Muhammed Numan ÖZEL

Muhammed Numan ÖZEL

Risale-i Nur Perspektifinden Ukûl-i Aşere, Erbâbü'l-Envâ', Melek ve Hulûl

İslâm düşünce tarihinde bazı meseleler vardır ki, asırlar boyunca hem filozofları hem kelâm âlimlerini hem de mutasavvıfları meşgul ederek insanlar arasında âdetâ her alanda kendinden bahsettirmiştir. Bunlardan biri de kâinatın mânevî idâresi meselesidir.

Eski hükemâ, bu hakikati "ukûl-i aşere" ve "erbâbü'l-envâ'" kavramlarıyla açıklamaya çalışırken; Kur'ân ise aynı hakikati “melekler” üzerinden haber vermektedir.

Âhirzamanda bir kelâm âlimi opan Bedîüzzaman Said Nursî bu hususta neler diyor diye düşünmemek elde değil tabiki.

Acaba reddettiği şey, mânevî varlıkların kendisi midir, metafizik mıdır, yoksa onlara yüklenen mânâ ve görevler midir?

Risale-i Nur'un bu meseleye getirdiği yaklaşım, sadece felsefî bir tartışmayı çözmekle kalmıyor; aynı zamanda tevhid akîdesini koruyan son derece önemli ölçüler de ortaya koyuyor bu kıstaslarla âdetâ bir pusula vazifesi yapıyor.

"Eski hükemânın İşrâkıyyûn kısmı dahi, melâikenin mânâsında kabûle muztar kalarak, yalnız, yanlış olarak 'Ukûl-ü Aşere ve Erbâbü'l-Envâ'' diye isim vermişler..."[1] ifadesini merkeze alarak, Bedîüzzaman'ın bu meseleye nasıl baktığını adım adım inceleyeceğiz.

Yazı dizimiz boyunca şu sorulara cevap arayacağız:

- Eski hükemânın "ukûl-i aşere" anlayışı neydi?

- "Erbâbü'l-envâ'" ne demekti?

- Bedîüzzaman neden bu isimlendirmeyi tashih etti?

- Filozofların "ukûl" dediğine Kur'ân neden "melek" diyor?

- "Melek-i müekkel" kavramı neyi ifade ediyor?

- Eski hükemâ ile Risale-i Nur'un ortak ve ayrıldığı noktalar nelerdir?

- Mânâ-yı ismî ve mânâ-yı harfî bu tartışmada nasıl belirleyici bir rol oynuyor?

- Bu mesele, hulûl ve ittihad gibi yanlış anlayışlarla hangi noktada kesişiyor?

- Risale-i Nur bütün bu farklı yaklaşımları nasıl ve neden tevhid ekseninde yeniden değerlendiriyor?

Bu seri boyunca göreceğiz ki Bedîüzzaman, ne felsefenin hakikati arama çabasını bütünüyle reddeder ne de tasavvufun mânevî tecrübelerini inkâr eder. Onun yaptığı şey, bütün bu arayışları Kur'ân'ın muhkem tevhid ölçüsüyle yeniden okumaktır.

Çünkü Risale-i Nur'a göre mesele sadece doğru cevapları bulmak değildir; doğru kavramlarla düşünmek, doğru isimlerle konuşmak ve bütün varlığı, mevcûdâtı mânâ-yı harfî ile okuyarak her şeyi Allah hesâbına değerlendirmektir.

Beş bölümden oluşacak bu yazımız, sadece "ukûl-i aşere" ve "erbâbü'l-envâ'" gibi klasik meseleleri açıklamakla veya lügatlarını vermekle yetinmeyecek; aynı zamanda Risale-i Nur'un tevhid metodunu, melek anlayışını ve mânâ-yı harfî eksenli düşünce sistemini bir bütün hâlinde ortaya koymaya çalışacağız.

Ümidimiz odur ki bu müzâkereler, klasik manada bazı kavramları daha doğru anlamaya vesile olurken; Risale-i Nur'un, felsefe ile vahiy arasındaki ilişkiyi nasıl yeniden inşâ ettiğini de daha açık bir şekilde görmemize katkı sağlayacaktır.

Selam ve duâ ile.

[1] Sözler (509)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.