Habip ARTAN

Habip ARTAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Eğitimde fırsat eşitliği 

A+A-

Nereden nereye geldik bir bakalım. Yıl 1983, her ilde dershane yoktu, sadece üç büyük şehrimizde, İstanbul, İzmir ve Ankara’da daha yeni dershaneler açılmıştı. 1981’de YÖK ile birlikte yeni çıkan ÖSYM sınavına yönelik olarak insanlar özel ders ve dershane peşine düşmeye başladılar. Aradan 36 yıl geçmesine rağmen halâ dershaneye gitmeye ve özel ders almaya bir çok öğrenci ve veli rağbet gösteriyor. Gelinen merhalede dershanesi olmayan neredeyse ilçemiz bile yok gibi. Gerek legal gerekse merdiven altı bir çok dershane ve kurs/etüt merkezleri açılmış durumda. Şu anda bir dershane fiyatı 6-12 bin lira arasında değişiyor, bununla birlikte özel ders fiyatı da en mütevazısı saati 60-100 lira arasında. Mesela haftada 4 saat takviye özel ders almak isteseniz aylık 800-1600 lira arasında ücret ödemeniz gerekir, bu da neredeyse bir asgari ücretlinin maaşı kadar.

Milli Eğitime Bakanlığına bağlı devlet okullarımız (ilk, orta ve lise) ne durumda acaba? Bir kendimize soralım. Bilindiği üzere bu okullarımızın belirli bir müfredatı var ve bu müfredata göre hazırlanan kitapları uzun zamandan beri devlet ücretsiz olarak vermektedir. Fakir öğrencilerimiz için çok iyi bir uygulama ama ne yazık ki bu kitapların bir çok yerde kapağı bile açılmıyor. Yıl sonunda, geldiği gibi geri dönüşüme gönderiliyor. Öğretmenlerimiz ve okul idareleri ek olarak öğrenciye değişik kaynaklardan kitap ve kırtasiye tavsiye ediyor. Sizi temin ederim ki, bu yıl başında sekizinci sınıf öğrencime bir veli olarak daha dönemin başında olmama rağmen 300 Liraya kitap almış bulunmaktayım. Benim gibi diğer veliler de aynen bunu yapmakta. Birkaç öğrenci alamayacak durumda olsa bile onlar da geri kalma riskini zaten göze almış durumdalar.

Ben öğrenci iken ücretsiz kitap verilmiyordu, zor da olsa kitaplarımızı alabiliyorduk. Bugün kitap var ancak uygulayan yok, takip eden yok. Bu kitaplara bir göz attım, hepsi de özenle hazırlanmış bir emeğin ve masrafın ürünü. Yazık değil mi bu emeğe? İnsanlarımızı ekstradan başka kitaplara yönlendirmek neden? Bu kitaplar yetersiz ise vermeyelim, israf olmasın, yeterli ise bunu neden okullarımız takip etmiyor? Öğretmenin, idarenin veya velinin aklına şu fikir gelebilir; her ne kadar da ücretsiz verilen bu kitaplar müfredat olarak yeterli olsa bile, LGS (Liseye Geçiş Sınavları) zor olduğundan ek kaynağa ihtiyaç duymak zorundayız, aksi takdirde öğrencilerimiz geri kalabilme riski altındalar, bu kitaplar tam anlamıyla yeterli gelmiyor. Buna karşın ben de derim ki; bunları öğrenciye LGS’de sorulabilecek konu/soru çözümünü tahtaya yazarak derste işleyiniz, ödev veriniz, anlatınız, daha iyi olmaz mı acaba?

Devlet bünyesinde çalışan bir öğretmenimizin branşı uygun ise, vakti ve mahareti de varsa özel ders verebiliyor. Dersi alan da veren de memnun. Veli ne yapsın? LGS’de sorulan sorulara yetişmek için çocuğunu ya dershaneye veya özel okula ya da özel kursa vermek durumunda kalıyor. Sistem bir şekilde insanları buna zorluyor. Gemisini yürütene kaptan diyorlar. Peki soruyorum okullarımız ne yapıyor? Çocuklarımız sabahın erken saatlerinden başlayıp saat 15-16 civarına kadar okuldalar, öğle yemeğini bile yemeden aç karnına okuldan eve gelenler var. Günde sekiz saat eğitim yetmiyor mu, bana göre bu insan fıtratına aykırı bir durum. Sekiz saat çalışan bir öğrenci sekiz saat da uyumalı, geri kalan sekiz saatini de oyun, ibadet ve sosyal aktivitelere ayırmalıdır.

