaptılar. Kemalistler İslama adavetlerini gizlemek için onu Osmanlıya düşmanlık şeklinde formule ettiler ve Osmanlıyı haketmediği kadar çok İslam ile özdeşleştirdiler. Dindarlar ise Kemalizme ve onun dinsizliğine olan tepkilerini onun düşmanlık yaptığı Osmanlıya sarılarak ve Osmanlıyı haketmediği kadar İslamla özdeşleştirerek yaptılar. Böylece İslamla özdeşleşmiş bir hayali Osmanlı imaji kaldı iki tarafın elinde. İki düşman taraf için de elverişli bir zihni oyuncak böylece iki tarafın kavgasında cerhedilme imkanı bulamadı. İşte bu ‘hayali Osmanlı’ dindarların dünyasına bir ‘Osmanlı hayali’ olarak girdi.

Bugün ecdadın bastırılmış, çarpıtılmış hukukunu açığa çıkarmak için revizyon yapan insaflı tarihçiler, Kemalist tarih yazımının yalanlarını çürütüp bitirince sıra Osmanlıya dair ziyade hüsn-ü zannımızın tadiline gelecek. Fakat el an henüz buna cesaret ve tahammül yok. Bizim “hayali Ziyaeddin”imiz olan Osmanlı’ya dair fetişizm bir sorun olarak kendisini hissettirinceye kadar Osmanlı yüceltmelerinden ve ümmeti Türklüğe, İslamı da Osmanlı formuna indirgeyen yaklaşımlara maruz kalmaya devam edeceğiz. İslamcılara bir dua ile bitirelim: ‘Gelecek’imiz zail oldu, ona vasıl olduk iktidar ile. Allah ‘geçmiş’imize zeval vermesin!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
6 Yorum