İlla Edep İlla Edep…

Asar-ı Bediiyye’de birkaç gün önce bir ince mana okumuş ve cümlenin altını da renkli bir kalemle çizmiştim. Geçenlerde haddini bilmeyen çocuk tabiatlı ancak yanlış bir vazifelendirme veya hasbelkader bir yerlere getirilmekle görev verilmiş bir zavallının halinin menfilikleri beni de bir parça rahatsız edip bu hal düşüncelerime de sirayet edip fikrimi “teşviş” etmeye başladığında, eserde geçen bu manayı daha da güzel anladım. Bütün fikri hercümercime rağmen bu üzücü olayın başıma gelmesine ve aşağıda anlatacağım mananın bence daha iyi anlaşılması konusuna sevinmedim de değil hani. Öyle ya edebi öğrenmenin bir şubesi de onu ehlinden yani edepsizlerden öğrenmek.

Üstadın verdiği küçük ama önemli bu ayrıntı amiriyet ve yönetimde ne güzel bir düstur, ne ince bir fark ediş: Diyor ki Bediüzzaman Hazretleri orada, “Yoksa vazifesi hizmetkarlık ve tabiatı çocukluk olanlar, büyük rütbeye girmekle tekebbür eder… Tekebbür etmekle tenasübü bozup muaşereti teşviş eder…” (Osmanlıca Asar-ı Bediiyye s: 337) – Vazifesi hizmetkarlık ve tiynyeti çocukluk olanlar büyük bir rütbeye, makama geldiklerinde, getirildiklerinde kibirlenirler… Bu kibirlenmekle tenasübü, düzeni bozup insanlar arasındaki muaşereti yani cemiyet içerisinde uyulması gerekli normal davranış şekillerini, insanların birbirleriyle geçinmeleri usullerini, içtimai nezaket, terbiye, görgü kurallarını zedeleyip, altüst ederler.-

Hani büyükler biraz da mübalağalı bir ifadeyle derler ya “Haddini bilmek o kadar önemli ki neredeyse İslam’ın altıncı şartı olacakmış” diye. Ve eskiler tüm bunlardan hareketle her hal ü hareket için “illa edep, illa edep” diye boşuna dememişler.

Günümüzde pek çok liyakatsiz, ham, kof kişilikli ve birilerinin tavassutuyla bir yerlere gelmiş veya getirilmiş makam, mevki sahibi insanda bu manayı görmek mümkün. Bu liyakatsiz güruh yetkili makamlarca maalesef ilk bakışta anlaşılamıyor, tiynyetleri; bozdukları düzenden, hastalandırdıkları nahif ruhlu insanların bezgin yüzlerinden ve çevrelerine yaydıkları menfi enerjilerinin izlerinden anlaşılabiliyor.

Ve bu türden his, akıl, izan yoksunu “yaratıkları” hemen her yerde görmek mümkün. Bu çocuk tabiatlı, liyakatsiz, içi kof insanlar, hemen her meslek grubunda -ayrım yapmadan ifade ediyorum- hemen her zihniyette, her görüşte, her fikirde mevcut… Menfaatleri olan her yere girmiş, her şeye sinmişler…

Durum böyleyken bu konuda diyecek başka bir şey yok… Rahmetli babaannemin güzel bir duası vardı. “Oğlum Allah seni iyilerle karşılaştırsın.” Bize, Allah iyi insanları iyilerle karşılaştırsın, demekten başka bir söz düşmez ancak unutulmamalıdır ki herkes, herkesi bakışından, duruşundan, gülüşünden de bilir. “Arif olan anlar.” Rahmetli babamın şu an aklıma gelen sürekli diline pelesenk ettiği meşhur söz ne kadar manidar ve anlamlı: “Unutma oğul, el, elin arifidir.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum