Dilden dile-4

Hülasa Bediüzzaman’ın tavsiyesindeki mahki anh yerine koyma, empati yapma şekli sadece hikayedeki kahramanın konuşma veya davranış modellerini aktarmaktan ibaret değildir. Cansıza can verirken onun bütün tabiatını, fıtratını kavramak ve o fıtratın hangi makam, mekan ve zamanda nasıl ve ne şekilde konuşacağını da aktarma sanatıdır. Bunu yaparken tabiî/doğal ve elbette ki mantıklı bir aktarım yolu seçilecektir.

İsterseniz bu can verme ve fıtrattaki gerçekliğe uygunluğu gözetmede pratik bir örnek sunalım. Bir okulda öğretmenler odasında masanın üzerinde kullanılmış bir karton bardak var. Hizmetli öğretmenleri suçluyor ve ayıplıyor. Neden kullanılmış bardağı masada bıraktınız diye sitem ediyor. Ancak eleştirinin şiddeti ve dozu fazla. Çünkü daha önce de öğretmenler hizmetlinin temizliği tam yapmadığını söyleyerek okul müdürüne sözlü şikayette bulunmuşlardır. Haliyle okul müdürüne durumu anlatıyor. Müdür, öğretmenler odasına giriyor. Ortada çok ciddi bir mesele yok ama işin başlangıç noktasını bilen müdür olayın çekişme ve karşılıklı rövanş alma sürecine dönüşmesini önlemek için herkesin biraz daha dikkatli ve hoşgörülü olması gerektiğini söyleyerek durumu idare etmeye çalışıyor. Ve bardağı bizzat kendisi masadan alıp çöp variline atıyor.

Bir sanatçı bundan yola çıkarak karton/kağıt bardakla ilgili kısa bir hikaye kurgulaması yapar.

“Masanın üzerinde kullanılmış içi boş bir kağıt bardak vardı. Issız bir gün ve soğuk geçen bir gece boyunca yalnızlığı tüm moleküllerinde hissetti. Derdini anlatacak ve içini boşaltacak kimsesi yoktu. Etrafındaki bardaklar camdan, kendisi ise kağıttandı. Karton bardak da derlerdi adına. Bir gün buruşturulup çöp kutusunu boylayacağı anı bekliyordu. Gözlerinin önüne annesi geldi... Annesini ve kardeşlerini özledi bir an. Kökenleri bir meşe ağacındandı. Günü gelmiş ağaç dibinden koparılmış, parçalara ayrılmış ve epey muameleden sonra bardağa dönüştürülmüştü. Anne ve kardeşler kim bilir hangi kapının, pencerenin veya sehpanın bir parçasında yer almışlardı. Bardak olmaktansa aslında bir kitap olmayı çok isterdi. Kitaplar içinde roman kitabı, romanlar içinde de aşk romanı kitabı olmayı çok isterdi… Böylece insanlar kendisini okuyunca bağrına gözyaşları düşecekti belki de. O gözyaşlarını kana kana emecek, sindirecek ve belki de yeniden bir meşe ağacı olacaktı. Çünkü aşkın gözyaşları odunu bile diriltirdi.”

Burada hikayenin kahramanı olan bardağa iç konuşma yaptırılarak da mesaj verilebilir. Mesela;

“Zavallı bir kağıt bardak olarak mezara konulacak bir insan gibi çöp variline atılmayı bekliyordum. Odadaki bayan öğretmenler temizlikten, titizlikten bahsediyor ve benim burada masada ne işim olduğunu birbirlerine sorup tartışıyorlardı... Arada Bekir-mekir ismi geçiyordu… Okulun hizmetçisiydi bu Bekir denen kişi. Her yerden sorumlu olduğu gibi odanın da sorumlusuydu temizlik konusunda. Çöpe atılmanın konuşulduğu bu ortamda Bekir-mekir beni ilgilendirmiyordu. Ben beni bekleyen mukadder akibetimi düşünüyordum. İnsanlar böyleydi işte. Basit bir karton bardaktım neticede, kullanılıp atılacak olan basit bir bardak. Ben kendi hayatımın öznesi olamıyordum. Nesne olmak da beni hiç  sarmadı doğrusu.

