Abdulkadir CEYLAN

Abdulkadir CEYLAN

Öz Kardeş, En Birinci, En Yüksek ve En Fedakâr Talebe: Abdülmecid Nursi-13

Değerli dostlar! Bu yazımızda Bediüzzaman Said Nursi’nin ifadesiyle “öz kardeşi ve en birinci ve en yüksek ve fedakâr bir talebesi olan Abdülmecid Nursi’nin1 ömrünün son yılları ve vefatını anlatmaya çalışacağız inşaallah.

Abdülmecid Nursi, Konya İmam Hatip Lisesi’ndeki görevine aralıksız olarak ve bir gün rapor dahi almayarak 5 yıl devam eder. Ancak 1963 yılında politik bir kararla görevinden alınır. Dönemin Milli Eğitim Bakanlığı başmüfettişi ve sonradan CHP Antalya Senatörü olan Reşad Oğuz, 27 Mayıs darbesinin komutanlarından Faruk Güventürk’ün tahrikiyle, verdiği haksız ve garazkarane raporlarla başta Abdülmecid Nursi olmak üzere dostları Mehmet Ulucan, Dr. Hulusi Baybal, Ali Uca ve Yaşar Gökçek’i görevinden aldırır.2

Görevden alınmasını Mehmed Fatih Göktay şöyle anlatır: “Abdülmecid Ünlükul Efendinin 1963 yıllarında İmam Hatip Okulundaki vazifesinden alınması, (haşa) kabiliyetsizliğinden değil, doğrudan doğruya politik bir karardır. Reşad Oğuz denen CHP’ li müfettiş, güya yetersiz diye rapor tutmuş. Hâlbuki hakikat tam tersidir. Okulumuzda, hatta bütün Türkiye İmam Hatip Okullarında onun kadar âlim bir zat yoktur. Hakikat bundan ibarettir. Ruhu şad olsun.”3

Abdülmecid Nursi’nin son yıllarını Ali Turgut hoca şöyle anlatır: “Rahmetli Abdülmecid Ünlükul Hocamı İmam Hatip Okulunun ilk sınıflarında tanıdım. Yaz aylarında okulumuzda tertiplediği kurslara katılarak derslerinden çok kısa süreli de olsa istifade etmeye çalıştım.

“İmam-Hatip Lisesi 6’ncı sınıfında okurken kelâm derslerimize gelirdi. Birinci devrenin ilk ayları 1963 senesi idi. Hocamız kendine has üslûbu içinde dersini veriyordu. Birden içeriye bir adam girdi. Hoca Efendi alıştığı şekil ve tavırla dersine devam ediyordu. Sınıfa giren kişiden hiç rahatsız olmamıştı. Bizler müfettiş olduğunu tahmin ettik. Zira duymuştuk. Fakat Abdülmecid Ünlükul hiç umursamadı. Vakar ve ciddiyetini zaten bozmazdı. Kendinden ve dersinden emin bir hoca halet-i ruhiyesi içindeydi. Arka sıraların birine oturan ve bir süre dinleyen zat sonunda Hocamın kürsüsüne yaklaşarak, müsaade istedi ve dersi kesti. Bizlere yönelerek birer kâğıt ve kalem çıkarmamızı söyledi. Sual olarak ‘İmam Hatip Okuluna niçin geldiğimizi ve gayemizin ne olduğunu’ sordu ve yazılı olarak cevaplandırmamızı istedi. Bizler isteklerini yerine getirdik. O günlerden sonra Hocamızın okula ve derslerimize gelmediğine büyük üzüntüyle şahit olduk. Gelen kişinin de Reşad Oğuz adlı bir müfettiş olduğunu öğrendik.

“1963 yılında şahit olduğum bu hadiseden bana kalan ve hafızamda yer eden netice şu oldu: İmanlı insanları, davasına sahip kimseleri, dersine emin hocaları hiçbir takip ve hiçbir takipçi korkutamaz, yıldır­amaz. Takip ve kontrollerde çoğu kimselerde görülen göstermelik ve tasannukârane muamelelere tevessül etmez. Hak bildiği yolda yürür...

“Arzettiğim hâtıramı her zaman naklettiğim ve yaşadığım Hocamın cenaze merasimine de katılmak nasip oldu. Bütün talebeler bu vazifeyi yapmaya her şeyi bırakarak koşmuştuk.”4

Abdülmecid Nursi, ömrünün son yıllarında Bediüzzaman Said Nursi’nin Kürtlüğünün bazı kesimlerce suç gibi gösterilmek istenmesine karşı gerekli cevapları yazmaktan hiçbir şekilde çekinmemiştir. Konu ile ilgili olarak Abdülkadir Badıllı Ağabey şunları yazmaktadır:

Bediüzzaman’ın küçük kardeşi merhum Molla Abdülmecid Efendi, bazı münafık ve dönme gazetelerin “Kürdlük” meselesini bir silah olarak kullanıp iftira ve yalanlar yaygarasını kopardıkları 1960-1964 tarihlerinde, kendi hâtıra defterine bazı hâtıralarını kaydettikten sonra şunları yazmıştır:

“Tarihçe malûmdur ki, Kürdistan’ı Osmanlı Türk Devleti’ne ilhak etmeye muvaffak olan İdris-i Bitlisî’dir. Türk milletinden çok kimseleri dalâletten kurtaran da Said-i Bitlisî’dir. Said de tarihe geçecektir... Yüz otuz beş parçadan ibaret olan Türkçe Nûr Külliyatı’nı te’lif eden Said-i Nursî bir Kürt’tür. Bediüzzaman, Kürtlüğüyle beraber, otuz milyon Türkü muhalif cereyanlardan kurtarmıştır. Türk milletinden pek çok insanı Nûr havzasına almaya muvaffak olan Said, evet, bir Kürt’tür. İlmen ve dinen Türk milletinin yüksekliğini dünyaya ilân eden Said bir Kürt’tür.”5

Abdülmecid Ağabeyin hanımı Rabia Ünlükul şöyle anlatıyor: “Bizim bey çok hassas ve duygulu bir kimseydi. Seyda kendisine: 'Merak etme, sen benim vefatımdan yedi sene sonra vefat edeceksin.' demişti. Üstad'ın bu haberi de aynen çıktı. Üstad'dan tam yedi sene sonra 1967'de kendisi de vefat etti." "Vefat ettiği senenin başında bana ara sıra: 'Rabia, bu benim son senemdir.' derdi."6

Abdülmecid Ağabeyin görevden alınmasından sonraki hayatı hakkında Mustafa Kırıkçı şunları anlatıyor: "İstifadan sonra, öğretmen lojmanını boşaltmış, Said Gecegezen'in maddi yardım ve desteğiyle şehir merkezinde güzel bir evi kira ile tutup taşınmıştım. Bütün çalışmalarımız, kardeşler arasında güzel bir ahenk ve tesanüd içerisinde devam ediyordu. Üstad dahi yanına gelenlere çokça Konya'dan sitayişle bahsedermiş. Yeni evime Abdülmecid Efendinin bir defa teşrif ettiklerini hatırlıyorum. Fakat ben kendilerini evlerinde fazlaca ziyaret ederdim. Konya'dan Isparta'ya, Üstada gittiğini de çok sonra öğrendim. Bir sohbetlerinde, Üstad'ın kendisine, 'Abdülmecid, merak etme, ömrün uzundur. Ben kaç sene yaşarsam sen de tam benim kadar yaşayacaksın' dediğini neşe ile anlatır, Hazret, 'daha ömrüm çok' diye ilâve ederdi. Hakikaten mukadderat da öyle tecelli etti. Üstad 1293 doğumlu olarak 1960 yılında vefat etti. Abdülmecid Efendi de yine Rumi 1300 doğumlu ve 7 yaş farkı ile milâdi 1967 senesinde Üstad'dan tam yedi sene sonra vefat etti."7

Abdülmecid Nursî’nin vefatından önceki son günlerini Halil Uslu şöyle anlatıyor: “Şefkat ve muhabbet timsali bu muazzez insan, vefatından önce mükerrer defalar bizlere, ‘Hazretim, Allahu a‘lem, bu sıralar vefat edeceğim. Çünkü Hazret-i Seyda Bediüzzaman bir gün bana, “Ey Abdülmecid, sen benden 7 sene sonra vefat edeceksin.” dediler. Seyda’nın söylediği her şey çıkmıştır.’ demişti.

Hakikaten Abdülmecid Ünlükul Hocamız, son günlerini tamamen dostlarını ziyaret etmekle ve onları aramakla geçirdi. Yine o günlerde, her hafta mutlaka görüştükleri Abdülbaki Arvasi ile merhum amcam Abdülaziz Efendi’ye defalarca, ‘Artık bugünlerde bizlere göç var, Hazretim.’ diyordu.

Vefatında ceketinin cebinden bir mektup çıkmıştı. Seyda Bediüzzaman’ın Eddâî’si gibi, İstanbul’dan eski ders arkadaşı İmam Mehmed Şefik Efendi’ye yazıyordu. İki satır Farisî beyitten sonra şöyle diyordu: ‘Azizim, Hazretim, âhiret kardeşim Mehmed Şefik. Seni çok arzuladım görmek, fakat şartlar mümkün kılmadı. Bizler artık dâr-ı bekāya irtihal etmek üzereyiz. Dünyada bir vefa görmedik. Hakkını helâl et. Bana dua et. Bâkî Hüdâ’ya emanet olunuz. Abdülmecid – Konya.’

Ve nihayet 9 Haziran 1967 Cuma günü gelip çatmıştı. O gün cuma idi. Cuma namazından yeni gelmişti. Pantolonunu çıkaracaktı. Fakat çıkarırken oturma odasının kapı eşiğine düştü ve bir daha kalkamadı; zira kalça kemiği kırılmıştı. Derhal ateşi yükseldi ve komaya girdi.”

Aynı gün oğlu Komiser Suad Bey, Konya Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Ahmed Said Uğurlu’yu ve Dr. Ali Kemal Belviranlı’yı getirdiler. Eğridir Kemik Hastahanesine bir ambulansla götürmek istendi. Fakat “Yolda vefat eder” endişesi ile götürülmedi.

Ateşler içinde yanan Abdülmecid Efendinin ağzına zemzem dökmek sırası bir ara bende idi. Allah diyordu, salâvat-ı şerife getiriyordu. Kelime-i Tevhid söylüyordu. “Hakkınızı helâl edin, merak etmeyin” diyordu.

Nihayet 11 Haziran 1967 Pazar günü öğleden sonra, saat 15.00’te 83 yaşında dar-ı bekaya irtihal ettiler. Dünya zindanından, Cennet bostanlarına uçtular. Vatan-ı aslîsine gittiler. Müşfik ağabeylerinin ve hayatları bütün çile ve ızdıraplarla, muhaceretlerle geçen kardeşlerinin yanına gittiler. Ciğerparesi Cennet kuşu Fuad’ıyla buluştular.

12 Haziran 1967 Pazartesi günü evlerinin avlusunda cenazesi yıkandı. Konya’nın tarihî Kapu Camii’nde öğle namazını müteakip, çok büyük bir kalabalıkla kılınan cenaze namazından sonra, tekbir sadaları ile Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî Hazretlerinin türbesinin yanındaki Üçler Kabristanlığı'na defnedildi.

Aynı gün Konya’nın en büyük camisi Kapu Camii’nde yüzlerce hatimler okundu. Konya müftüsü Tahir Büyükkörükçü Hoca Efendi idiler. Öğle namazından evvel yapılan hatim duasından sonra bir konuşma yaptılar ve dediler ki: “Merhum Abdülmecid Efendi Büyük Üstadımız Hazret-i Bediüzzaman’ın kardeşleridir. Kendilerinden istifadede kusur etmişizdir. Bir âlim ölmedi, bir âlem öldü. Çünkü böyle âlimlerin yerleri çok zor doldurulur.”

Hazret-i Bediüzzaman’ın en yakın talebelerinden ve Abdülmecid Ünlükul’a büyük hayranlık besleyen merhum Zübeyir Gündüzalp, İstanbul’dan bir minibüs dolusu arkadaşları ile birlikte gelmişlerdi. Hatırladığım kadarıyla Mehmet Fırıncı, Mehmet Emin Birinci Ağabeylerle birlikte o günkü üniversite talebelerinden olan Nureddin Tokdemir ve diğer kardeşlerimiz vardı. Türkiye’nin birçok beldelerinden Nur’un önde gelen şahsiyetleri iştirak etmişlerdi. Bunlardan bazıları Muzaffer Arslan, Abdullah Yeğin, Abdülkadir Badıllı, Bayram Yüksel, Mustafa Sungur’du. Aynı günün akşamı merhum Halıcı Sabri Amcamızın evinde hatimler okundu ve dersler yapıldı. O günün senatörü Feyzi Halıcı Bey de bize, kendi evlerinde hizmet ettiler. Zübeyir Gündüzalp aynı gece büyük şair ve âlim Ali Ulvi Kurucu Bey’in Mektûbât’ta yer alan “Gönüller Fatihi Büyük Üstada” başlıklı şiirini hem okudular, hem de tek tek, satır satır izahında bulundular.

Merhum Abdülmecid Efendiyi Üçler Mezarlığı’ndaki kabre, oğlu Suad Ünlükul ve Zübeyir Gündüzalp birlikte indirdik. Yalnız burada dikkatimi çeken ve hiçbir kimsede görmediğim bir hareketi Zübeyir Gündüzalp Ağabeyde gördüm:

Kab­re inerken ayakkabısını çıkarttılar ve kabre çorapla indiler. Ben hayretler içinde kalmıştım. Bana izah ettiler: “Orası da bir ev makamındadır.”

Abdülmecid Efendinin öğretmen arkadaşları, talebeleri ile birlikte Konya Yüksek İslâm Enstitüsü ve İmam-Hatip Okulu öğrencilerinin, (o zamanlar Konya Trafik Şube Müdürü olan) oğlu Suat Beyin polis arkadaşları, Konya halkı ve bütün Nur Talebelerinin coşkun bir muhabbetle ve gözyaşları içinde cenaze merasimine katıldıkları müşahede ediliyordu. Ona binlerce selâm, ona binlerce Fâtiha.”8

Ali Kaynak, Abdülmecid Ağabeyin son günlerini ve vefat anını şöyle anlatıyor: “Aziz kardeşim, o mübareğin hakikaten bir derya olduğu vefatından sonra daha iyi anlaşıldı. Vefatından birkaç gün önce Konya Yüksek İslâm Enstitüsüne gittik. Bütün hocalarla âdeta vedalaşıyordu. Şaşa kalmıştım. Gayet dinçti, bir delikanlı gibi yürüyerek gitmişti. Arabaya binme teklifini kabul etmemişti.

“Vefatına gelince, bildiğiniz gibi 11 Haziran 1967 günü, ikindi ezanı okunurken hâlet-i nez‘de idi. Ezan okunduktan sonra kendine geldi. İkindi namazını kılmak için yanından ayrıldım. Namazdan avdetimde kendini elleri göğsünde, dudakları kıpırdıyor halde gördüm. Kulağımı ağzına yaklaştırdım, Fatiha-yı Şerif’i okuyordu. Anladım ki ikindi namazını kılıyordu. Az bir zaman sonra ruhunu teslim etmek üzere olduğunu hissettim. Refikama ve Rabia Hanıma dışarı çıkmaları için işaret ettim. Yasin-i Şerifi bitirdiğimde ruh-u mübareklerini Mevla-yı Zülcelale teslim etmişlerdi.”9

Evet, Abdülmecid Nursi’nin acı, keder ve hasretle geçen ömrü böylece hitamuhu misk tarzında bitmişti. İnandığı gibi yaşamış, yaşadığı gibi vefat etmişti. Kendisine Cenabı Haktan rahmet niyaz eder, mekânının cennet olmasını yüce Mevla’dan niyaz ederim.

Değerli dostlar! Bir sonraki yazıda Abdülmecid Nursi Ağabeyin yazdığı ve tercüme ettiği eserleri konu edineceğiz inşallaah. Allah’a emanet olunuz. Selam ve dua ile.

Dipnotlar:
1. Bediüzzaman Said Nursi, Lemalar, Envar Neşriyat, sh. 41-42
2. Halil Uslu, Bediüzzaman’ın Kardeşi Abdülmecid Nursi, Yeni Asya Neşriyat, sh. 85
3. A. g. e, sh. 83
4. A. g. e, sh. 96
5. Abdülkadir Badıllı, Mufassal Tarihçe-i Hayat c. 1, sh. 41
6. Son Şahitler 1, sh. 154-155
7. Son Şahitler 3, sh. 289
8. Halil Uslu, Abdülmecid Nursi, sh. 97-99
9. A. g. e, sh. 95-96

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.