Şahin DOĞAN
Ateizmden emin olmak
Ahmet Arslan hocanın Fatih Altaylı ile yaptığı son programı izledim. Ahmet Arslan hocanın ümidine şaşırıyorum. Aptalların gücünü hafife alıyor gibi. Otoriterlik var ama totaliterlik yok diyor. Yetmiş yıl önceki Türkiye ile şimdiki Türkiye'yi mukayese ediyor. Yolsuz, okulsuz, elektriksiz Türkiye ile şimdiki Türkiye'yi. Ne kadar isabetli bir mukayese, bilmiyorum. Su akar yatağını bulur. İnsan akılsal bir varlık. Dolayısıyla akıl akar yatağını bulur. Yüzlerce yıldır Ortadoğu'da su aynı akıyor, akıl aynı akıyor. Hocanın dedikleri Avrupa için geçerli olabilir. Ortadoğu için asla.
Altaylı, entelektüel bir arkadaşının Fransa'da kiliselerin çoğunun cemaatsiz kaldığını, bundan dolayı satıldığını söylüyor. Ahmet hoca bu durumu kurumsal olarak dinlerin işlevlerinin bittiği şeklinde yorumluyor. Ama Ortadoğu'da tam tersine camiler dolup taşıyor, üstelik yeni camiler yapılıyor. Kurumsal olarak din Ortadoğu'da bütün haşmetiyle devam ediyor. Doğru, Avrupa'da "tanrı" ihtiyarladı ama Ortadoğu'da "tanrı" giderek gençleşiyor.
Ahmet hoca, karşısında bir Avrupa toplumu varmış gibi konuşuyor. Evet kendisi aydınlanmış batılı bir zeka. Ama hitap ettiği toplumun zihinsel kodları çok farklı. Onun için hocanın ümidine çok şaşırıyorum. Hoca kendinden o kadar emin ki! Bu eminliği bazen çıldırtıyor beni. İnsan ateizmden nasıl bu kadar emin olabilir?
Hayatımda düşüncelerimden dolayı sıkıntı, tehdit, tepki, baskı, ön kesme gibi şeyler hiç yaşamadım diyor. Bunları ima şeklinde bile olsa hiç yaşamadım diyor. Aklıma Mehmet Akif, Nazım Hikmet, Hikmet Kıvılcımlı, Kerim Sadi, Sabahattin Ali, Musa Anter, Said Nursi, Cemil Meriç gibi düşüncelerinden dolayı baskı gören, kovalanan, öldürülen, hapse atılan isimler geliyor. Bu ülkede düşüncelerinden dolayı baskı, tehdit, sıkıntı görmemek bir meziyet mi? Hiç kimseyi rahatsız etmemiş ve hiçbir engelle karşılaşmamış bir düşünce olabilir mi? Buna da çok şaşıyorum.
"Din ile ahlak arasında bir ilişki yoktur" diyor. Naçizane ahlakiliğin ilahilik ile mümkün olabileceğini düşünüyorum. Ahlakın kaynağının neliği kadim bir tartışma konusudur. Her şey maddenin bir yansıması ise ve ahlakın temelinde ilahilik yoksa hiçbir faziletin ve değerin sahici bir müdafaasını yapamaz artık insan. Yani her şey mübah oluyor bir bakıma. Ama kamusal ahlak noktasında durum karışık biraz. Seküler yaşamın hakim olduğu batı dünyasında bilhassa kamusal alanda güzel bir ahlak (iş ahlakı, görev ahlakı vb.) inşa edilebilmiştir.
Altaylı, tanrının bilinmek için kainatı yarattığını söylediğini söylüyor. Allah'ın Kuran'da böyle bir ifadesi yok. Tasavvufi gelenekte meşhur Kenz hadisi var. Mealen: "Ben gizli bir hazineydim bilinmek için kainatı yarattım." Birçok muhaddis tarafından uydurma kabul edilen bir rivayet bu. Fazlulrahman, "kendini kendi yarattığı mahluklara sergilemek bir oyun ve eğlenceden başka bir değildir" diyor. Bu meyanda hem Altaylı'nın hem Ahmet hocanın Kur'an ve İslam bilgisinin bir parça nakıs olduğunu düşünüyorum.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.