Neye dikkat kesiliyorsan o kesilirsin

Bediüzzaman Hazretleri Mesnevî-i Nuriye'sinin bir yerinde şöyle diyor: "İnsanda öyle bir lâtife, öyle bir hâlet vardır ki, o lâtife lisanıyla her ne sual edilirse—velev ki fâsık da olsun—Cenâb-ı Hak o lâtifeye hürmeten o matlubu yerine getirir." Devamında ekliyor: "O lâtife pek uzaktan bana göründü ise de teşhis edemedim."

Mürşidimin teşhis edemediği o şeyi elbette ben de haddimin yüzbin fevkinde olarak teşhis edemiyorum. Fakat, ona en yakın bulduğum şey, 'dikkat'tir. Evet. Dikkat öyle bir yetenektir ki, her neye yoğunlaşsa, onun açılmasına vesile olur. Yani, âdemoğlu/kızı, dikkatini ihlasla kuşanıp yöneldiğinde matlubu pek çabuk fikrine/kalbine kavuşturulur. Bir metne dikkat edersiniz, dikkatiniz ölçüsünde, metin size açılır. Bir nesneye dikkat kesilirsiniz, dikkatiniz ölçüsünde, nesne sizin için detaylanır. Kulağınızla dikkat kesilirseniz kulağınıza bağış yapılır. Dilinizle dikkat kesilseniz dilinize bağışlanır. Hangi duyunuzla olursa olsun 'dikkat' duası pek çabuk/genel kabul gören bir latifedir. Ancak bu dikkat meselesinin hoşlukları kadar tehlikeleri de vardır.

Dikkatinizi hevaya verdiğinizde dünyanız boş şeylerle dolar. Dikkatinizi günaha verdiğinizde dünyanıza günahlar doluşur. O yüzden 'dikkat yönetimi' aynı zamanda 'irade yönetimi'dir. İrade, dikkate adımlarını izletebildiği gibi, dikkatin adımlarını da izler. Nereye doğru dikkat kesilirseniz temeyyülatınızın o yöne doğru aktığını hissedersiniz. "Onlar ki boş ve yararsız şeylerden yüzçevirirler." (Mü'minun, 23/3) ayeti ve/veya "Kişinin malayaniyi terki müslümanlığının kemalindendir." (Tirmizî, Zühd, 11) hadisi bu bağlamda tefekkür edilebilir. Evet. Dikkatinizi yönetemediğinizde hayatınızda başka şeylerin de kontrolünüzden çıkmasını engelleyemezsiniz. Başta hayaliniz dikkatinizin dünyanıza topladığı şeylerle çalışır. (Ve zihin her sıkıldığında sizi oraya sürükler.) Sonrasında iradeyle bağlı bütün latifeler dikkatin arkasını izler. Dikkat hakikaten duasına dikkat edilesi bir şeydir.

"Nasıl ki, şükür nimeti ziyadeleştirir; öyle de, şekvâ, hastalığı, musibeti tezyid eder..." diyen mürşidimin başka bir yerde söylediği ise şudur: "Çünkü, şükür nimeti ziyadeleştirir, gaflet ise kaçırır." Yani önümüzde üç şık duruyor gibidir: 1) Şükür nimeti ziyadeleştirir. 2) Gaflet nimeti kaçırır. 3) Şekva musibeti tezyid eder. Dikkat edilirse bu üç hâlin üçünün de dikkatle bir ilgisi vardır. Öyle. Zira şükrün arkaplanında 'şeylerin nimetiyet yönlerine dikkat kesilme' saklanır. Yani şükreden bir insan herşeyle "Allah bununla bana ne hayır veriyor?" merakı eşliğinde muhatap olur. Gözlerinin 'güzeli görme' temayülü/alışkanlığı onun dünyasında 'güzel düşünme'yi netice verir. "Bana bununla ne güzellikler bağışlandı?" diye aranıldığında her nesnenin, tecrübenin, hissin şakıyacağı bir bülbül terennümü vardır. Ve bu dikkat kesilişle nimet insanın gözünde çoğalmaya başlar. Aranılan ziyadeleşir. Neyi aranırsak o ziyadeleşir. Tıpkı bir manzarada görülmek istenen şeye 'dikkat kesilmek' gibi. Buna şimdilerde fokuslanmak diyorlar. Yahut da odaklanmak. Her ne isim verilirse verilsin, gereği yapıldığında, dünyanız o şeyin varlığıyla daha çok doluyor. Merak, edildiği şeyi, dünyamıza çağırıyor.

Gaflet böyle değil ama. Gaflet dikkatin zıttıdır. Yokluğudur. Gaflet ettiğinizde göremez olursunuz. Duyamaz olursunuz. Farkedemez olursunuz. Sinyallere alıcılarınızı kapatırsınız. Kapandığınız şeyin sizden kaçması doğaldır. Üçüncüsü ise, gaflet değil, ama dikkatin yanlış noktaya sarfı. Bu defa da nesnedeki olumlu yanlar yerine olumsuz yanları görmeye konsantre oluyorsunuz. "Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır..." Bu iki cümlenin Münazarat içinde bir kardeşi daha vardır: "Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen güzel rüya görür. Güzel rüya gören hayatından lezzet alır..." Yukarıda dikkatin hayal ile ilgisini anmıştık. Artık rüya ile de ilgisini anabiliriz. Hakikatin tersten söylenişi için de biz kalemimizi oynatalım: "Kötü gören kötü düşünür. Kötü düşünen kötü rüya görür. Kötü rüya gören hayatından elem alır..." Öyle olur. Zira dikkat kesildiği kötülüktür. Dikkat kesildiği kötülük olduğu için bulduğu da kötülüktür. Gördüğü ancak bardağın boş tarafıdır. Yani dikkat öyle bir latifedir ki, Allah Teala, duasını bollukla kabul eder. Hemen karşılığını verir.

Batı'nın fısk u fücuru ile dünyamıza çökmesinin arkasında da bu sır var. Onlar 'medeniyet fantaziyeleri'yle öncelikle dikkatimize çöküyorlar. Nefsanî albeniyle dolu medyaları, sinemaları, şovları, sosyalmedyaları vs. müslüman dikkatini elimizden alıyor. Onların konuştuklarını konuşuyoruz. Bakmamızı istedikleri şeylere bakıyoruz. Dünyamıza yığdıkları enformasyon ile meşgulüz. Bu muhatabiyet görüşümüzü, hayallenişimizi, düşlerimizi, akledişimizi ve hatta komple yaşayışımızı etkiliyor. Şu an bunu başarmaya çok uzağız. Tamam. Fakat, yapabilsek, önce dikkatimizi bu deccalî saltanatın elinden kurtarmamız gerekir. Dikkatimizi bu yaban ellerden kurtarmadığımız sürece müslüman rüyaları görmemiz çok zor. Olsa bile yarım yamalak. 'Edğasu ahlam' denilmeye seza meşguliyetlerle yoğrulmuşuz. Cenab-ı Hak rüşdümüzü bize yeniden ilham eylesin. Âmin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.