Dillerde salât, Salavât…

Her an, her mevsim ve her dem o kutlu insanı (a.s.m) anlamak, anlatmak ve hatırlamak durumundayız. Sadece belirli gün ve haftalarda değil…

Tebrik, tezkiye, duâ, Peygamberimiz (s.a.v)'e yapılan duâ, istiğfar, rahmet gibi anlamlara gelen bir terim, salavât. "Belirli vakitlerde, Kur'an'da emredildiği tarzda ve Hz. Peygamberin tarif ettiği şekilde yapılan ibadettir. Salât'ın çoğulu salavât gelir. Türkçede daha çok Hz. Peygamber'e yapılan duâ mânâsında kullanılır.

Kur'ân-ı Kerim'de bu anlamda şöyle buyurulur: "Âllâh ve O'nun melekleri Peygamber'e hep salât ederler. Ey mü'minler, siz de Ona salât (ve dua) ediniz ve samimiyetle selam veriniz" (1)

Bu âyet-i kerimeyle, Peygamberimize salât ve selamlarımızla hürmetlerimizi kalben ve lisanen sunmak farzdır; her müslüman için yerine getirilmesi gerekli bir görevdir. Her müslüman en kısa şekilde: Âllâhümme salli alâ Muhammed = Allahım! Muhammedi rahmetinle tebrik et ve esen kıl" diye salât getirir.
 
Rasûl-i Ekrem (a.s.m) Efendimiz de, "Yanında benim adım anılıp da bana salât getirmeyen kişinin burnu sürtünsün, hakarete uğrasın " buyurmuştur. (2)
Namazlarda oturduğumuz zaman tahiyyât‘tan sonra okuduğumuz "Allahümme Salli, Bârik..." duâları da, Hz. Peygambere salât getirmeyi ifâde eder.

Hz. Peygambere salât getirmenin fazileti hakkında Rasûlüllah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kim bana bir salât getirirse, Allah ona on salât (mağfiret) eder"(3)

Hz. Peygamber'in ismi her işitildiğinde veya anıldığında salât getirilip getirilemeyeceği hususunda bazı alimler; bir yerde, Hz. Peygamber'in adı ne kadar anılırsa anılsın bir defa salât edilmesi yeterlidir derken, bilginlerin çoğunluğu ise; Hz. Peygamber'in adı her anıldığında salât getirilmesi gereklidir, demişlerdir. Nitekim hadis ilmiyle uğraşanlar, Hz. Peygamberin hadislerini rivayet ederken, sözleriyle, halleriyle en büyük saygıyı göstermişler; öğretimi sırasında da Hz. Peygamber'in adı ne kadar çok anılırsa anılsın, her anıldıkça, "Sallallahu aleyhi ve sellem" diyerek saygılarını göstermişlerdir. (4)

Fedale b. ubeyd (r.a) der ki : "peygamberimiz (s.a.v) bir adamın Allah'a senâ etmeden ve peygamber'e (s.a.v) salât-ü selâm getirmeden dua ettiğini duydu ve ' şu adam acele etti' diyerek onu yanına çağırdı ve kendisine şöyle buyurdu:
‘ içinizden biri dua edeceği zaman önce Allah'a (c.c) hamd-ü senâ edip arkasından peygamber'e (s.a.v) salât-ü selâm getirsin, sonra da dilediği duayı yapsın. " (Ebû davud, Tirmizî )
 
Peygamberimize (a.s.m) niçin salavat getiriyoruz?
Bilindiği üzere Efendimiz (s.a.v)’e karşı ihmal edilmez bir görev, unutulmaz bir vefa borcudur.
O kadar ki, O’nun irşadıyla var oluş hikmetini anlayan her müslümanın üzerine bu salavâtın ömründe bir keresi farz, sonrakileri vacip, tekrarlarda ise sünnet olduğu bildirilmiş, salavâtın terki ise ‘şefaatten mahrumiyete sebeptir’ denmiştir.

İyilik gördüğü kimselere iyilik etme minnettarlığı duyan, hatta bir kahvenin kırk yıl hatırını sayan insanlar, ebedi hayatını kurtarmaya vesile olan Resûlullah’a da (s.a.v) elbette minnettarlık duyacak, adını duyunca büyük bir hürmet ve sevgiyle salavat getirecek, böylece gösterdiği bu bağlılıkla da şefaatine nail olacaktır.

Nitekim Ahzab Suresi ayet 56’da Rabbimiz de salavât getirmeyi emretmektedir:
“Şüphesiz Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler! Siz de O’na tam bir teslimiyetle salat ve selam edin!.”

Bu âyetin emri gereği ömürde bir defa salavat getirmek farz, sonraları her ilk duyuşta vacip, aynı yerde tekrarlanmalarda ise sünnet olduğu ifade edilmiştir.

Anlaşılan odur ki, getirilen salât ü selamdan hem Rabbimiz, hem de melekleri razı olmakta, ayrıca melekler salavât getirenlere de dua etmekteler. Hadis kitaplarında görüyoruz ki, Efendimizin (s.a.v) Cennet’teki makamının yükselmesine sebep olan salavatı okuyan insana melekler, “Allah da senin makamını yükseltsin!” diye dua etmekte, öteki melekler de bu duaya âmîn demekteler. Salavat getirmeyene ise, “Allah da senin makamını yükseltmesin!” diye tepki göstermekte, öteki melekler de bu tepkiye âmîn diyerek iştirak etmekteler. Demek ki, Efendimizin (s.a.v) adını duyunca salavat getirenler meleklerin hayır duasını alır, getirmeyenler ise bedduasına maruz kalırlar. Ayrıca, Peygamberimiz (s.a.v) de, adını duyduğu halde salavat getirmeyen vefasız ümmetine kırılmakta, bunu da “burnu sürtülsün!” sitemiyle dile getirmektedir.

Sayısız Salavât çeşitleri İslâm âlimleri tarafından yazılmış ve dillerinde vird olarak okuna gelmiştir. Bunların en meşhurları da namazlarımızda tahiyyattan sonra okuduğumuz, “Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed…” ile “Sallallahü aleyhi vesellem” salavatlarıdır. Manaları şöyle özetlenebilir:
“Rabbimizin rahmeti, meleklerinin istiğfarı ve bizim de selamımız Efendimiz Hazret-i Muhammed ve ailesi üzerine olsun. “

Ayrıca Bediüzzaman Hazretlerinin sürekli okuduğu “Delâilü’n-Nur” başlığı altındaki salavâtlar da zevkle okunabilecek çok feyizli, anlamlı ve bereketli salavâtlardır.
Bu gibi salavat-ı şerifeler Efendimize has bir dua olduğundan O’na mahsus duayı Rabbimiz reddetmez.

Bu niyetle bizler de özel dualarımıza redde uğramayan salavatla başlar, salavatla bitirirsek, iki makbul dua arasına aldığımız duamızın kabul olacağını ümit ederiz.
Haftanız (ve de tüm ömrünüz) hayırlı, bereketli, verimli, feyizli ve bol salavatlı olsun.
Sallallahu aleyhi ve sellem.

Dipnotlar:
1-el-Ahzab, 33/56).
2-et-Tâc, V, 145.
3-et-Tâc, VI, 145.
4-Tecrid-i Sarih Tercümesi, XI,164; Geniş bilgi için bkz. Salvale.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum