Prof. Dr. Niyazi BEKİ

Prof. Dr. Niyazi BEKİ

Bediüzzaman Hazretlerinin ‘Ed-Dâî’ Şiiri ve Bu Başlığın Anlamı

Yaklaşık on sene önce Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin “ed-Daî” imzasının “Dua eden” manasına geldiğine dair bilginin yaygın bir kanaat olarak neşredildiğini görmüş ve bu makamda doğru olmadığını ilk defa Adana-Mersin’de dile getirmiştim. Bazı ehli ilim hocalar “hem dua eden” hem “davet eden” anlamına geldiğini ifade etmektedirler. “Hakkın hatırı âlidir, hiçbir hatıra feda edilmez” kaidesi gereğince vardığım ilmi bir neticeyi arz etmeyi vicdanen lüzumlu gördüm.

İlmî istidlal metodunu kullanarak buradaki “ad-Daî” mefhumunun, sadece “davet eden” manasına geldiğini maddeler halinde arz etmeye çalışacağız:

ED-DÂÎ

Yıkılmış bir mezarım ki yığılmıştır içinde,[1]

Said’den yetmiş dokuz emvat bâ-âsâm âlâma.

Sekseninci olmuştur mezara bir mezar taş.

Beraber ağlıyor hüsran-ı İslâm’a.

Mezar taşımla pür-emvat enindar o mezarımla,

Revânım saha-i ukba-yı ferdâma.

Yakînim var ki istikbal semavatı zemin-i Asya,

Bâhem olur teslim yed-i beyza-yı İslâm’a.

Zira yemin-i yümn-i imandır, verir emni eman ile enama”

a) Bilindiği üzere, başlıklar “Beraatu’l-İstihlal.” Yeni doğan çocuğun bağırıp ses çıkarması gibi onun canlı bir cenin, kanlı bir bebek olduğunu gösteren bir terimdir. Bunun gibi, bir kitabın, bir makalenin, bir mevzuun başlığı da arkasından gelecek ifadelerin “başlığa münasip” bir canlılığı göstermeye yönelik olduğunun işaretidir.

Bu açıdan bakıldığında ilgili manzumenin dua eden değil “davet eden” bir başlık adı ve içeriği taşımasını zorunlu kılar. Zira İslam Âlemi’nin istikbaldeki haritasını çizmek bir “dua” değil, bir “davet” işidir.

b) Bediüzzaman hazretleri bir müceddiddir. Kur’an ve iman hakikatlerini ümmete ders vermek “Dua” ile değil, “davet” ile olur.

c) Tecdid vazifesinde en son varis-i nebi olan üstadın Onun (s.a.v) aynı çizgisini takip etmesi şarttır. “Hz. Peygamberin (s.a.v) bir müjdeci, bir uyarıcı ve Allah’a davet edici” (Ahzab:45-46) vasıflarından da anlaşılıyor ki, Kur’an ve iman hizmeti bir “davet” işidir. Evet, Hz. Peygamberin (s.a.v) vazife başındaki görevi “dua” etmek değil, “davet” etmektir. Ahkaf suresinde iki defa (ayet: 31-32) “Dâiyellah” (Allah’a davet eden) şeklindeki ifadeyle bu hakikate işaret edilmiştir.

Özellikle Taha suresinde (ayet:108) “ed-Dâî” kelimesi, Risale-i Nur’daki ifadeyi teyit edecek şekilde gelmiştir. (يومئذٍ يتّبعون الداعي) “O gün, insanlar hiç bir tarafa sapmadan, davetçiye (Allah’ın davetçisine) uyarlar. Öyle ki Rahman’ın heybetinden sesler kısılmıştır. Artık bir fısıltıdan başka hiçbir ses işitemezsin.” Bu ayetlerden anlaşılıyor ki, vazife başında olduğu sürece Peygamberlik görevi peygamberliğin başından mahşerdeki hesabın hitamına kadar bir davet süreci içerisinde devam eder.

Bütün peygamberlerin vahye dayalı ilahi görevlerini yürütürken kullandıkları “davet” metodu, son peygamber Hz. Muhammed’in (s.a.v) ve onun son varisi Ahir zaman müceddidinin bu davetinin kıyamete kadar devam etmesi en makul, en lüzumlu en zorunlu bir kutsi halkayı teşkil etmektedir.

Peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed’e (s.a.v) bağlı olan İslam ümmetinin son mürşidi, tecdid hareketinin son görevlisi Bediüzzaman hazretlerinin kendi şahsının ve reisi olduğu ümmetin son durumunu özetleyen çok veciz ve remiz dolu bir manzumede kullandığı “ed-Dâî” kelimesinin “Dâvet eden” manasından başka bir tevili olmamalı ve olamaz.

d) “ed-DÂΔ (الداعي) kelimesinin (kullanılmayan lam-ı tarif hariç) ebced değeri 86’dır. Bu ise “Bedi’” kelimesinin aynı sayısına tevafuk etmektedir. Bu ise “davet eden” kimsenin ismine ayrı bir işarettir.

BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN İSTİHRACI

Yukarıda işaret ettiğimiz ilmî hakikatleri bizzat Bediüzzaman’ın kendisinin de aynı mana ile anladığına delil, Bediüzzaman’ın Kur’an ayetlerinden yaptığı kendi bir kaç istihracıdır. Aşağıda Bediüzzaman’ın Ed-Dâi kelimesine verdiği açık anlamı vurgulayan, ayetlerden yaptığı istihraçlardan bir kaçı yer almaktadır:

33/45-47

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرا() وَدَاعِيًا إِلَى اللَّهِ بِإِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُنِيرًا () وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ بِأَنَّ لَهُمْ مِنَ اللَّهِ فَضْلًا كَبِيرًا

Ey peygamber! Biz seni bir şâhit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Allah’ın izniyle O’nun yoluna dâvet eden bir peygamber ve aydınlatan bir lamba olarak gönderdik. Sen müminlere Allah’tan büyük bir lütuf olduğunu müjdele!” mealindeki ayeti tefsir eden Bediüzzaman hazretleri -yukarıdaki açıklamaları teyit eden- şu tespitlerde bulunmuştur:

“ اِنَّا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَ مُبَشِّرًا cümlesi, (şeddeler sayılmaz ve âhirde tenvin vakıftır, elif sayılır) makam-ı cifrîsi ki, bin üçyüz yirmiüç (1323) tarihini gösterir. O tarihte, merkez-i hilafette dehşetli bir inkılabın mebde'-i infilâki içinde, ye'se düşen ehl-i imana müjde verip, İslâmiyet'in hakkaniyetine ve kuvvetine kuvvetli şehadet eden ve veraset-i nübüvvet noktasında davette bulunan hakikî bir şahide (Yani Bediüzzaman’ın kendisine) işaret eder. وَ نَذِيرًا وَ دَاعِيًا اِلَى اللّٰهِ cümlesi, (tenvinler vakf olmadığından sayılırlar) makam-ı cifrîsi, bin ikiyüz ellialtı (1256) tarihini göstermekle, bu asırda ve bu zamandaki İslâmiyetin inhisafını, bir asır evvel ihzar eden mukaddematına bakarak,وَ دَاعِيًا اِلَى اللّٰهِ kelimesi yüz doksanbir (191) ederek Risale-i Nur'un bir hakikî ismi olan Bedîüzzaman'ın makam-ı cifrîsi bulunan yüz doksanbir (191) adedine tam tamına tevafukla îma eder ki; Risale-i Nur dahi, o inhisaf içinde bir "dâî-i ilallah"tır.” (Barla Lahikası, 364-365)

-Evet ( بديع الزمان) isminin ilk kelimesinin ebced değeri: 86, ikinci kelimesinin ebced değeri-şedde sayılır-: 105, toplam: 191 eder.

Görüldüğü gibi, Bediüzzaman hazretlerinin bizzat kendisi “Allah’a davet eden” bir kimse olduğunu ayetten istihraç etmiştir. Buna rağmen başka manalar aramak aklıma zait görünür.

e) Yüce Allah’ın bir ismi de “DÂΔdir (Cevşen, 37. Fıkra). Bu ismin manası, elbette “dua eden” değil, “Davet eden”dir. Peki nereye davet eder?

(2/ 221: Cennete ve mağfirete davet eder. وَاللَّهُ يَدْعُو إِلَى الْجَنَّةِ وَالْمَغْفِرَةِ بِإِذْنِهِ

10/25: Darusselama davet eder.

وَاللَّهُ يَدْعُو إِلَى دَارِ السَّلَامِ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

“Allah (kullarını) Darusselama davet eder ve dilediğini sırat-ı müstakime hidayet eder.”

f) (2/186:

وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجِيبُوا لِي

وَلْيُؤْمِنُوا بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ

(Resulüm!) Eğer kullarım sana beni sorarlarsa şüphesiz ben çok yakınımdır. Bana duâ edenin duâsına karşılık veririm. O halde kullarım da benim dâvetime uysunlar ve bana hakkıyla iman etsinler ki doğru yolu bulsunlar.

8/24:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi davet ettiği/çağırdığı zaman Allah’ın ve Resulünün çağrısına uyun. Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Ve siz yalnız onun huzurunda toplanacaksınız.” Mealindeki ayette “Davet” mefhumu, hem Allah’a hem Resulü için ortak payda yapılmıştır.

12/108:

قُلْ هَذِهِ سَبِيلِي أَدْعُو إِلَى اللَّهِ عَلَى بَصِيرَةٍ أَنَا وَمَنِ اتَّبَعَنِي وَسُبْحَانَ اللَّهِ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ

“De ki: İşte benim yolum budur. Ben ve bana uyanlar, insanları Allah’a basiretle dâvet ederiz. Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ve ben asla müşriklerden değilim” mealindeki ayette Hz. Peygamberin (s.a.v) ve ona tabi olan müminlerin görevi basiretle insanları Allah’a davet etmek olduğuna işaret edilmiştir.

Bediüzzaman hazretleri Risale-i Nur eserlerinde davet metaforunu çokça kullanmıştır. Bunlardan numune olarak iki misal aşağıda gösterilmiştir:

1) “Ey muhataplarım! Ben çok bağırıyorum. Zira asr-ı sâlis-i aşrın (yani on üçüncü asrın) minaresinin başında durmuşum; sûreten medenî ve dinde lâkayt ve fikren mazinin en derin derelerinde olanları camie dâvet ediyorum” (Münazarat, 49)

2) “Birtek gayem vardır: O da, mezara yaklaştığım bu zamanda, İslâm memleketi olan bu vatanda bolşevik baykuşlarının seslerini işitiyoruz. Bu ses, âlem-i İslâmın iman esaslarını zedeliyor. Halkı, bilhâssa gençleri imansız yaparak kendisine bağlıyor. Ben bütün mevcudiyetimle bunlarla mücadele ederek gençleri ve müslümanları imana davet ediyorum. Bu imansız kitleye karşı mücadele ediyorum. Bu mücahedem ile inşâallah Allah huzuruna girmek istiyorum, bütün faaliyetim budur.” (Şualar, 497)

Yukarıda maddeler halinde zikrettiğimiz ilmi hakikatler göstermektedir ki, Bediüzzaman hazretleri “Ed-Dâi” adlı manzumesinde kullandığı bu imza ile kendisini “dua eden” olarak değil “davetçi” olarak konumlandırmakta ve vasıflandırmaktadır. Bilhassa kendisinin, bizzat ayetlerden yaptığı bazı istihraçlarda bu kelimeyi, “davetçi” anlamında kullanması, onun manzumenin ve başına ve başlığına koyduğu “ed-Dâi” kelimesini de bu anlamda kullandığını açıkça ortaya koymaktadır.

[1] Bk. Sözler, 694; Şualar. 320). İzahında: “Bu kıta onun imzasıdır” denilmiştir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum