M. Fahri UTKAN

M. Fahri UTKAN

İmani şüphelerin dimağda yansıması

A+A-

“Dimağda meratip var, birbiriyle mültebis, ahkamları muhtelif. Evvel tahayyül olur, sonra tasavvur gelir. Sonra gelir taakkul, sonra tasdik ediyor, sonra iz’an oluyor, sonra gelir iltizam, sonra itikad gelir. İtikadın başkadır,  iltizamın başkadır. Her birinden çıkar bir halet. Salâbet itikattan, taassup iltizamdan, imtisal iz’andan; tasdikten iltizam, taakkulda bitaraf, bibehre tasavvurda. Tahayyülde safsata hasıl olur, mezcine eğer olmaz muktedir... ”[1]

Dimağın bu aşamalarını anlayabilmek için, imani meselelerde kalbe gelen vesveseyi örnek gösterebiliriz. “... Biçare vesveseli adam, bazan tahayyülü  taakkul ile iltibas eder. Yani, hayale gelen bir şüpheyi, akla girmiş bir şüphe tevehhüm edip, itikadına halel gelmiş zanneder. Hem bazan tevehhüm ettiği bir şüpheyi, imana zarar veren bir şek zanneder. Hem bazan tasavvur ettiği bir şüpheyi, tasdik-i aklîye girmiş bir şüphe zanneder. Hem bazan bir emr-i küfrîde tefekkürü, küfür zanneder. Yani, dalâletin esbabını anlamak suretinde kuvve-i mütefekkirenin cevelânını ve tetkikatını ve bîtarafâne muhakemesini, hilâf-ı iman zanneder. İşte, telkinât-ı şeytaniyenin eseri olan şu zanlardan ürkerek, "Eyvah! Kalbim bozulmuş, itikadıma halel gelmiş" der. O haller galiben ihtiyarsız olduğundan, cüz-ü ihtiyarîsiyle ıslah edemediğinden ye'se düşer.”[2]

Bu paragrafta anlatılanları yukarıdaki şemaya uyarlayarak biraz daha kolay anlayabiliriz zannediyorum. İnsan imani bir mesele karşısında kendisine söylenen bir sözü, fikri hayal etmeye başlar. enine boyuna düşünmeden(tasavvur etmeden-şekillendirmeden) aklen olabileceğine kanaat ederse, ondan sonraki 3 aşamayı atlayarak itikadından şüphe etmeye başlar. bu sefer de imanım gitti diyerek daha fazla şüphelere gider.

Bazen de, meseleyi kafasında-dimağında şekillendirdikten sonra aklıyla muhakeme etmeden onaylama durumuna düşer. Bu durumda da yine “eyvah imanım zayıfladı, imanım tehlikede” şüphelerine girerek daha beter durumlara , haletlere girebilir. İşte bu gibi durumlarda şüphelere girmemek ve ümitsizliğe düşmemek için, insan, iradesi doğru kullanıp, yukarıdaki verilen dimağın mertebelerine sıkı sıkıya uyarak sağlam imanı elde edebilir.

Yani, şu şekilde düşünmelidir; “Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi, tevehhüm-ü küfür dahi küfür değildir. Tasavvur-u dalâlet, dalâlet olmadığı gibi, tefekkür-ü dalâlet dahi dalâlet değildir. Çünkü hem tahayyül, hem tevehhüm, hem tasavvur, hem tefekkür, tasdik-i aklîden ve iz'ân-ı kalbîden ayrıdırlar, başkadırlar. Onlar bir derece serbesttirler. Cüz-ü ihtiyariyeyi pek dinlemiyorlar. Teklif-i dinî altına çok giremiyorlar. Tasdik ve iz'an öyle değiller. Bir mizana tâbidirler. “[3]

Herhangi bir meselede sağlam imanı elde edebilmek için, meseleyi-konuyu hayal edip, dimağda şekillendirip, iyice bir tefekkür ettikten ve akla tasdik ettirdikten sonra kalben mutmain-taraftar olup ancak ondan sonra kabul edilmelidir.

Fakat, ”Hem tahayyül, tevehhüm, tasavvur, tefekkür, nasıl ki tasdik ve iz'an değiller. Öyle de, şüphe ve tereddüt sayılmazlar. Fakat, eğer lüzumsuz tekrar ede ede müstekar bir hale gelse, o vakit hakikî bir nevi şüphe, ondan tevellüt edebilir. Hem bîtarafâne muhakeme namıyla veya insaf namına deyip, şıkk-ı muhalifi iltizam ede ede, tâ öyle bir hale gelir ki, ihtiyarsız taraf-ı muhalifi iltizam eder. Ona vâcip olan hakkın iltizamı kırılır. O da tehlikeye düşer. Hasmın veya şeytanın bir vekil-i fuzulîsi olacak bir halet, zihninde takarrur eder.”[4]

İnsan her ne kadar dimağın belirtilen mertebelerine dikkat etmeye çalışsa da, son olarak alıntıladığım paragrafta belirtildiği gibi, yine de bazı tehlikelere düşme ihtimali olabilir. Ayrıca, örnek olarak şunlar da belirtilebilir;

Hayal mertebesinden direk Tasdik(Onay) mertebesine geçilirse; meselenin gerçeği tam olarak irdelenmemiş olacağından İtikad mertebesine ulaşmak güçleşecek hatta imkansız hale gelecektir.  Yani, konuyu iyice anlamadan ve netleştirmeden tasdik etmek hata yapmamıza neden olacaktır.

Taakkul(Muhakeme etme) mertebesinden direk İtikad mertebesine geçilirse; Alınmış olan karar, kalben onaylanmadığı, vicdanen benimsenmediği ve iltizam-kabul edilmediği için, dimağda-zihinde zamanla soru işaretleri oluşacak ve inanç etkinliğini kaybedecek ve en ufak şüphe gerektiren hareket ve sözler insanı rahatsız edecektir.

Tahayyül mertebesinden direk İz’an mertebesine geçilir ise; Olayın ayrıntılarını düşünmeden, dimağda tam olarak şekillendirmeden, akıl yürütme yapılmadan meseleyi kabullenmek körü körüne inanmayı (taassub)ortaya çıkarır. İleriki mertebelerde, (kabul ve itikad) Zihinde-Dimağda kaos oluşacak ve sonuca ulaşılamayacaktır. Yani sağlam iman elde edilemeyecektir.

Tasavvur mertebesinden direk İltizam mertebesine geçilir ise; Niyet edilen mesele beyinde şekillendikten hemen sonra olayın gerekli olduğu düşüncesine geçilirse, alınan kararda eksik noktalar(akli ve vicdani kabuller ile taraftar olma) ileriki aşamada karşımıza çıkacak ve itikada ulaşmak (inanma)zorlaşacaktır. Şüpheler artacaktır.

Bu mertebeler birbiriyle sırasınca kaynaşmazsa, yani insan iradesini kullanarak bu mertebelerle tek tek ilerlemezse, alt mertebelerin birinde takılır kalır (yukarıdaki örneklerde olduğu gibi) ve onda o mertebe hükmünü icra etmeye başlar.

Bir insanın kesin inanca-doğru itikada ulaşabilmesi için, mertebeleri birbiri ile kaynaştırması, üst basamaklara doğru bir seyahat içinde olması, aktif tefekkürü terk etmemesi gerektiği açıkça ortaya çıkıyor.

Evet, tefekkür, yani bir mesele üzerinde bütün yönleriyle düşünmek zaten çok önemli bir olay. Bir de bunu aktif olarak yaptığımızda meyvelerini toplamak muhakkaktır.

Peki, nasıl yapmalıyız aktif tefekkürü. Bir olayla karşılaştığımızda veya bir nesneyi düşündüğümüzde olayların arka planını akla getirmek. Nasıl olduğuna değil niçin olduğuna kafa yormak ve böylece yaratılış maksadına ulaşmak.

Her konuda, her anda, her olayda bu tefekkürü yapmak alışkanlığını kazanmak aktif tefekkürün ilk adımıdır.

Bu aşamada işte, eşyaları, olayları manay-ı ismi ile değil manay-ı harfi yönüyle düşünmek öne çıkıyor. Böylece Cenab-ı Hakk’ı daha çok tanımış ve marifetullahın sırlarını belki ulaşmış olabiliriz.







[1] Sözler, Lemeat,647



[2] Sözler,21.söz,251



[3] Sözler, 21. söz,251



[4] Sözler, 21. söz,251


 


mfutkan@risalehaber.com


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.