Müdür denen adam biraz mahcup biraz muzip bir edayla beni masadan alıp çöp variline attı. Yeni mekan kalabalıktı. Poşetler, çay yaprakları, bisküvi ambalajları, peçete parçaları, elma kabukları. Biraz ötede benim gibi bir kağıt bardağın bana baktığını fark ettim. Üzerindeki çiçekli-miçekli desenler onu daha alımlı yapmıştı. O da benim gibi buruşuk vaziyette öylecene beni süzüyordu. Gözleri bana takılı kalmıştı. Kenarında bir dudak ruju izi vardı. Belli ki onu bir bayan kullanmış ve çöpe atmıştı..

“Nasılsınız bardak kardeşim?” dedim. Tanışmaya vesile olsun diye. Dertleşecek birini bulmuştum galiba.

Derin bir iç geçirdi. Bakışları çöp varilinin etrafında baygınca döndü. Sonra tavana çakılıp kaldı. Neden sonra gözlerini oradan indirip başını önüne eğdi. Bir süre sessizlikten sonra ağır ağır konuşmaya başladı.

“Ben dedi, kendimden çok, beni kullanan bayana acıdım. Bu bayan bendeki çayı yudumlarken pencereden dışarıya bakıyor ve gözleri belli belirsiz bir hüzünle buğulanıyordu. Hafif nemli gözlerindeki yaşlar birazdan yağmura dönüp içimdeki çaya karışacak gibi oluyordu. Belli ki ayrılık hüznü yaşıyordu. Çayı değil sanki tüm acılarını yudumluyordu. Dudakları kederle yumulduğu için dudaklarındaki boya kenarlarıma siniyordu. İnce ve nazik elleri, titreyen parmakları, yüreğindeki soğukluğu sanki benim içimdeki çayın sıcaklığında ısıtmak ister gibi sıkıca kavrıyordu. Sımsıkı sarılıyordu bana. Umutlarına sarılır gibi.

Ben onun acısıyla daha da çöktüm, buruş buruş oldum. Ama o benim farkımda değildi. Dilim olsaydı da teselli verebilseydim.

İçimdeki buharı tükenmiş ılık çaydan son yudumlarını alırken dudaklarından dökülen bir  şarkıyı duyurmak ister gibiydi çok uzaklara doğru;

“Bırakma ellerimi. Bırakma yalnız beni. Son defa seyredeyim. O yaşlı gözlerini.”

Çiçek desenli kağıt bardağın anlattıklarından sonra dışı gibi içi de buruşup burkuldu birden. Dolu çöp varilinin üst taraflarında yer aldığından odayı görebiliyordu. Odanın penceresinden dışarıya baktı. İç sancısı gibi ince bir yağmur yağıyordu. Bir anne şefkatiyle yeri okşuyordu. Belli belirsiz bir nağme ile mahzun gönüllere teselli veriyordu sanki.

Yavrusunun saçlarını okşayan bir anne eli gibi yumuşakça bahçedeki ağaçların köklerine doğru süzülen bu yağmur suyu kim bilir hangisinin köklerine süzülüp ağaçtan bir dal olacaktı. O ağaçtan gelecekte yapılacak olan karton bardak kim bilir hangi insanın dudaklarına değecekti. Bu defa hangi hikayeleri dinleyecekti kim bilir…”

Yukarıda geçen canlandırma ve fıtrata göre konuşturma insani özellikler yüklenerek yapılmıştır. Ancak büsbütün bir insan gibi değil kağıt bardağın özelliklerine göre uyarlamayı yapmak sanat açısından daha isabetli olur. Mantıksal doku Bediüzzaman’ın işaret ettiği gibi tabiatın iznini almak şartıyla uygulamaya dahil edilmelidir. Sözgelimi, hikayede müdürün bardağı buruşturup çöp variline atma fiilinden sonra bardağın iç konuşmasına şunu eklersek yanlış yapılır.

“Müdür denen adam gaddarca beni çöpe attı. Neredeyse kafam kırılacaktı.”

Kafanın kırılması eylemi hikayenin kurgusu açısından bardağın fıtri özelliklerine ve dış gerçekliğe uymadığından hikayenin inandırıcılığı açısından tartışmaya kapı açar.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum