Mezarımızı Kazsınlar Üst Üste Bekir Berk ve Şükran Berk İle

Vefat Yıldönümünde Bekir Berk ve Eşi Şükran Hanım’ı Hayırla Yâd Ediyoruz

Bediüzzaman, Necip Fazıl, Peyami Safa ve Şule Yüksel Şenler gibi ünlülerin avukatlığını yapan Bekir Berk değişik dönemlerde dört evlilik yapar. Üç oğlu, bir kızı dünyaya gelir. Ertuğrul Hakan’ın annesi Saliha Hanım ve Muhammed Said ile Nurefşan’ın annesiyle boşanır. Kendisi hakkında çok fazla bilgi olmayan bir hanımla Arabistan’da bir evlilik daha yapar. Bu evlilik de boşanma ile sonuçlanmış olmalıdır. Türkiye’ye döndükten sonra Şükran Hanım’la evlenir. Ondan Mustafa Zübeyir isminde bir oğlu daha olur.

Şükran Hanım 1950 yılında Tekirdağ’ın Mahramlı Köyünde dünyaya gelir. Büyük İslam âlimi Süleyman Hilmi Tunahan ile evli olan halasının çocuğu olmadığından, Şükran Hanım’ın annesini evlatlık edinirler. Böylece annesi, Tunahan’ın terbiyesinde yetişir, ömrünün sonuna kadar da ona bağlı kalır.

Babası eğitimci olduğundan Şükran Hanım’ı okutmak istemektedir fakat annesi okulun kız çocuklarını bozduğunu düşündüğünden okumasını istemez. Bundan dolayı, okumayı çok seven Şükran Hanım ancak ortaokula kadar eğitimine devam edebilir. Fakat ilerleyen yıllarda Risale-i Nur ile tanışacak, bu vesileyle okuma hevesini doya doya yaşayacaktır.

Babası memuriyeti gereği Eskişehir’e tayin edilince buraya yerleşirler. Şükran Hanım’a Eskişehir’de yepyeni bir dünyanın kapıları açılır, teyzesi vesilesiyle Risale-i Nur ile tanışır, Nur derslerine katılmaya başlar. Burada Nur camiasının önde gelen isimlerinden Ceylan Çalışkan’ın kızı ile tanışır, samimi arkadaş olur.

Bekir Berk’in Sesinin Sardığı Sine

Nur dershanesinde gördüğü İttihad Gazetesi ona bambaşka bir dünya bağışlar. Kısa süre önce Bediüzzaman ile tanışıp yeni bir dünyaya açılan Şükran Hanım gazetede yazılarına rastladığı bir isim ile rüyalarının maveralarını aralar: Bekir Berk.

Şükran Hanım, Bekir Berk ismini ilk kez 1968 yılında İttihad Gazetesindeki yazıları vesilesiyle işitir. İlerleyen yıllarda onun ses kasetleri, dilden dile dolaşan kahramanlık hikâyeleri, coşkun ve korkusuz mahkeme müdafaalarıyla kendinden geçer. Ona göre Bekir Berk, Risale-i Nur’un ve mazlumların kahraman bir savunucusu, cesur bir avukattır. O günden sonra Bekir Berk’in hayatını adadığı bu davaya gönlünü koyar ve kendini Nur hizmetine adar.

Şükran Hanım, Bekir Berk’in kahramanlığına, davasındaki sadakatine hayran olur fakat bir kez olsun kalbinin derinliklerinden bir gün ona eş olacağı hissi geçmez. Zira öyle büyük bir dâhinin eşi olma, böyle kutlu bir kapının eşiği olma liyakatini kendinde göremez. Bekir Berk, onun için Himalaya ve Everest Dağları gibi ulaşılmazdır. Rabbimiz, Bekir Berk’i iman mücadelesine bayraktarlık edecek fıtratta yaratmış, o fıtrat gün gelip bilkuvveden bilfiile, hayat sahasına çıkmış, onu Bediüzzaman’ın safında iman davasında fedai kılmıştır.

Şükran Hanım tevazuu gereği her ne kadar kendisini Bekir Berk’e eş olarak yakıştıramasa da Allah onu da böyle bir iman fedaisine eş olacak şekilde yaratmıştır. Fıtrat lisanıyla yaptığı dualar kabul olur, Bekir Berk ismini işittiği tarihten yirmi yıl sonra 1989 yılında Mehmet Kutlular ve eşi Nevin Hanım vesilesiyle Bekir Berk ile tanışma bahtiyarlığına erer. Bu bahtiyarlık, dünyalarını birleştirme kararıyla kemale erer. Fıtrat diliyle yapılan dualar kabul olmuş, iki nehir buluşmuş, birbirine karışmıştır.

Hz. Hatice kırk yıl Tahire olarak beklemiş, sonsuz deniz Hz. Mustafa’ya (a.s.m.) karışmıştır. Şükran Hanım da 40 yıl iffetle beklemiş, Bekir Berk’e kavuşmuştur. Demek, iffetle beklenilince fıtri dualar kabul oluyordur. Ne mutlu iffet ve izzetle birbirinin kalbini istikbâl edenlere…

Namaz Âşığı Bekir Berk

Namaz, sonsuzluğa uzanan aşk yolculuğudur. Aşk, kalbin miracı; namaz ise cümle varlığın miracıdır. Eşler arasındaki sevginin ölçütü, birlikte secdelere gitmek, ilahi sohbetler edebilmektir. Bekir Berk ile Şükran Hanım böyle sevgililerdendir. Namaz ile Rablerinin huzuruna birlikte çıkarlar, birbirlerinin varlıklarında secdelerini paylaşarak huzura ererler,

Şükran Hanım’ın da belirttiği gibi Bekir Berk “hak” konusunda çok hassastır. İnsan üzerinde Allah’ın ve kulların hakkı vardır. Namaz, kulun Rabbi’ne borcu, Rabbin kul üzerindeki hakkıdır. Bekir bundan dolayı namazı hakkını vererek kılar. Namaz ile Rab hakkını eda ettikten sonra her namazın ardından üzerinde kul hakkı olması ihtimaline karşı derin derin dualara durur.

“Ya Rabbi, üzerimdeki kul haklarını sen karşıla, ben karşılayamam.”

Aşkın Meyvesi: Zübeyir

Evliliklerinden kısa süre sonra bir erkek evlatları dünyaya gelir. Ona, ikisinin de manevi mimarı, Bediüzzaman’ın “Kâinatlara değişmem.” dediği talebesi Zübeyir Gündüzalp ve Hz. Mustafa’nın ismini verirler; Küçük Zübeyir Mustafa büyüsün, Hz. Mustafa, Gündüzalp ve Berk’in namını yürütsün isterler.

Ayrılık Ölüme Dâhil

Hz. Sevde, Hz. Mustafa (a.s.m.) ile evlendiğinde Hz. Mustafa (a.s.m.) 50 yaşındadır, Hz. Sevde ise O’ndan birkaç yaş büyüktür. Dünyadan çekilinceye kadar kâinatın en güzel varlığına 13 yıl eşlik eder. Hz. Mustafa (a.s.m.) dünyadan geçip üstüne toprağı çekince hasretine ve özlemine dayanamaz, dünyaya kapısını kapar, neredeyse hiç evden çıkmadan 12 yıl sonra Cennetü'l-bakī Kabristanından cennete varır, Sevgili’ye (a.s.m.) kavuşur.

Bekir Berk ile Şükran Hanım, Hz. Mustafa (a.s.m.) ve Hz. Sevde gibi muhabbetli, vefalı, hizmetle dopdolu bir hayat yaşarlar. Ne var ki bu bahtiyar anlar çok uzun sürmez. Minik Zübeyir Mustafa’nın kundağa düştüğü günlerde Bekir Berk hastaneye düşer. İsteği üzerine Şükran Hanım, Zübeyir’i her gün babasına götürür. Minik Zübeyir Mustafa babasına doyamadan Bekir Berk’in dünya menzilindeki vadesi dolar. Minik Zübeyir Mustafa cennetteki Zübeyir Gündüzap’in vazifesini yapmak üzere cennetten dünyaya gönderilirken, babası minik Zübeyir Mustafa’yı annesine emanet edip Bediüzzaman’dan sonra en çok sevdiği insanın, Zübeyir Gündüzalp’in menzili cennete göç edecektir. O günlerde vefalı eş Şükran Hanım onu hiç yalnız bırakmaz, hizmette kusur etmez.

Birbirini Allah için sevenlerin semtine ayrılık uğramaz. Onlar dünyanın ayrı uçlarında da olsalar, hatta biri dünyada biri ahirette de olsa ayrılık duygusu yaşamazlar. Bekir Berk ve Şükran Hanım böyle sevgililerdendir.

Şükran Hanım evliliği ebedi birliktelik olarak gördüğü için ecel an be an Bekir Berk’e yaklaşsa da birbirlerine veda etme ihtiyacı hissetmezler. Evliliklerinin üçüncü yılında, 14 Haziran 1992 tarihinde Bekir Berk, şimşek hızıyla dünyadan geçer. Gökyüzünde bir yıldız kaymıştır. Oysa ne Şükran Hanım ne de oğlu, ne de dünya Bekir Berk’e doyamamıştır. Artık zaman Hz. Sevde olma zamanıdır. Şükran Hanım bu şuurla Sevdevari hâller içre dünyaya kapılarını kapar, mecbur kalmadıkça dışarı çıkmaz, kendini muhterem ve muhteşem eşinin hatırası Zübeyir’in, Zübeyir Gündüzalp ve Bekir Berk gibi yetişmesine adar; vaktini Kur’an, Cevşen ve Risale-i Nur okuyarak harcar; bu hâli son nefesine kadar yaşar.

Bekir Berk Rüyalarda…

Ayrılık ateşinde rüyalar vuslat dergâhı olur. Bekir Berk, vefatından iki ay sonra ebedi eşi Şükran Hanım’ın rüyalarını ziyaret eder. Takım elbiseli genç bir beyefendi olarak karşısındadır. İhtimal ki cennette damat gibi ağırlanmıştır zira damat endamındadır, yüzünde tek kırışıklık dahi yoktur. O anlarda Bekir Berk’in Karadeniz gibi coşkun ve dalgalı hâlleri aklına gelir. O heyecanla, “Sen yerinde duramazdın Bey, iki aydır kabirde nasıl duruyorsun?” der. Bekir Berk, “Ben hiç orada değildim ki...” diye cevap verir. Demek Bekir Berk şehit makamına yükselmiş, kendini hâlâ dünyada, hizmet başında biliyordur.

Yıllar önce Mustafa Sungur, eşi Emine Hanım’ı Allah’a emanet edip Bediüzzaman’a hizmet için yollara düşer. Bediüzzaman da kocasını Üstad’ına tercih eden bu fedakâr hanımı yalnız bırakmaz, keramet göstererek onun birçok işini görür, yalnızlığını giderir. Bekir Berk anayurda hicret edince, Şükran Hanım, Emine Sungur gibi yapayalnız kalmıştır. Gün, Emine Sungur olma günüdür. Emine Sungur’un yardımına Bediüzzaman yetiştiği gibi elbette Bekir Berk de eşinin yardımına yetişecektir. Nitekim, 3 yıl süren evliliklerinde Nur hizmeti nedeniyle eve çok fazla uğrayamayan Bekir Berk, ahiret yurduna gittikten sonra Şükran Hanım’ı yalnız bırakmaz. Bütün varlığını ve dünyasını doldurur. Şükran Hanım, onun dünyadakinden daha çok eve uğradığını hisseder, bundan dolayı hiç yalnızlık duygusu yaşamaz. Ne zaman zor durumda kalsa, bir ihtiyacı olsa, onun kendisine yardım ettiğini hisseder. Özellikle en sıkıntılı zamanlarında kendisine eşlik eder, ruhunu neşelendirir.

Bekir Berk, cennetin siciline kaydedilirken Şükran Hanım’ın kalbi Bekir Berk ile tescillenmiş, teni dünyaevinde kalmıştır. Artık sevgili dünyadan geçtikten sonra Azrail meleği ona daha tanıdık görünmeye başlamıştır zira Azrail meleğinin ardında Bekir Berk vardır. Kalbini Bekir Berk ile Eyüp Sultan Kabristanına bırakmıştır. Kalpte beraber olanlar elbette kabirde de beraber olacaklardır. Ezgiler daha hüzünlü ağmaktadır ruhuna. “Ben sana doyamadım / Doysun kara topraklar” diye diye ezgiler söylenen günlere gelmiştir. Artık dünyaya “Elveda”, Bekir Berk’e “Merhaba” deme vaktidir. Sevenlerine son vasiyetini fısıldar.

“Beni Bekir Berk’in kabrine defnedin.”

28 Mayıs 2024 tarihinde Azrail can emanetini almaya gelir. İstanbul’un fethedildiği 29 Mayıs günü ruhlarda dolup taşan fetih marşları eşliğinde Eyüp Sultan Kabristanında Bekir Berk’in bağrına teslim edilir. 32 yıl sonra iki deniz Eyüp Sultan toprağında birbirine kavuşur.

Ruhlarına el-Fatiha…

a1.jpga2.jpg

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.