Kırklareli Risale-i Nur talebelerinden Abdülhamid Oruç vefat etti
İnna lillahi ve inna ileyhi raciun
İman ve Kur'an hizmetleriyle ilgilenen, uzun yıllar çeşitli illerde imam hatiplik yapan Abdülhamid Oruç Hoca Hakkın rahmetine kavuştu.
Abdülhamid Oruç'un cenazesi bugün ikindi namazında 27 yıl görev yaptığı Kırklareli Hızırbey Camii’nde kılınacak cenaze namazının ardından ebedi aleme uğurlanacak.
RİSALE-İ NUR'LA TANIŞMA
Kırklareli’nin Vize ilçesine bağlı Sergen Köyünde 1940 yılında doğan Abdülmahim Oruç, Risale-i Nur'la nasıl tanıştığını nurnet'te şöyle anlatmıştı:
"Ramazan vaizliği için İzmir’e gittiğimde Mehmed Emin Kepekli adında Karşıyaka’da muhterem bir müftü efendi tarafından, "evladım görüyüyorum ki sen henüz acemisin fakat vaaz ve hitabetini geliştirmen için ben seni beş tane camide görevlendiriyorum her namazdan evvel, teravihden evvel ve cuma günleri münavebe ile her camide vaaz edersin." (Tersane, Alaybey, Derebaşı, Osmanpaşa, Çay mahalle camileri) işte Risale-i Nurları orada tanıdım.
O zaman Nur cemaatini tanımıyordum. Köyüme döndükten sonra, kırda bayırda kendi kendime hemen hemen eserlerin tamamını kendi başıma okudum. Yani ben bidayette ve hüdayi nabit üveysi meşreb manasında bir talebeyim.
1960 yani Üstadım Hz. Bediüzzaman'ın hakka yürüdükleri Ramazan ayı idi, henüz vefat etmemişlerdi. İşte o günlerin gecelerinden birinde bir rüya gördüm, bazı sohbetlerine katıldığım bir melami şeyhinin bize katıl diye ısrarları ile sohbetleri bir ölçüde bana cazib geldiği halde hocalığımdan gelen hassasiyetle ve kader gibi bazı meselelerden dolayı kabullenemediğim fikirleri olduğu için tereddüt içindeydim. Bir gece ŕüyamda bir zat elinde bağ budama bıçağı gibi bir aletle tebessüm ederek gel kaçma diyor, ben kaçıyordum. Kapısı açık bir apartman gördüm kendimi içeriye attım birden on beş yirmi basamak irtifada Hz Bediuzzamanı gördüm gülümsüyordu, “tamam evladım bitti kapıyı kapat” dedi. Uyandıığımda bir tuhaf olmuştum, onu tanımıyordum ancak o günlerde gazetelerde aleyhinde çıkan haber ve yazılardan çoğu yanlış şeyler biliyordum.
O günün sabahında hazırlandım, Osman paşa camiinde öğle namazı öncesi vaaz ettim. Namazdan sonra konuşmalarından birinin isminin Ali olduğunu duyduğum, dört kişi yanıma geldiler ve “Hoca efendi Bize Risale-i Nur ve Bediuzzaman hakkında bilgi verir misin?” dediler. Ben de bazısı doğru, bazısı yanlış şeyler söyledim. Onlar birbirlerine bakıştılar bana dönüp Hoca efendi sen bu meseleyi bilmiyorsun, biz sana üstadın bazı eserlerini verelim de oku dediler. Bana Mektubat, Lem’alar, İşaratü’l-i’caz, Küçük Sözler, Hanımlar Rehberi ve Gençlik Rehberi'ni hediye ederek telâşla uzaklaştılar.

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.