Latif SALİHOĞLU

Latif SALİHOĞLU

Hah, işte hastalık

A+A-

Radikal gazetesi yazarı Türker Alkan, dünkü yazısında yıllar önce iki üniversiteli öğrencisiyle arasında geçen bir hadiseden bahsediyor.

Ancak, öğrencileriyle olan sohbetten bahsederken lâfı öyle bir noktaya getirip dayandırmış ki, yazıyı okuyunca insanın içinden hakikaten "Hah, işte hastalık" diyesi geliyor; "Cumhuriyet aydını hastalığı."

Evet, üniversitede uzun yıllar hocalık yapmış olan bu aydın kişi, elli yıl evvel vefat eden Said Nursî'yi hâlâ Monarşi taraftarı ve Cumhuriyet karşıtı bir şahıs olarak zannediyor olması, sizce de müzmin bir hastalığın bâriz bir ifadesi değil midir?

Hem, Alkan Hocanın zannı ve kanaati bu merkezde olmasaydı şayet, aşağıda okuyacağınız aynı konulu yazısında bunu bir şekilde belirtmesi gerekmez miydi?

İşte, bir "türbanlı öğrenci" ile bir erkek öğrencinin ziyaretinden bahisle yazılan söz konusu yazının ilgili bölümleri:

"Bir gün erkek arkadaşıyla birlikte odama geldi, bana Said Nursî propagandası yapmaya başladılar. Nursî’nin ne kadar çağdaş yaşama ilişkin yerinde gözlemleri olduğunu, onu okuyanın hidayete ereceğini filan anlatmaya başladılar. Köy delikanlısına telkinde bulunan hevesli misyonerlere benziyorlardı.

“'Bakın çocuklar' dedim, 'Said Nursî’nin bütün yazılarını okumadım. Seneler önce bir risâlesini (kitapçığını) okumuştum. Hiç beğenmedim. Daha başka kitaplarını okumanın zaman kaybı olacağını düşündüm.”

“Nesini beğenmediniz?” diye sorguladılar. 'Tutarlı ve sistematik değildi. Eski usûl meseller anlatıp ondan kendi keyfince sonuçlar çıkaran, ‘yedi kat gök’ gibi bilimsel açıdan hiçbir anlam taşımayan sözler eden bir kişi. Doğrusu onda yararlanacağım bir şey bulamadım.'

"Bunları işitince, gençler birbirlerine anlamlı anlamlı baktılar. ‘Hah işte, hastalığı tanımladık’ der gibilerden. ‘Yazık ki kansere yakalanmış’ dercesine, ‘pozitivist’ dediler küfreder gibi. ‘Modernist, bilimselci.’

"Beni böyle damgalayıp sınıflandırarak sorunu çözmüş olmanın verdiği rahatlık ve huzur duygusuyla odamdan ayrıldılar.

"İkisi de okulu başarıyla bitirdi. Erkek öğrencinin encamını bilmiyorum. Kız öğrenci çeşitli yayın kuruluşlarında çalıştı. Son gördüğümde türbanını çıkarmış, saçlarını da boyatmıştı.

"Odamdan ayrılmadan önce kız öğrenci Atatürk’ü eleştirme babında, 'Ne lüzum vardı Cumhuriyet’e?' demişti. 'Cumhuriyet uğruna halka baskı uygulandı.'" (Radikal, 29 Ekim 2008)

Alkan Hocanın naklettiğine göre, bu öğrenci Said Nursî'nin aynı zamanda monarşi (babadan oğula geçen saltanat rejimi) taraftarı olduğunu da vurgulamış.

Öncelikle, yapılan nakillerin doğruluk derecesini bilemiyoruz. Bahsi geçen diğer şahıslar, bu köşe yazısından okuyuculara aktarılan bilgileri teyid edip etmedikleri henüz belli değil.

Bununla birlikte, şimdilik kaydıyla şunları söylemek mümkün:

1) Sonradan başörtüsünü çıkartan ve saçlarını da boyatarak tesettürsüz bir hayat tarzını tercih ettiği söylenen kız öğrencinin, hayatı boyunca inandıklarından zerrece taviz vermeyen Said Nursî'yi ne ölçüde tanıdığı ve eserleri olan Nur Risâlelerini ne kadar anlayıp ondan istifade ettiği hususu, elbette ki tartışma götürür. Yani, şuurlu hareket, bilinçli davranış son derece önemli.

2) Bahsi geçen öğrencilerin anlatıp yansıttıkları bir tarafa, onların hocası durumunda olan bir akademisyenin, bu gibi durumlarda böyle mi davranması gerekir? Meselâ, Said Nursî ve fikirleri hakkında söylenenlerin tamamını doğruymuş, aynen öyleymiş gibi mi kabul etmeli? Hiç tahkik etmek, işi kaynağından araştırıp öğrenmek gerekmez miydi? Bir akademisyene yakışan tavır bu değil mi?

3) Haydi diyelim ki, Türker Alkan o tarihte zahmet edip bir araştırma yapmaya gerek duymadı. Peki, aradan bunca yıl geçtikten sonra, neden hâlâ aynı noktada inat edip duruyor? Yahu, insan yıllar sonra hakkında yazı yazdığı bir önemli kişinin gerçekten de Cumhuriyet karşıtı olup olmadığını merak edip bakmaz mı?

4) Pekçok yayınevi tarafından basımı yapılan Said Nursî'nin eserleri satış rekorları kırıyor. Anketler, istatistikî araştırmalar, "Bütün zamanların en çok satan ve okunan eserler"in Risâle–i Nur Külliyatı olduğunu gösteriyor. Peki, bu eserler şayet iddia edildiği gibi "eski usûl, tutarsız, bilim dışı, vs." şeklinde olsaydı, ilköğretimden en üst seviyedeki akademisyenlere kadar her tabakadan insan tarafından, üstelik hiç usanmadan bu kadar alınır ve okunur muydu? Keza, bu eserler yirmiden fazla yabancı dile tercüme edilerek dünya çapında umumî kabul görebilir miydi?

Ama, öyle anlaşılıyor ki, bütün bunlar sayın Alkan'ın hiç, ama hiç umurunda değil. Öyle olmasaydı şayet, 1935'te çıkarıldığı Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesinde tâ ilk gençlik yıllarından beri cumhuriyetçi olduğunu haykıran Said Nursî'yi bir Cumhuriyet rejimi düşmanıymış gibi anlamaz ve anlatmazdı. Aynı şekilde, en gelişmiş dünya üniversitelerinde bile takdirle alkışlanan Nursî'nin eserlerini "bilim dışı" gibi yakışıksız sözlerle yaftalamazdı.

Hâsılı kelâm, Said Nursî'yi yanlış tanıyan Türker Alkan, eserlerinin mahiyetini de yanlış anlamış. Üstelik, aradan yıllar geçmesine rağmen, doğruyu öğrenmek için hiçbir emek göstermemiş. Biz ne yapabiliriz ki? En iyisi, bırakalım öyle kalsın. Zira, durum biraz "ümitsiz vak'a" gibi görünüyor.
 
Yeni Asya

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.