Öğrenci okuldan gelir gelmez eve bile uğramadan dershanenin veya etüt merkezinin yolunu tutuyor. Hafta içi ve cumartesi ve pazar dahil olmak üzere 30 saatini de orada geçirmek durumunda kalıyor. Çocuk zaten beş gün okulda 40 saat memur gibi okula devam etmektedir, toplamda 70 saat ders ile ilgileniyor. Benim zamanımda hatırladığım kadarıyla ilk, orta ve liseler öğlenci-sabahçı olmak üzere iki kısımdan ibaretti. Öğrenci için 5-6 saat yani haftada 30 saat ders vardı, dershaneye de ihtiyaç yoktu. Zamanı artan öğrenci ailesine ya yardımcı olur veya zamanını sosyal etkinlikler, oyun ve dinlenmekle geçiriyordu. Eski zamanda dersler derste öğrenilirdi, verilen ödevler akşam veya uygun bir zamanda yapılır, hoca bunu kontrol eder, çözülemeyenleri çözer ve anlatırdı. LGS yoktu, çocukluğumuzu yaşıyorduk, oyunlar, sosyal aktiviteler, dinlenmeler, gerekirse ekstra meslek edinmeler ile günümüz geçerdi, şimdilerde istikamet, varsa da yoksa da LGS, TYT, AYT.

Her çocuğun öğrenme yaşı 8-18 arasıdır, ne öğrenirse o kendisine kâr kalacaktır. Biz öğrencilerimizi bu yaşlarda LGS, AYT, TYT sınavları ile olmasa olmaz diyerek zorlarsak elimizdeki nesli manen ve maddeten kaybederiz. Her şey sınav değil, insanın önünde sadece bu dünya hayatı yok. Çocuklarımız ebedi hayat için acaba ne yapacaklarını biliyorlar mı, bunun kursunu veren var mı, bu kursa giden var mı, ücretini bilen var mı, mükâfatından haberdarlar mı? Bunun yanında insanlığa gerekli olan erdemli yaşamanın sırlarını kim belletiyor? Topyekun bu sorulara cevap aramalıyız, bir yarış halinde koro olarak bu eğitim sınavları girdabına girmiş durumdayız, çıkmak da çok zor olsa gerek.

Peki, düşük ve orta gelirli vatandaşımız, kardeşimiz ne yapacak? Çocuğunu nasıl dershaneye veya etüt merkezine gönderecek? Bu çok zor, matematik sınırlarını zorlar, gelir ve gider dengeleri buna izin vermeyeceğinden veli ve öğrenci boynunu büküp bekleyecek, elindeki ile yetinmeye gayret edecektir. Hani eğitimde fırsat eşitliği diyorduk? Nerede fırsat, nerede eşitlik? Daha Şırnak ile Edirne’nin kalite katsayıları bile eşit değil, iller arasında bile uçurum varken sade vatandaş ile elit arasında nasıl uçurum olmasın? Geliri ortanın üzerinde olanlar isteyerek veya bazen istemeyerek çocuğunu kurs, dershane ve etüt merkezlerine yazmak zorunda kalıyorlar. Artık herkes bunun bir gereklilik olduğu inancı içerisinde, maddi durumunuz varsa, çocukta da artı cevher varsa bir şekilde aradaki farkı kapatıyorsunuz.

Bundan altı yıl önce teşvik kredisi çıkmıştı, özel okullar çoğalınca insanlarımızın bir kısmı eskiden olduğu gibi çocuğunun özel okulda yetişmesini arzu ediyordu. Devlet olarak fakir ve durumu zayıf olan ailelerin çocuklarına yardım amacıyla okul boyunca eğitim ücretinin en azından bir kısmını veya yarısını karşılıyordu. Baktım ki, iki evi, iki arabası, iki arsası, iki çalışanı olan devlet memurları bile bundan faydalanmış durumda. Nasıl oldu da bunlar teşvik aldılar hala aklım ermiyor? Hadi dedim ilk yıl belki başvurular az, sistemi bilen yok, ekonomik durumu iyi olana da olmayana da çıktı ama bari ikinci yıl vermeyin. Kontrol ediniz, maalesef bu teşvikler bu şekilde yerini bulmadan dağıtıldı ve en sonunda sanırım geçen yıl kaldırıldı.

Güzel bir uygulama olduğunu gördüğüm, teknik meslek liselerini yüzde yüz devlet teşvik ediyor durumda. Git gide yaygınlaşıyor. Veli ve öğrencilerimiz meslek öğrenmeye istekli iseler bu okullara başvurmalarını tavsiye ederim en azından çocuklarımız mezun olurken bir meslek sahibi olmuş olurlar. İnşaallah işverenlerimiz ve teşebbüs sahipleri bu projenin de suyunu çıkarmazlar, su-istimal etmezler.

Liselerimiz dört yıla çıkarıldı. İyi bir uygulama ama dördüncü yıl dersi dinleyen kim, okula giden kim acaba? İnsanlar TYT ve AYT sınavlarının peşinde, bana göre lise müfredatı üç yılda bitirilir, dördüncü yılda genel tekrar ve sınav hazırlığı olsa daha iyi olmaz mı?

Herkes gözünü devlet kapısına dikmiş durumda, sanki biraz da sınavları biz istiyoruz, arz talep dengesi tabii, ne yapsın Milli Eğitim? Bu kadar insan şartları zorlayınca ister istemez sınav gerekecektir. Halbuki öğrencilerimizin sınavsız olarak okumasını sağlayan bir sistemimiz olsa bu çağlardaki çocuklarımız sınav maratonu altında ezilmişlikten kurtulmuş olurlardı. 

Emin olun bazen şahit oluyorum, orta okulda daha öğrencisinin çarpım tablosunu bilip bilmediğini bilmeyen öğretmenlerimiz var. Ne var yani bir kontol ediverseler, zorlasa da, ilgili olsa daha güzel olmaz mı? Orta dereceli okullarımızda hafta sonları öğrencilere yeterlilik kursları veriliyor, bu kurslar iyi ve yerinde bir uygulama ama gel gör ki öğretmen özverili ve istekli değilse bu iş olmaz. Bir çok veli bu kurslara çocuğunu göndermiyor, çok mu zengin, hayır, çocuğunun yetişeceğine inanmıyor. Bu arada durumu zayıf olan da çaresiz gönderiyor. Öğretmenlerimizin bu kurslara özverili bir şekilde daha ciddi sarılmaları, bu işi sadece ek gelir kapısı olarak görmemeleri temennimizdir.  

Tüm özel üniversitelerin puanlarının devlet üniversitelerine eşit seviyede olması gerekir, bakıyorum ki, ekonomik durumu iyi olan az bir puan ile özel üniversitede eğitimini tamamlayabiliyor. Bence burada bir hak-hukuk açısından bir dengenin sağlanması gerekir kanaatindeyim. Özel okul, özelleştirme her zaman iyidir, rekabeti ve kaliteyi artırır, ama ne kadar denetleniyoruz? Buradan mezun olanların mezuniyet ve karne notları kontrol ediliyor mu? Bu soruların cevabını not etmemiz gerekir. 

Mezun olanlarımızın bir çoğu işsiz durumda, evet herkes üniversiteyi bitirsin, eğitimli olmak bir katma değerdir ama gelin görün ki her vatandaş gözünü devlet kapısına diker olmuş. Birkaç yıl KPSS sınavı ile dirsek çürütüyor, yaş ilerliyor, zaten serbest meslek sahibi olamamış, ticari bir uygulaması ve tecrübesi olmayan bir genç ne yapacak ki bu yaştan sonra? Zanaat da öğrenemez, ağaç yaşken eğilir, bundan sonra boş gezen, işsiz adam pozisyonuna düşecek, sıkıntılar baş gösterecek, muzdarip olacak, atalete düşecektir. Herhangi bir işi olmayan gencin bir takım zorluklarla karşı karşıya kalacağı mümkündür.   

Devlet kapısını bu kadar cazip hale getiren nedir acaba? Doktor, diş tabibi dışında garantili iş yok adeta. Peki gençlerimiz ne yapacak, ne işle meşgul olacaklar? Özel teşebbüse yeterince imkan verebiliyor muyuz bunların cevabını aramalıyız. Bediüzzaman Said Nursi’nin bizi uyardığı "İktisadsızlık (savurganlık) yüzünden müstehlikler (tüketiciler) çoğalır, müstahsiller (üreticiler), azalır, herkes gözünü hükûmet kapısına diker, o vakit hayat-ı içtimaiyenin medarı olan "san'at, ticaret, ziraat" tenakus (eksilme) eder, o millet de tedenni (gerileme) edip sukut eder, fakir düşer” (Lemalar, sayfa: 145, Risale-i Nur Külliyatı, Envar Neşriyat) cümlesini çok düşünmemiz gereklidir.

Kanaatimce, 12 Eylül 1982’den bu yana darbe ve ihtilaller nedeniyle ülkemizde bir çok şeyin dengesi bozulduğu gibi eğitimin de dengesi bozuldu ve bir türlü de randıman tutmuş değil. Denge sağlamak için eğitimcilerimiz, bürokratlarımız ve siyasilerimiz uğraşı veriyorlar ama yeterli gelmiyor ki bu gün bu sıkıntıları konuşuyor durumdayız. İnşaallah bundan böyle milletimizin istek ve arzuları istikametinde, geleceğimizin teminatı ve medarı iftiharı olan çocuklarımızı ve gençlerimizi maddi ve manevi yönden tatmin edecek, her iki dünya saadetini sağlayacak formülleri bulmuş oluruz. Bu duygu ve temennilerle tüm eğitim bürokrasisini, öğretmenlerimizi, öğrencilerimizi ve velilerimizi birlik ve beraberlik içerisinde yekvücut olarak çalışmasını temenni eder, Allahtan muvaffakiyetler dilerim.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.