Hüseyin ÇEŞİTCİOĞLU

Hüseyin ÇEŞİTCİOĞLU

Çağımızda Bir Ebubekir: 'Kahraman Tahiri'

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

2023100300185263287f5421ddfa04-001.jpg
Ahirzaman Türkiye'sinde 2 Kahraman: Tahiri ve Sungur rh ecmain.

1977 ilkbaharda seher vaktiydi.

Tandoğan Barla Apartmanı 2. katında sabah namazı ve dersi bitmiş yatarak istirahat ediyorduk.

Bir anda zil çaldı, hızla kapıya koşup açtım.

Karşımda son derece heybetli, gür sakallı, gür kaşlı ve yaşlı ama çevik bir adam vardı.

Hemen buyur ettim o da hızla içeri girdi.

Salonda hizmetin önde gelen abileri vardı. Rabbim sağlıklarını artırsın, Feyzi Ali ve Ömer Abiler...

Birden uyandılar ve çarpılmış gibi elbiselerini kapıp odalara kaçıştılar.

Kısa zamanda dışarı çıkıp Tahir Ağabey'e hoşgeldin dediler mahcup ve mahviyet içideydiler.

Bu celalli ve muhteşem zat kahraman Mehmed Tahiri Mutlu (rh) idi.

2023100222260863287f5421ddfa04.jpg

Çok geçmeden de sonsuz rahmetler alemine uçtu gitti.

Mehmed Tahiri Mutlu:

D: 1900-Atabey (Aras). Vefatı: 3 Nisan 1977- İstanbul Tevruz Ap. 7. kat/ İsakapı-Kocamustafapaşa.

Babası: merhum Hüseyin Hüsnü Efendi, annesi merhume Zübeyde Hanım.

1943-44 Denizli, 1948-49 Afyon zindanlarında üstad Bediüzzaman ve nur kardeşleriyle iman mücahedesinin en ağır bedellerini ödediler.

1958 Ankara'da, 27 Mayıs 1960’ta Isparta’da hapis yattı.

Makbuliyet göstergesi her türlü zahmet ve ıztıraplara maruz kaldı.

***

"Nur fabrikasının mensupları ise; Hafız Ali (Ergün), Büyük Ruhlu Küçük Ali Sarıbıçak, Hafız Mustafa Sarıbıçak ve Tahirî Mutlu…”

"Takvada birinci"

"İhtiyarların genci"

“Tahiri, dolu bir testi gibidir”

"Tahiri 40 evliyaya bedel"

“Tahiri'nin öyle bir derecesi var ki, manevi sahadaki derecelerinden birini görse dünyayı terk eder!

Ya Rabbi, bu manevî varlığını kendisine bildirme!

Ahirette Ümmet-i Muhammed'e faydası olacak!…”

***

Tahiri Abi Sözler'i Nasıl Tanıdı?

“Üstad Hazretleri'nin Barla’da bulunduğu yıllardaydı.

Bizim Atabey’den ve civar köylerden yanına giden ve o­na talebe olanlar vardı: Küçük Lütfi, Mesut, Hafız Ali, Küçük Zühtü.

Bu arkadaşlar, daha sonra Eskişehir hapsine de gitmişlerdi.

“Küçük Lütfi, Eskişehir hapsinden döndükten sonra vefat etmişti. Kendisi Hafız Ali’nin akrabası olurdu. Vefatına biz de gitmiştik.

Defnettikten sonra merhum Hafız Ali, imam H. Mustafa’ya beni göstererek: “Lütfi’nin yerini boş bırakalım. Tahirî, Lütfi’nin yerini alır” diyordu.

“Demek kısmetimiz varmış… Cenab-ı Hak nasip etti.

Daha önceleri, 1930 yıllarında da tanırdım. Ama asıl Nur’un hizmetine girişim 1935’den sonra oldu."

Vatani görevini 1920-1924 yıllarında yaptı; gazilik madalyası sahibi, gazilik maaşını ölene kadar kabul etmedi.

2023100223215663287f5421ddfa04.jpg
Rahmetli Tahiri Mutlu, İstiklal Madalyası Sahibi Bir Nur Talebesiydi.

***

'Üstad’a Lemeat’ı Götürmüştüm'

"Kastamonu’da Üstad’ın ziyaretine gitmiştim.

Bastırdığım eserleri, İstanbul’da Sahaflar Çarşısı'nda bulduğum Lemeat’ı götürmüştüm. Çok sevindi, Lemeat’ı Sözler’in arkasına yazdırdı. Dersler yaptı.

O günkü sevinç içinde, bana, Mevlâna Halid Hazretleri’nin cübbesini giydirmişti." (Son Şahitler/ N.Şahiner)

***

Şehid Hafız Ali'nin Cübbesi Tahiri Mutlu'ya Emanet...

“Denizli hapsine gitmeden evvel iki cübbesi vardı.
Bunlardan birisini ‘Nur Fabrikasının Sahibi’ dediği Hafız Ali (Ergün) Efendiye vermişti. Fakat bundan Hafız Ali’nin haberi yoktu. Bir arkadaş vasıtasıyla göndermişti.

Denizli’de Ali Efendi vefat edince, Üstad cübbeyi 'bir senet mukabilinde' bana verdi.”

“Bismihi Sübhanehu

“Aziz, sıddık, kahraman, ikinci Hüsrev, ikinci Hafız Ali ve Lütfi’nin varisi ve birinci Tahirî kardaşım:

“O meşlahı - cübbeyi- sana hediye ediyorum.

Kardeşiniz Said Nursi (ra)

***

(Tahiri) “Sarsılmayan sadakatı, aldanmayan zekâsiyle...” (Said Nursi)

"...Mübarek Tahirî’nin küçücük bir Medrese-i Nuriye hükmünde hanesindeki mübareklere dua ediyorum." (Emirdağ Lahikası-1)

"Sâniyen: Tahirî’nin Denizli hapsinde; unutulmaz hâlisane hizmeti ile ve Nurlara sarsılmaz sadakatiyle ve yanılmaz zekâvetiyle ve çekilmez bahadırlığıyla, daire-i Nur’da ehemmiyetli makamı için bütün bu defaki mektubunu Lâhika’ya geçirdik. Başta Nur’un şakirdlerinden validesi Zübeyde olarak akrabasına ve rüfekasına selâm ederim. Cenab-ı Hak onlardan ebeden razı olsun, âmin!" (Emirdağ Lahikası-1)

***

Risale- i Nur ile Meşguliyet Sıkıntıyı Giderir Ferahlık Verir!

“Çok tecrübelerle ve bilhassa bu sıkı ve sıkıntılı hapiste kat’î kanaatim gelmiş ki, Risâle-i Nur ile kıraeten ve kitabeten iştigal, sıkıntıyı çok hafifleştirir, ferah verir.

Meşgul olmadığım zaman o musibet tezâuf edip lüzumsuz şeylerle beni müteessir eder.

Bazı esbaba binaen, ben en ziyade Hüsrev’i ve Hâfız Ali (rh) ve Tahirî’yi sıkıntıda tahmin ettiğim halde,
en ziyade temkin ve teslim ve rahat-ı kalb, onlarda ve beraberlerinde bulunanlarda görüyordum.

“Acaba neden?” derdim.

Şimdi anladım ki, onlar hakikî vazifelerini yapıyorlar; mâlâyâni şeylerle iştigal etmediklerinden ve kaza ve kaderin vazifelerine karışmadıklarından ve enâniyetten gelen hodfuruşluk ve tenkit ve telâş etmediklerinden, temkinleriyle ve metanet ve itmi’nan-ı kalbleriyle Risâle-i Nur şakirtlerinin yüzlerini ak ettiler, zındıkaya karşı Risâle-i Nur’un mânevî kuvvetini gösterdiler.

Cenâb-ı Hak, onlardaki nihayet tevazu ve mahviyette tam izzet ve kahramanlık seciyesini umum kardeşlerimize teşmil ettirsin. âmin.” (Şuâlar, s. 282).

***

Afyon Hapsanesi'nde Büyük Bela!

Afyon Hapsinde Nur talebeleri arasında izdihamlı ortamdan doğan çekişme ve mizaç uyumsuzluğu üstad Bediüzaman'ı ıztıraba gark ediyordu...

Üstad Nursi şöyle diyor:

“Ya Rabbi! Yok mu bir talebem?’ diye Cenab-ı Hakka iltica ettiğim zaman bana Tahirî gösterildi.”

“Tahirî, o zaman seni bir veliyyi azîm, bir kutup tahayyül ettim. Sonra baktım ki, sen istihdam olunuyorsun.”

Tahiri Abi Afyon Cezaevi Koğuşundaki Kahramanları Yatıştırıp Kaynaştırdı!

“Aziz, sıddık kardeşlerim Hüsrev ve Mehmet Feyzi, Sabri!

Ben sizlere bütün kanaatimle itimat edip istirahat-ı kalple kabre girmek ve Nurların selâmetini size bırakmak bekliyordum ve hiçbir şey sizi birbirinden ayırmayacak biliyordum.

Şimdi dehşetli bir plânla, Nur’un erkânını birbirinden soğutmak için resmen bir iş’ar [ işaret ] var...

Madem sizler lüzum olsa birbirinize hayatınızı, kuvvet-i sadakatiniz ve Nurlara şiddetli alâkanızın muktezası olarak feda edersiniz; elbette gayet cüz’î ve geçici ve ehemmiyetsiz hissiatınızı feda etmeye mükellefsiniz…

Yoksa kat’iyen bizlere bu sırada büyük zararlar olacağı gibi, Nur dairesinden ayrılmak ihtimali var diye titriyorum!

Üç günden beri hiç görmediğim bir sıkıntı beni tekrar sarsıyordu.

Şimdi kat’iyen bildim ki, göze bir saç düşmek gibi az bir nazlanmak, sizin gibilerin mabeyninde hayat-ı Nuriyemize bir bomba olur...

Hatta size bunu da haber vereyim:

Geçen fırtınayla bizi alâkadar göstermeye çok çalışılmış. Şimdi mabeyninizde az bir yabanîlik atmaya çabalıyorlar.

Ben sizin hatırınız için her birinizden on derece ziyade zahmet çektiğim halde, sizden hiçbirinizin kusuruna bakmamaya karar verdim.

Siz dahi, haklı ve haksız olsa benlik yapmamak, üstadımız olan şakirtlerin şahs-ı manevîsi namına istiyorum.

Eğer o acip yerde beraber bulunmaktan gizli parmaklar karışıyorlar, biriniz Tahiri’nin koğuşuna gidiniz. Said Nursî” (Şualar, 504)

“Feyzi’lerin bir kahramanı olan Ahmet Feyzi (Kul) kardeşimiz de, Tahiri’nin koğuşu olan medresesinde aynen Tahiri gibi davranmalı.” (Şualar, 536)

2023100222322563287f5421ddfa04.jpg
Mehmed Feyzi Pamukçu Efendi (rh)
(1912/1989-Kastamonu)

***

Tahiri Mutlu'nun Afyon Ağır Ceza Mahkemesi Müdaafasından

"Üstadım Bediüzzaman Said Nursî ve diğer arkadaşlarıyla birlikte suçlu gösterilmekle mahkemeye veriliyorum...

...Zülfikar- Mucizât-ı Kur’âniye ve Ahmediye mecmuasını bastık.

Bunu kısmen sattık.

Hâsıl olan parasından Asâ-yı Mûsâ mecmuasının kâğıdını da satın aldım, getirdim.

Sonra Asâ-yı Mûsâ mecmuasını bastık, bunu da sattık.

Sonra Siracü’n-Nur mecmuasının kâğıdını alıp bastık…

Bu eserlerle ahlâkımızı dinen terbiye edip yükselten ve kendisine “müceddid” dediğimiz halde bizi reddedip kıran ve büyük bir hürmetle üstad kabul ettiğimiz Said Nursî’nin senelerden beri talebesiyim…” (Şuâlar, s. 466-467)

“Üs­tad’ımın mü­sa­a­de­le­ri ol­ma­dı­ğı hal­de, ma­ri­fe­tim­le es­ki ya­zıy­la İs­tan­bul’da, mat­ba­a­da ta­be­di­len 500 adet Be­di­üz­za­man’ın ‘Ye­din­ci Şua’ ki­ta­bı­nı…” (Şu­a­lar, 542)

“Ve­bi’l-âye­ti’l-küb­râ emin­nî mi­ne’l-fe­cet"

İmam-ı Ali bu fık­ray­la işa­ret eder ki,

Âye­tü’l-Küb­ra Ri­sa­le­si yü­zün­den şa­kirt­le­ri bir mu­si­be­te dü­şe­cek­ler ve onun ke­ra­me­ti ve be­re­ke­tiy­le em­ni­ye­te ve se­lâ­me­te çı­ka­cak­lar.

Evet, bu ke­ra­met-i Ale­vi­ye tam ta­mı­na çık­tı ki, o ri­sa­le için hap­se dü­şüp ve onun kuv­vet­li ha­ki­kat­le­riy­le kur­tul­du­lar.” (Şu­a­lar, 731)

***

“- Tahirî, istihdam olduğuna mı razısın, yoksa benim zannımda [veliyyi azîm] olmayı mı istersin?"

“- İstihdam edilmemi isterim Üstad’ım…”

“-Maaşaallah!… Gerçi velidir."

***

Tahiri Abi İşaratül İ'caz, Lemaat ve Hakikat Çekirdeklerini Nerden Buldu?

“1942 senesinde İstanbul’da kırk beş gün kaldım. Bozkurt Matbaasında Ayetü’l-Kübra’yı bastırmıştım.

2023100222410663287f5421ddfa04.png

"Sık sık Sahaflar Çarşısı'na uğrayarak, ‘Bediüzzaman’ın eserlerinden var mı? diye sorar, soruştururduk.

Bu sırada, Üstad’ın eski eserlerinden, İşaratü’l-İcaz, Hakikat Çekirdekleri ve Lemeat’ı bulmuştum.

"Ayetü’l-Kübra’yı bastırdıktan sonra vapurla İnebolu’ya gittim. Oradan da Kastamonu’ya geçtim.

“Kastamonu’da Üstadla görüştüm. Üstad sevindi.

Bilhassa Lemeat’ı görünce çok memnun oldu…”

“Meh­met Ta­hi­ri, Kü­çük Lüt­fi’nin hay­rü’l-ha­le­fi ve Ata­bey’in kah­ra­­ma­nı, bu ha­va­li­ye nur­lu ve gü­zel he­di­ye­le­ri çok kıy­met­tar­dır.” (Kas­­ta­mo­nu Lâ­hi­ka­sı, 85)

***

lemeat.jpg

“Aziz, sıddık kardeşlerim ve hizmet-i Kur’âniyede kuvvetli arkadaşlarım,

“Bu defa kahraman Tahirî’yi umumunuz namına gördüm.

Ve o­nda bir Lütfi bir Hafız Ali, bir Hüsrev ve bir Said -fakat genç Said- müşahade ettim. Cenab-ı Hakka çok şükrettim.

Bu defa o­nun kokusunu [gül esansını] alıp, O daha gelmeden, benim yanıma gelen komiser ve taharri adamları münasebetiyle, benden talebeler tarafından sual edilen bir mesele, belki size de bir faidesi var diye gönderildi.” (Kastamonu Lâhikası s, l06)

“Kahraman Tahirî’nin bana getirdiği bir nüsha Lemeat’ı çok kıymettar gördüm.

Eğer bir nüsha daha o havalide varsa, siz de o parçayı nüshalarınızın âhirine yazarsınız.

Zaten Lemeat, kendisi de harikadır.

(Lemaat) Ramazan-ı Şerifte, yirmi gün zarfında, nesir bir surette tekellüfsüz, birden yazılmış. Sonra baktım, sehl-i mümteni gibi, nesr-i manzum ve nazm-ı mensur suretine almış.” (Kastamonu Lâhikası s. 133)

***

"Tahirî, İşte Sen Böyle Diyebilirsin”

28. Söz Cennet risalesinden şu kısım:

“İnsan olan insan diyebilir ki:

‘Benim Hâlıkım, bu dünyayı bana hane yapmış; güneş benim bir lambamdır; yıldızlar benim elektriklerimdir; yeryüzü çiçekli-miçekli halılarla serilmiş benim bir beşiğimdir’ der Allah’a şükreder.” okunduktan sonra Üstadı Tahiri'ye döner:

“Tahiri, işte sen böyle diyebilirsin” der.

***

Öz evlattan ileri merhum Bayram Abi

- O yıllarda; 1942/43'de Nurlar 2 makinada teksir ediliyordu.

Biri merhum Selahaddin Çelebi'nin aldığı ki İnebolu'da merhum Ahmed Nazif Çelebi'nin evinde küçük bir matba gibi çalışıyordu.

Di­ğe­ri ise 'Atabey Kahramanı' Tahiri Mutlu'nun İstanbul'dan alıp getirdiği teksir makinası ki Is­par­ta Sav’da merhum İb­ra­him Gül Ağa­be­yin evinde elyazma risaleleri çoğaltıyordu.

(Üstad Nursi teksir makinalarının her birine "bin kalemli nurcu" ünvanı vermişti.)

2023100222542963287f5421ddfa04.png
Isparta Sav'da Risale-i Nur teksir eden/çoğaltan Tahiri Mutlu'nun teksir makinesi.

(Sav'da Sözler 1000 kalemle yazılırken 1942'de 1000 kalemli teksir makinesi imdada yetişti ve 1948'e kadar Risale-i Nurlar 600 bin nüsha el ve teksir makinesiyle yazıldı dağıtıldı ve okundu.)

(Tahiri Mutlu):
“...İş­te bu âli mah­ke­me­nin, Te­myiz’in yük­sek tas­di­kiy­le kat’iyet kes­be­den hük­mü­ne isti­na­den, iki se­ne ev­vel İs­tan­bul’dan tek­sir ma­ki­ne­si ve kâ­ğıt ala­rak Is­par­ta’ya ge­tir­dim.” (Şualar, 542)

***

Bediüzzaman'ın Mümtaz Talebesi!

"Üstad için Tahiri Ağabey çok mühim. Diğer ağabeylere kızıyor, darılıyor, ama Tahiri Ağabey’e böyle bir tavrı yok.

Bir kabahatimiz olduğu zaman Üstad’ın yanına önce Tahiri Ağabey’i gönderirdik, onun hatırın bizi bağışlardı. (Bayram Yüksel rh)

***

"Ta­hi­ri, Dün­ya­da Kendisini Bil­me­sin!”

Rahmetli Bayram Abi anlatmaya devam ediyor:

“Ben, Üs­tad’ın Ta­hi­ri Ağa­bey için şu şekilde hiç­bir ağa­bey­den bah­set­ti­ği­ni du­y­ma­dım.

‘Ta­hi­ri, dün­ya­da bil­me­sin’ di­yor­du.

Üs­tad bir gün, "Ta­hi­ri!" de­di.

- Bu­yur efen­dim!’

- Azı­cık ken­di­ni bil­mek is­ter mi­sin, bu hiz­met­te is­tih­dam olmak mı is­ter­sin?’

-Aman efen­dim, aman efen­dim! Ben ken­di­mi bil­mek is­temi­yo­rum, is­tih­dam olun­mak is­ti­yorum’ de­miş­ti.

***

“Ta­hi­ri Ağa­bey Tüm Mülkünü Sa­tıp Hiz­me­tte Kul­lan­dı”

Bayram Abi devamla:

“Üs­tad ha­va al­mak için umu­mi­yet­le her gün ge­zer­di.

‘Ben gı­da­sız ya­şa­ya­bi­li­rim, ye­mek ye­me­den ya­şa­ya­bi­li­rim, ama ha­va­sız ya­şa­ya­mam’ der­di.

Bu­nu her gün söy­ler­di.

Hat­ta so­ba yak­tık mı he­men pen­ce­re­le­ri açar ha­va­lan­dı­rır­dı.

Üs­tad dizlerinden rahatsızdı, diz­le­ri ağ­rı­yor­ çok ra­hat­sız olu­yor­du.

İş­te o rahatsız anlarda ba­kar­dık ki, Ta­hi­ri Ağa­bey bir cip ve­ya bir fay­ton kiralayıp gelmiş.

Üs­tad biner:

‘Ev­lât­la­rım, şu­ra­ya da gi­de­lim. Şu te­pe­ye de gi­de­lim' der­di.

Bi­zi hiç zorda bırakmadı Tahiri ağabey.

Atabey-Aras''ta ne ka­dar mülkü, gülbahçesi, bağı, tar­la­sı var­sa sa­tıp sa­tıp nur hiz­me­tine ver­di.

Bir tek evi kalmıştı onu da sağlığında Kur'an hizmetine verdi.

Her şeyini iman-Kur'an davası için verdi.

Hiç­bir bir gü­n Üs­tad’a ‘Ol­maz efen­dim’ demedi.

‘Ta­hi­ri!’ dedi mi üstad, daima "ta­mam efendim!" der­di.

[Ahirzaman İslam Davası'nın Hz. Ebubekir'i gibi sıddık ve varını yoğunu Allah yolunda sebil ediyordu!]

2023100223085963287f5421ddfa04.jpg

Tahiri Mutlu' nun Son Büyük Hizmeti

"Benden sonra sizin vazifeniz Tefavuklu Kur’an’ın neşri, Risale-i Nur’un talimi olacak’’ demişti Üstad Nursi.

Tahiri Ağabey üstadtan sonra bir fedakarlık şaheseri daha gösterdi.

Tefavuklu Kur’an hazırlandı ama basmak için para yoktu!

İmdada yine Tahiri Ağabey yetişti. Atabey'de ne kadar malı mülkü varsa satıp bütün parasını Tefavuklu Kur’an’ın basılması için ortaya koydu.

Böylece Tefavuklu Kur’an’ın basılıp dünya Müslümanlarının eline diline ve gözüne ulaştı... (Sorularla Risale/ Tanıyanların Dilinden Tahiri Mutlu)

tevafuk.jpg
Tahiri Abi'nin ilk baskı parasını verdiği esmai hüsna tevafuklu Kur'an'ın Hüsrev Altınbaşak (rh) hatlı bir sayfa örneği.

“Merhum Lütfi’nin ehemmiyetli varislerinden Abdullah Çavuş, Kahraman Tahiri ile Atabey'i, Nurs karyem hükmüne getirmişler.” (Emirdağ Lahikası s, 153)

***

Merhum İsmail Anbarlı anlatıyor:

"Her gün mutlaka en az bir cüz Kur’an-ı Kerim okurdu. Bazı günler Cevşen’i bütün kısımlarıyla beraber baştan sona tamamen okurdu.

Yolda araba ile giderken hem etrafa bakar tefekkür eder, hem de ezberinde olan Sekine’yi mutlaka okurdu."

***

Torunu rahmetli Sabahaddin Boyacı'nın eşi Emine Boyacı Hanım dedesi Tahiri Mutlu'yu anlatıyor:

"Ben Tahiri Mutlu’yu çocukluk yıllarımda gördüm. Evde ağabeylerimle beraber kaldığımızda dedem Atabey'de ayrı bir evde kalırdı. Ağabeylerimle ziyaretine gider, cemaatle namaz kılardık. Namaz sonrası bize bisküviler verir bizimle ilgilenirdi. Bazen sabah namazında seccadesini alır bize babaannemin evine gelirdi.

Bizi sabah namazına kaldırır hep beraber namaz kılardık. Sabah namazında her zaman Yasin suresini okur, namazdan sonra bize ders yapardı.

Bilhassa İstanbul’a gittikten sonra; her gelişinde bizden sık sık Risale-i Nurları okumamızı isterdi.

Anneme “Komşularınızı toplayın iki üç kişi de olsanız mutlaka ders yapın” derdi.

Bizlere ve herkese şefkatli davranırdı, o celalli görüntüsünün altında çok yumuşak bir davranışı vardı.

Nasihat ederken, “Risale-i Nurları okuyun” derken şefkatle muamele ederdi.

Adeta yalvararak, “ne olur?” der gibi bir yaklaşımla söylerdi.

Kendisine bir defasında: “Hafız olmayı çok istiyorum” demiştim, bana yumuşak bir ifade ile “sen” dedi “Risale-i Nurun hafızı ol.”

Hâşâ! Kur’ana nazire olsun diye değil, bu eserler Kur’anın hakiki tefsiri oldukları ve Kur’an’ı ezberlemekten çok; manasını öğrenmenin daha önemli olduğundan böyle söylerdi.

Tahiri Ağabey size geldiğinde nasıl abdest alır, namazlarını nasıl kılardı? Hiç şahit oldunuz mu?

-Abdesti özellikle hasta olduğu zaman biz aldırıyorduk, suyu biz dökerdik o abdest alırdı. O’na bu anlamda hizmet ettiğimden dolayı bugün Rabbime çok şükrediyorum ki, öyle bir insana hizmet etmeyi nasip etti.

- Abdesti çok çok ağır hareketlerle alırdı, her azasını yıkadığında o aza ile ilgili duayı okurdu, üzerine havlu sererdi ta ki, su üzerine sıçramasın. Hatta yarım saatte ancak alırdı gibi hatırlıyorum, o kadar yavaş alırdı. Bir törene hazırlanır gibi…

Hiç musluktan abdest almazdı önüne leğen koyardı, ibrikten biz dökerdik o da abdestini alırdı.

Namazlarını da tadil-i erkanla kılardı, ona çok dikkat eder, arkasından tesbihatı mutlaka yapardı.
Sonra da kendisi ders yapardı veya bize okuturdu. (Nurettin Huyut'un Emine Boyacı ile Röportajı Risale Haber)

***

Tahiri Mutlu Nasıl Namaz Kılardı?

Selahaddin Şafak Anlatıyor:

-Üstadın Tahir Abi' ye 1943'te Denizli hapsinde hediye ettiği bir cüppesi vardı.

Üstadı'nın hatırası olan bu cübbe ile namaz kılardı.

Ezanı beklerken herkese abdest alıp almadığını sorar, ezan bitince hemen namazı kılardık.

Bazı kardeşler sünnet namazını hızlı kılarsa, "Keçeli! Sen nasıl namaz kılıyorsun öyle. Biraz daha dikkatli kıl" derdi.

Tahir Abi Bediüzzaman'a İmam Oluyor!

- 1960 Yılı Isparta Üstadın evindeyiz. Ramazan-ı Şerifin birinci günü.

Üstad, "Namaz kılacağız beraber..." dedi.

Biz çok sevindik üstad’la beraber teravih kılacağız diye. Üstad ile beraber namaza durduk. Üstad farzda imam oldu sonra sünneti kıldık.

Üstad, "Geç bakalım" dedi bana.

Biz imam olduk teravih namazında Üstad Hazretlerine. Böyle onbir gün namaz kıldık beraber.

Arkasında hiç teravih namazı kılamadım.

Sonra Üstad hastalandı. O zaman namazı yalnız kılmaya başladı.

Tahiri Abi Namaz Tesbihatını Nasıl Yapardı?

- Namaz sonrası yapılan tesbihata çok önem verirdi. Hemen her zaman biraz hızlı okusam ikaz eder:

"Kardeşim bizim başka işimiz mi var?" diye sorardı.

Bir gün yine tesbihat yaptık, bize şöyle dedi:

"Kardeşim, bu büyük bir hazinenin 33 dişli bir anahtarıdır. Ne otuz iki açar, ne de otuz dördü açar.

Tam sayısında yapmak lazım. Öyle alelusul değil, tane tane yap. Hızlı çekme. Başka bir işin mi var? Bizim işimiz bu.

Gıybet Sevapları Yer, Edeni Müflis Yapar!

-Kimsenin lehinde-aleyhinde konuşulmasını istemezdi. Hele gıybet hiç ettirmezdi.

Bir gün Tahiri Ağabey eline bir kitap aldı ve sayfalarını açtı :

"Bak kardaşım amel defterimiz ahirette böyle açılacak. Bakacaksınız ki, birinci sayfa boş, ikinci boş, üçüncü boş... diyeceksiniz ki, 'Yarabbi ! Ben bu kadar hizmet ettim, namaz kıldım. Oruç tuttum. Hani bunlar nerede?'

O da diyecek ki size, "Evet sen güzel işler yaptın. Ama gıybet ettin. Gıybet ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi amali-i salihayı yiyip bitirir.’’

2023100223171763287f5421ddfa04.png

"Gıybet kardeşinin etini yemek gibidir!" (Resulullah sav)

Ve ekledi: "Kardeşim! Konuşma müflis olmak istemiyorsan konuşma. İşine, hizmetine bak.’’ dedi.

***

"Hâfız Ali’nin mektubunda, Tahir’in yazdığı ve göndereceği Sözler’i daha alamadık.

Ve onun masume iki mübarek kızlarının yazdıkları nüshalar burada kadınlar, kızlar âleminde geziyor; görenleri Risale-i Nur’a cezbediyor.

Çok çalışkan ve fedakâr Tahir’in kesretli hediyeleri, bizleri çok borç altında bıraktı." (Kastamonu Lahikası)

***

"Kahraman Tahirî’nin Nurcu masume, merhume, mübarek Hicret’i(nin) dünyadan cennete hicret etmesi, hakikaten beni mahzun eyledi.

Öyle bir Nur şakirdi ve masum taifesinin ehemmiyetli bir çalışkanı gitmesi, Nur hesabına da beni müteessir etti.

İnşâallah onun yerine çoklar girecek, yerini boş bırakmayacaklar.

Nasıl ki şimdiden Uşaklı küçücük Haydar meydana çıktı, hicret eden hemşiremin vazifesini göreceğim diye bizi mesrur eyledi.

Cenab-ı Hak, Hicret’in peder ve validesine ve akrabasına sabr-ı cemil ihsan edip Hicret’i onlara şefaatçi eylesin ve o merhumeyi de merhume hemşirem Hanım’la cennette mesrur eylesin, âmin!" (Emirdağ Lahikası-1)

“Başta Nurun şakirtlerinden validesi Zübeyde hanıma, akrabasına ve rüfekasına selâm ederim.
Cenâb-ı Hak onlardan ebeden razı olsun. Amin!” (Emirdağ Lâhikası, s. 140).

“Bizi ve Kastamonu şakirtlerini kıyamete kadar minnettar eden ve müstesna kalemiyle Risâle-i Nur’un hemen umumunu bu havaliye yetiştiren ve evlât ve peder ve vâlideleri ve refikasıyla Risâle-i Nur’a hizmet eden Kahraman Tahirî kardeşim,

Cenâb-ı Hak, hanenizdeki hemşireme, hem bana şifa ihsan eylesin.

Hastalığıma ait bir parça size geliyor.

Peder ve validenize de benim tarafımdan deyiniz ki:

“Tahirî gibi kahraman bir şakirdi Risâle-i Nur’a yetiştiren ve o vasıtayla defter-i â’mâllerine daima hasenat yazdıran bir şakirdi bize kardeş veren o mübarek zatlar, inşaallah bu saadeti daima idame ettirecekler. Dünyanın cam parçalarını, o elmaslara tercih etmeyecekler. Onlar, hususî duâlarımızda dahildirler.” (Kastamonu Lâhikası, s. 201).

"Mehmed Tahiri Mutlu Ağabey; 2 Nisan 1977 Cumartesiyi 3 Nisan 1977 Pazar gününe bağlayan gece saat 03.10 sularında; abdest alıp sarık cübbesiyle Azarail'i bekler şekilde; kalp krizi sonucu Allah'ın rahmetine kavuştu.

Adeti üzere, teheccüte kalktığında rahatsızlanmış, başında doktor torunu Hüsnü Güzel olduğu halde fani dünyaya gözlerini yummuştur.

Cenazesi 4 Nisan Pazartesi günü öğle namazını müteakip, Kocamustafapaşa'daki Tevruz Ap. 7.kattan alınarak Fatih Camii'nde kılınan cenaze namazından sonra "üstadımızdan sonra üstadımız" dediği rahmetli Zübeyr Gündüzalp'in bitişiğine Eyüp Sultan' a emanet edildi." (Mehmed Tahiri Mutlu Ağabey, Mehmet Evren/ Risale Haber).

Ahirzaman İman Kur' an İslam Davasının en kahraman yiğitlerinden ve Risale-i Nur hizmetinin mutlak varis ve vekillerinden takva ve cömertlik kutbu Tahir Abi öncü ve örneğimiz olsun inşaallah...

2023100223260763287f5421ddfa04.png
Isparta/ Barla'da önce köy odasıyken sonra Bediüzzaman Said Nursi'nin evi.
(1 Mart 1927 Salı-24 Temmuz 1934 Cuma tarihleri arasında bu evde ikamet etti.)

2023100223262863287f5421ddfa04.png
Hazreti Bediüzzaman Said Nursi' nin yaşadığı Çamdağı'ndaki katran ağacı (sedir), ahşap köşkünün olduğu çam ağacı ve çınaraltındaki onarılan evi.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
7 Yorum