Nebi YANAL

Nebi YANAL

Aşk

A+A-

AŞK; insanoğlunun en şiddetli ve en karmaşık duygusudur. Tutku-sevgi-aşk üçlemesinin son ayağıdır…(mecazi aşk ve ilahi aşk) MECAZİ AŞK; insanoğlunun, başka bir insanda rabbinin tecellilerini görmesi ve ona karşı aşırı bir sevgi/istek duymasıdır. Ve ilahi aşka götüren en kestirme yoldur… İLAHİ AŞK; ise insanoğlunun yaratıcıya duyduğu sonsuz sevgi, saygı ve hürmetin bir tezahürüdür…

Aşkın en güzel yorumu, fakirin şu sözleri olsa gerek.‘Aşk’ ilk’te son bulmaktır… Başlangıçta bitmektir AŞK !!! AŞK ne hüzün ne sevinç ne de hülya… AŞK sahili olmayan bir derya!!! AŞK ne mecnun ne leyla… AŞK dediğin yüce MEVLA!!!
İlahi aşk, gerçekten ne demek acaba?
İnsanın yaratıcıya olan aşkı mı?
Yaratıcının insanoğluna olan merhameti mi?
Bence aşk, bize verilen en büyük nimet. En büyük haslet. En şerefli vazifedir… Rabbimiz insanoğlunu sayısız nimetlerle donatmış. Merhamet hazinelerinin kapılarını sonuna kadar açmış. Ona makamı mahmudu vermiş. ‘Dünyada benim halifelerimdir’ diyerek onu en yüce makama çıkarmış. Ala-i illiine çıkma fırsatı vermiştir…

Öyle bir rabbimiz var ki bizi ne kadar sevdiğini anlamak, onu tanımak, onu anlatmak bile bir ömür sürebilir. İnsan kendini tanımaktan bile aciz. Onu tanıması gerçekten çok zor. Zor ama bu bizim asli vazifelerimizdendir. Onu tam anlamıyla tanıyamasakta, rahmet deryalarından birkaç katre tatmak gerekir… Onun bize olan sevgisini bilmek gerekir. Şefkat kahramanı anneleri düşünün, bizim bildiğimiz en büyük sevgi ve şefkat tecelligahı annemizdir. Onun sevgisi bir annenin yavrusuna olan sevginin milyonlarca katıdır. Okyanustan alınmış bir damla misali… Güneşten gelen bir ışık hüzmesi gibi…

Rabbimiz bizi o kadar seviyor ki, her nefes alışımızda, iki kez bizim hayatımızı kurtarıyor. Bize hayat bahşediyor. Bizi merhametiyle sarıp sarmalıyor. Düşünün bir kere nefes alamazsak ölürüz. Aldığımız nefesi veremezsek yine ölürüz. Bir nefeste, bir saniyede iki kez hayat buluyoruz. Bize iki kez hayat bahşediliyor…

Su.! Su bizim hayat kaynağımız. Su bizim en büyük temizlik aracımız. Su olmadan yaşayamayız. Yemek yapamayız. Temizlik yapamayız. Bitki yetiştiremeyiz. Hayvan besleyemeyiz. Onu yer altında tertemiz muhafaza eden, uygun bir yerden yeryüzüne çıkaran rabbimiz; bizim ona kolayca ulaşabilmemiz için her türlü imkanı bize vermektedir…

Doğadaki her canlıyı her varlığı bu şekilde ele alabiliriz. Örnek gösterebiliriz. Toprak, bizim ambarımız. Depomuz. Hava,su,ağaçlar,hayvanlar,ateş…aklınıza gelen herşey bize hizmet etmektedir. İnsanoğlunun hizmetine sunulmuştur. Dünya bile. Güneş bile. Galaksimiz
bile… Örneğin dünyamız güneşe bir santim yaklaşsa kül olma ihtimalimiz var. Bir santim uzaklaşsa donabiliriz… Hepsi bir nizam ve intizam içerisinde. Buda bizim için. Bize özel…

Rabbimizin bize bahşettiklerini anlatmaya ne sayfalar yeter ne saatler… O ise bizden sadece nimetlerinin şükrünü istiyor. Bize yine onun öğrettiği vefayı istiyor. Ona olan borcumuzu zaten ödeyemeyiz. Ama En azından Onu çıkarsız sevebiliriz. Onun rızasını kazanmaya çalışabiliriz. Onu en güzel şekilde temsil etmeye çalışabiliriz…

Onun bizden istediği tek şey şükür. Peki nasıl şükredebiliriz??? Onun ve resulünün seveceği şeyleri yapıp, yasakladığı şeylerden kaçınarak olabilir. İyiliği emredip, kötülükten insanları uzak tutarak olabilir. Sadece Onun ve resulünün rızasını gözeterek olabilir. Ona layık bir kul, efendimiz(sav)’e layık bir ümmet olarak olabilir. Bize emanet ettiği kur’an-a ve resule sahip çıkarak olabilir. Efendimizin adını güneşin doğup battığı her yere götürerek olabilir… Rabbimizin rahmetini, rızasını nasıl kazanacağımız kesin olarak bilinmediği için; Onun için, şehid olmak ya da hicret etmek gibi büyük amellerle de kazanabiliriz. Bir tas suylada…

Hep anlatılır ya! Zamanın birinde, kötü işlere bulaşmış, iffetini kaybetmiş, bir çok büyük günahı işlemiş bir kadın; bir kuyunun kenarında su içerken, kenarda onu seyreden köpeğe çok acımış. Açlıktan kemikleri sayılacak kadar zayıflamış olan köpek belli ki çok susamış acıklı acıklı kadını seyretmekteymiş. Kadın dayanamamış köpek için kovayı kuyuya daldırmış. Tam çekecekken ip kopmuş. Teneke dibe batmış. O da ayakkabısını çıkarıp, kuyuya inmiş, ayakkabısını suyla doldurmuş ve ayakkabısıyla köpeği sulamış. Hayvancağızı belkide ölümden kurtarmış. Çok geçmeden kadın vefat etmiş. Ve yakınları o kadını(rüya aleminde) cennette görmüşler. Onu görenler bunun hikmetini merak etmişler. Kadın; o olayı anlatmış ve demiş ki: ‘rabbim o olayın yüzü suyu hürmetine beni affetti’…

Tabi bizim hedefimiz en üst nokta olmalı. Örneğimiz rehberi ekremin yolu olmalı. Efendimizin günahları silinmiş, cennetle müjdelenmiş, kainatın iftahar tablosu, insanlığın varoluş sebebi…O sultanlar sultanı günde en az 100 estağfurullah çeker, bol bol tevbe eder. Rabbinden En çok korkan, en çok şükreden, en çok himmet eden, en çok ibadet eden insan olurmuş. Geceleri ayakları şişene, takati kesilene kadar namaz kılarmış. Bir gün hz. aişe validemiz; ‘ya resulallah senin günahların affolunmadı mı, niye bu kadar kendini yoruyorsun’ dediğinde, efendimiz(sav) ona; ‘neden daha çok şükreden bir kul olmayayım’der…

Kalbi veren O, sevmeyi veren O, sevdiren O, seven O, sevin diyen O. Yani aslında onu sevmek, ona ibadet etmek, onu anmak bile bir lütuf. Bizim için bir artı, sevap kazanma vesilesi… O zaman şükretmeninde şükrünü eda etmek gerekir aslında... Zikretmeninde şükrünü eda etmek gerekir… yani her anımızı ona ayırmamız gerekir. Ve bunu yapmakla sadece kendimize yarar sağlamış oluruz. Onu anmakla kendimizi yüceltmiş oluruz. Onu yazmakla kalemimizi yüceltmiş oluruz.Ona olan borcumuzun birini bile ödeyemeyiz. Saçımızın bir telini bile…

Adamın biri 80 yıllık ömrü boyunca hep ibadet etmiş. Gündüzlerini oruçla, gecelerinide ibadetle geçirmiş. Onu anmış, onu düşünmüş. Şükretmiş. Tefekkür etmiş… Bir gün azrail aleyhisselam kapısını çalmış. Ruhunu kapzedip, rabbimizin huzuruna götürmüş. Rabbimiz
sormuş meleklerine; kulum amelleriyle mi yargılanmak ister, rahmetimle mi??? Kul: kendisine ve yaptıklarına çok güvendiği için ‘amellerimle’ demiş. Mizana çıkarılmış. Amelleri tartılmış. 80 yıllık amel adamcağızın sadece bir gözüne bile denk gelmemiş. O bir gözlük kefe bile ağır basmış…

Bu kadar merhametli bir Allahımız var. Ne kadar şükretsek ne kadar hizmet etsek azdır. Bizi bizden çok düşünen, bize bizden çok yardım eden. Bizi şeytandan, nefsimizden koruyan… O kadar merhametli ki kendisine rahat hizmet edebilelim diye sevmeyi vermiş. Vefayı vermiş. Bütün güzel hasletleri içimize işlemiş… bütün sıfatlarını ruhumuza üflemiş. Bizi tecelligahı yapmış…

Rabbimiz ona olan borcumuzu bize söylüyor. Bize hatırlatıyor. Elçiler gönderiyor. Bizi başıboş bırakmıyor. Ona nasıl hizmet etmemiz gerektiğini söylüyor. Ve bizim bu ödevlerimizi daha rahat yapabilmemiz için onların içerisine rahmet damlacıkları serpiştiriyor. Her şükrün sonunda bir ödül veriyor. Her tamamlanan görevin ardından bir güzellik ihsan ediyor. Tabiri caizse; ağzımıza bir parmak bal çalıyor… Zor görevler içinde sabır nimetini veriyor. Dayanma gücü veriyor. Kaldıramayacağından fazlasını yüklemem diye müjde veriyor …

