Hatice GÖRGÜN

Hatice GÖRGÜN

Anları yaşama sanatı-ıı

Mükemmellik denilen olgu; ulaşılmak istenen; ne olduğu hakkındaki bilgileri, ancak ulaştıktan sonra ortaya çıkan, amacına dair, nedenine dair bilgisi bulunmayan insanın hasretlerinden biri. İnsan geleceği ile birlikte mükemmele ulaşacağını zannededursun, hayaller kursun, planlar- programlar yapsın. Geçmişi ile mükemmeli öldürsün. Bir an için mükemmelliği düşünür ve onu kaybetmenin acısıyla bulunduğu en mükemmel anı toprağa gömdüğünün farkında bile değildir. Geçmişi ile geleceği arasında bir saniyeden az bir zamanı olan insanın pişmanlığı da bir saniye içerisinde gerçekleşir. Onu en çok pişmanlığı yanılgıya düşürür. Gafleti yüzünden yeniden pişmanlık tohumları eker en mükemmel anlarına.

İnsanı en çok yanılgıya düşüren en önemli şey ise ‘’ÖLÜM’’ dür. İnsan ‘’doğar, büyür ve ölür’’dür onu en çok yanıltan. Bu kronolojik akışla hayatını düzenlerken, her an doğup büyüdüğünün ve öldüğünün farkına varmaz. Ölüm hep gelecektir. Nasıl? Nerede? Ne Zaman? soruları da hiç aklından çıkmaz hakkını yememek lazım. En tuhafı da bununla ilgili senaryosunu uzun zamandır kafasında tasarlamış olmasıdır. En güzel ölüm uyurken ölmektir mesela. En acısız ve sessiz??? İyi de buna bile hazır değildir insan. Ölüm korku verici ürkütücü bir şey olmalıdır onun gözünde. Ölüm bir son olmalıdır.

İnsan ölüm ile tanışmamıştır daha. Her an kapıyı çalan; şu çelimsiz yüzümüze rağmen yılmadan, usanmadan görevini yerine getiren şu kadim dosta daha ‘’merhaba’’ diyemedi insan. Bizi biz yapan şu anların içinde saklıydı hâlbuki ve nedense saklıydı. Onu en uzaklara çok sık uğramadığımız düşüncemizin-idrakimizin ve en önemlisi ruhumuzun en ücra köşesine biz saklamıştık. Arada bir “doğanın yazgısı” ya (?) hatırlamak iyi geliyordu hani. Çünkü insan biliyordu ki ölümü unutmaya çalışmak ve unutmak demek aynı zamanda hayatı unutmak demekti. Doğumu unutmak demekti. Hâlbuki ölüm hep doğmak ve hep ölmekti. Doğarken aynı zamanda ölüyor insan, yeniden doğmak için ölüyor. Nefes alıp veriyor ve bir ölüp bir doğuyor. Ateş oluyor, serin ve selamete kavuşuyor. Bunu anlayamayan insan hala ölümden korkuyor. Ne ölümü çözümlüyor ne de ölümden sonrasını. Çünkü ölümden öncesinde o hep bir ölü. Hep uykuda ve ölü.

Bu yüzden ölümü ve yaşamı artık hakkıyla yaşamalı insan. Bu iki olguyu ayırmadan zamanın ruhuna ulaşmalı ve mükemmelliği her an yaşamalı.

Anlar mükemmellikten yoksun değildir ve bu yolda ağır ağır ilerlemez. Her an mükemmeldir. Mükemmelliği yakalamak zamanın ruhu içerisinde sadece ferde aittir. Bu ruh ferdin ağına takıldığı anlarda havada dolaşan fikir huzmeleri, ayrıntılar, sırlar ve bütün kâinatın özü bir anı oluşturur. Sadece bir an vardır ve hep mükemmelin doğumuna şahit olunur. Ölen ise anlardır ve ölüm-doğum mükemmelin doğumu ve ölümüdür.
Nesnelerin içerisine gizlenmiş ruhlar yani özler varlıklarının farkındalığıyla yaşama yerleşirler. Anların ağına takılırlar.

‘’Tüm günahlar bağışlanmayı, tüm küçük çocuklar yaşlıyı, tüm bebekler ölümü, tüm ölenler sonsuz yaşamı kendi içinde taşır.’’

Bütün bu dehr-i daim ile birlikte yaşadığının farkına varmak, doğumu ve ölümü selamlamak ve iç dünyamızda anların dirilişine şahit olmak, kendimizi anların öz dünyasının ritmine kaptırmak ile yaşadım demeli insan.

Arayışını her yerde ve zamanın bütün zerrelerinde sürdürmeli, canlı cansız bütün varlıkları nesne olarak değil öz olarak görmeli, bu yolla esenlik kazanmalı. Enfüsi bir yaklaşım ve enfüsi bir yaşam tarzı yolları kısaltır ve kesreti ruhların gözlerinden uzaklaştırır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum