Habibi Nacar YILMAZ

Habibi Nacar YILMAZ

​​​​​​​Farkındalık Kazanmak, Nasıl Mümkün Olacak?

Trabzon'da ilçe derslerine katılmaya çalışırız. Çoğu ilçemizde dersler oluyor maşallah. Geçen yılın son Beşikdüzü dersine biz de katıldık. Daha önce, bu ilçede üç sene kadar çalıştığımız için, dostlarımız fazlaca biraz. Ne okuyalım derken, Mesnevi, Şemme'de ülfet bahsi, nazarımıza ilişti.

Ülfet, malûm az çok hepimizin derdi. Alıştığımız, sürekli gözümüzün önünde olduğu için, âdeta göremez olduğumuz o kadar mu'cize var ki! Bunları bazen de şiddet-i zuhurundan göremiyoruz.

Bir liseye konuşma yapmak üzere uğramıştık. Müdür odasının tam karşısında, bizzat müdür tarafından asılan bir levha vardı. Levha, bir hadîs meali. "Tut dilini, kurtar ahiretini." Konuşma sırasında da müdürümüz oradaydı. Müdür Bey'e "Hocam odanızın tam karşısındaki levhada ne yazıyor?" diye sordum. Neredeyse iki sene önce kendisinin de astığı levhada, ne yazdığını söyleyemedi. Halbuki her daim bu levhanın önünden geçiyordu.Niçin unutmuştu? Alışmıştı çünkü. Bir ay kadar dikkatini çekmiş, ondan sonra baksa da artık göremez olmuştu. Alışkanlık, ülfetli nazar bu güzel tabloyu onun nazarında silikleştirmişti. Aynı soruyu öğrencilere sordum.Onlar da tablodaki yazıyı hatırlayamadı. Onlar da alışmış demek ki.

Bu ülfet, gördüğüne alışmak, insanın idrâk gözünü o kadar kapatıyor ki bazen insan kendini bile unutuyor. Öğrencilere ellerinizin, gözlerinizin farkında mısınız, diye sorduğumda, öğrenciler ellerini, gözlerini kontrol etmeye başladılar. Bu kadar harika, mu'cize-i Kudret olan maddî ve manevî cihazlarımıza o kadar alışmışız ki varlıklarının devamına bile, ancak kontrolle karar verebiliyoruz.

Herkesin derecesine göre, bu alışmak gafletinden hissesi var demiştik ya. Ehl-i iman bir manav komşumuza, tezgâhında sattığı bu kadar nimetin hakiki olarak bize takdim edeninin tabiat ve unsurlarının olmadığını, ancak yarım saatte izah edebilmiştim. Adam, nimetlerin, meyve ve sebzelerin her birinin bir Kudret mu'cizesi olduğunun farkında değil. Arkadaşımız, her şeyin elimize, gözümüze, ihtiyacımıza göre tasarlandığını ve vaktinde ve ihtiyaca göre bir vagona yüklenmiş olarak bize gönderildiğini anlamakta zorlanıyor. Niye peki? Nimetlere alışmış çünkü. Farkındalığı kaybolmuş. Bunların farkında olması için, bir şok geçirmesi veya bir şazla, yani bir farklılıkla karşılaşması gerekiyor. İşte, bizim Birinci Söz özelinde izahlarımız da ona bir farkındalık kazandırmak içindi. Beşikdüzü dersinde de bunun bir prototipini ortaya koymaya çalıştık.

Fakat burada ince bir nokta var. Bu noktaya da Mesnevi, Şemme'de "Ülfet ise, cehl-i mürekkep üstüne serilmiş bir perdedir. Hakikatte bakılırsa zannettikleri ilim cehildir." cümleleri işaret ediyor. Adam mevcudatla, eşyayla, yeryüzü ve sanatlarla ilgili her şeyi biliyor. İlmi var. Fakat yine de cahil kalıyor, hem de ecel derecede. Çünkü bildiği şeylerin hakikatinden ve neye işaret ettiklerinden habersiz. Bir levha üzerinde, altın ve elmasla yazılan bir cümleyi düşünelim. Arkadaş, cümlelerin altın ve elmas kısımlarının değerini, ne kadar ve ne şekilde kullanıldıklarını biliyor. Bunları araştırmış ama bu elementlerle yazılan cümlenin ne olduğundan, kim tarafından ve niçin yazıldığından, derin anlamından habersiz. Bunun bu hâline ne dersiniz? Maddede derinleşmiş, cevherleri incelemiş ama bunların hakiki anlamından, ne kadar güzel ve kim tarafından yapıldığından habersiz kalmış. Yani mevcudatın riyazatında derinleşmiş, ama mevcudatı anlamlandırmada; sahiplerini, niçin ve neden var olduklarını keşif ve anlamada yaya kalmış. Riyazatta derinleşmeye de tefekkür diyemiyoruz. Sadece bilgi sahibi olmak diyoruz. Bu bilgide de insanı âlim yapmadığı gibi, cehaletten bile kurtaramıyor. Çünkü eşyanın fâniyâta ve kısa bir hayata bakan yönleri, neticede bir hiç ile çarpılacağından bu konudaki ilerleme insana geçerli bir kemâlat kazandıramıyor. Nasıl ki arka niyeti temiz olmayan bir amel, sahte para gibi geçersiz kalıyorsa; bu tip bilgiler de görünüşteki değeri ile kalıyor sadece.

Kâinatı anlamlandıramamak, insanı şaşkın yapıyor maalesef. Derste de mevzu olduğundan, bu konuya da bir parantez açmıştık. Telefonda görüştüğümüz ve kendisinin agnostik olduğunu söyleyen bir arkadaş "Peygamberler mu'cize gösterdi, siz de bize mu'cize gösterin inanalım." diye sormuştu. Biz de bu arkadaşa "Siz bir şey söyleyin ya da gösteriniz ki mu'cize olmasın." sorusunu sormuştuk. Bu sual karşısında şaşkına dönen arkadaşa, telefonda yarım saatte konuyu özetledik.

Bu agnostikler de tuhaf ve fikren tam bir sefalet içindeler. Hani Tabiat Risalesinde sofestailer için üstad "Bir Allah'ı kabul etmemek için, hem kendilerini hem kâinatı inkâr edip cehl-i mutlaka düşmüşler." diyor ya. Kitap var, fakat bu kitabın bir kâtibinin olup olmadığını; sanat var, fakat sanatkârının var olup olmadığını bilemeyiz, diyen bu gürûh için de nasıl bir tabir kullanacağımızı bilemedim doğrusu. Bu tiplerin böyle bir bağnazlığa düşmelerinin bu fakire göre en müessir ve ilk sebeplerinin başında mükellefiyetlerden kaçış geliyor. Sonra, akıllarını dondurmak, durdurmak, susturmak ya da bastırmak için deliller toplamaya; cehaletlerinin yardımıyla da bu delileri çeşitlendirmeye çalışıyorlar. Bazılarının suallerinin ve şüphelerinin arkasında ise; maddiyata dalmak sebebiyle darlaşan akıllar, gurur-u ilmiden kaynaklanan kibir, bîtarafâne mahkeme sureti altında kalbin istikametini kaybetmesi, gaflet, birtakım safsatalar, felsefî cambazlıklar, inat ve mugalata (demagoji) yatıyor. Karşılaştıklarımızdan, aklı başında, muazzeneli ve bir delile dayanarak dalâlete düşmüş olanı görmedik bugüne kadar.

Evet dostlar, hasta olduğumuzda şifa buluyor ve Şafî-i Hakikiye hamd ediyoruz değil mi? Ama her an hasta olabiliriz ama olmuyoruz. Yani her an bize şifa ihsan ediliyor. Ülfetimiz bunu da kapatıyor nazarımızda. Her an, ölmüyoruz; yani bize her an bir hayat bağışlanıyor. Bunun da farkında değiliz. Farkındalık kazanmak için, ülfetten kurtulmak gerekiyor. Bu da Risale-i Nur terapi desteğiyle mümkün herhalde.Bu yazıda böyle bir terapi dersidir.

Selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.