Örneğin yemek yemek bir ibadettir. Bize verilen emanete(can) iyi bakmamız için…Onun ihtiyaçlarını gidermemiz gerekir. Çünkü vücudumuz olmadan Ona kulluk edemeyiz. Onun emanetine sahip çıkarken bile bize kolaylık var. Rabbimiz yemek verdiği gibi açlıkta vermiş. Az yiyip ölmeyelim diye. Tokluk vermiş çok yiyip çatlamayalım diye. Bu işi daha rahat yapalım diye türlü türlü nimetler vermiş. Onlara tat vermiş. O tatları alabilelim diye bize damak tadı vermiş… Nur içinde nur… Eğer yemek sadece ibadet olsaydı, içinde bu güzellikler olmasaydı biz onu da zamanla bırakırdık… Ya da hiç tat alamasaydık. Saman gibi gelseydi her yediğimiz, acaba kaç gün dayanırdık buna? Ya da işi daha da zorlaştırsaydı; damak vermeseydi, çiğneme vermeseydi biz nasıl doyacaktık? Nasıl hayatta kalacaktık?

Çeneye bir bakın, bütün uzuvlarımız içerisinde sağa-sola, öne-arkaya, aşağı-yukarı üç farklı hareketi yapabilen tek organımız…

Dil her türlü tadı algılayabilen küçüçük bir et parçası. Elmayı kolumuza, parmağımıza sürsek, yanağımıza sürsek o tadı alabilir miyiz??? alamayız… O da et, o da et… ya da burun, o olmadan ne yediğimizi anlayamayız. Ağız ve burun ortak hareket eder. Kokusunu alamasak ısırdığımızın elma mı armut mu olduğunu anlayamayız… bu da et… ve bu ikisini daha aşkla şevkle yapalım diye bize zevk vermiş… tatma duyusu verilmiş…

Örneğin üremek, çoğalmak bir vazifedir. Hemde olmazsa olmaz bir vazife. Kesinlikle yapılması gereken bir görev. O olmazsa nesiller devam etmez. Onunda içinde rahmet kırıntıları olmasa biz onu da yapmazdık. Ya da aksatırdık, unuturduk, geçiktirirdik, yanlış yapardık… Rabbim bize şehvet diye bir duygu vermiş ve biz o zor görevi bu kadar rahat hallediyoruz. Hayvanların üremeleri bize mide bulandırıcı gelebilir, bitkilerin çoğalması sıkıcı gelebilir. Ama insan söz konusu olunca, biz söz konusu olunca içimizde bir şeyler kıpırdar. Bundan zevk alırız. En az yemek yemek, su içmek, uyumak kadar zevk alırız. Buda çok farkına varamadığımız önemli nimetlerdendir aslında…

Bir hayvanın doğumunu izlerken midemiz bulanır. Çok fazla bakamayız. İzlemek istemeyiz. Ama doğacak olan yavru bizim olunca işler değişir. başından ayrılmayız. Dört döneriz. Dokuz doğururuz. Sonuna kadar izleriz. Hatta bunu kameraya alırız. Fotoğrafını çekeriz. Çünkü bu anne-baba’ lık iç güdüsüdür. Sevgidir. Şefkattir…
Bunların hepsi aslında aşkın canlı birer tanımıdır. Canlı bir örneğidir. Onu anlamak için birer örnektir…

‘Unutmayalım ki aşk, eşk ‘ten gelir. O da ışk ‘tan. I – elifi simgeler. Vahdeti. Vahdaniyeti. Birliği. Geldiğimiz yeri ve gideceğimiz yeri. Yaratıcımızı. Yalnızlığımızı… Ş- şükrü simgeler. Ona ve Onun verdiklerine karşı göstereceğimiz saygıyı. Hürmeti. Vefayı… K-kurubu simgeler. Ona yakınlaşmayı. Ona varmayı. Onda erimeyi. Onun olmayı…’

Rabbimizin nimetleri gibi, merhamet kırıntıları, şefkat hücreleri de saymakla bitmez. İnanın iyi bakan bir göz için görecek çok şey var. Temaşa edecek çok güzellik var. Anlatacak sayfalarca mucize var. Rabbim bizi bakabilen, bakıpta görebilen, görüpte ibret alabilen; ibret aldığı hadiselere yakınlık duyan, seven, aşık olan kullarından eylesin (AMİN)

Rabbimizi hakkıyla tanıyan, bilen, bu kalbi onun için attıran kullarından olmak dileğiyle…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum