Risale-i Nur'da Türk Milleti, Osmanlı Ordusu ve Türk Ordusunun Kahramanlığı

1. Türk milleti, Bediüzzaman'a göre İslâmiyet'in kahraman bir ordusudur.

Risale-i Nur'da Türk milleti hakkında en açık ifadelerden biri şudur: “Türkler bu millet-i İslâmiyenin kahraman bir ordusudur.”

Bediüzzaman burada Türkleri sadece bir kavim veya siyasî unsur olarak değil, İslâm milletinin tarihî hizmetkârı ve kahraman ordusu olarak değerlendirir. Başka bir yerde de Türk milletini “İslâmiyet’in en kahraman ordusu” şeklinde tavsif eder.

Dolayısıyla Risale-i Nur perspektifinde Türk milletinin tarihî kıymeti, kuru bir ırkî üstünlük iddiasına değil; İslâmiyet'e yaptığı hizmet, fedakârlık ve kahramanlık esasına bağlanmaktadır. (Bkz. Emirdağ Lâhikası-II, s. 224; Şualar, s. 596)

2. Türkler, bin yıldan beri İslâmiyet'in bayraktarlığını yapan bir millettir.

Bediüzzaman'ın çok daha kapsamlı bir değerlendirmesi Emirdağ Lâhikası'nda yer alır: “Bin seneden beri âlem-i İslâmiyeti kahramanlığı ile memnun eden ve vahdet-i İslâmiyeyi muhafaza eden...”

Bediüzzaman, devamında Türk milletinin geçmişteki şerefini İslâmiyet'le birleşmiş bir tarihî kimlik içerisinde değerlendirir. Türklerin İslâmiyet'e hizmetini yalnız Anadolu veya Osmanlı tarihiyle sınırlı görmez; onu âlem-i İslâmın birlik ve müdafaası açısından ele alır.

Bu nedenle Risale-i Nur'daki Türk övgüsünün temelinde unsuriyet değil, hizmet-i İslâmiye vardır. Bediüzzaman'ın nazarında Türk milletini asıl yücelten şey, İslâmiyet'e sahip çıkması ve onun müdafaasında gösterdiği kahramanlıktır. (Bkz. Emirdağ Lâhikası-I, s. 218)

3. Osmanlı ordusu ve Türk ordusu, İslâm dünyasının tarihî istinad noktasıdır.

Bediüzzaman, Osmanlı Devleti ve ordusunu İslâm dünyasının tarihî yapısı içerisinde değerlendirir. Özellikle Türk ordusunun İslâmiyet'in bayraktarlığı üzerindeki rolü üzerinde durur.

Risale-i Nur'da Türk ordusu, “İslâmiyet milliyetinin sadefi ve kal'ası” olarak ifade edilir. Bu çok güçlü bir teşbihtir: Sadef, içinde kıymetli cevheri muhafaza eden kabuk; kal'a ise muhafaza ve müdafaa merkezidir. Dolayısıyla Bediüzzaman'ın tarihî perspektifinde Osmanlı-Türk ordusu, yalnızca savaşan bir askerî teşkilat değil; İslâm dünyasının güvenliği, vahdeti ve müdafaasıyla ilişkilendirilen bir kuvvet olarak görülmektedir. (Bkz. Hutbe-i Şamiye; Türk milleti ve Türk ordusu hakkındaki bahisler)

4. Türk askerinin ve ordusunun en büyük vasıfları şecaat, itaat ve intizamdır.

Bediüzzaman'ın askerlik anlayışında kahramanlık tek başına yeterli değildir. Askerin kuvvetini meydana getiren temel unsurlardan biri “Askerin hayatı ve kuvveti itaattir” der. İtaat hususunda Risale-i Nurlarda şu ifadeler geçer:

“Ey şanlı asâkir-i muvahhidîn! Ve ey bu millet-i mazlumeyi ve mukaddes İslâmiyeti iki defa büyük vartadan tahlis eden muhteşem kahramanlar!”

“Cemal ve kemaliniz, intizam ve inzibattır. Bunu da hakkıyla en müşevveş bir zamanda gösterdiniz. Ve hayatınız ve kuvvetiniz itaattir. Bu meziyet-i mukaddeseyi en ufak âmirinize karşı bile irae ediniz. Otuz milyon Osmanlı ve üç yüz milyon İslâmın nâmusu artık sizin itaatinize bağlıdır. Sancak ve tevhid-i İlâhî sizin yed-i şecaatinizdedir. Sizin o mübarek elinizin kuvveti de itaattir. Sizin zabitleriniz, müşfik pederlerinizdir. Kur'ân ve hadis ve hikmet ve tecrübe ile sabittir ki, haklı âmire itaat farzdır.”

Bunun yanında Bediüzzaman askerleri “şecaat-ı mücessem askerler”, orduları ise “satvet-i müşahhas ordular” diye över. Böylece Risale-i Nur'da ideal asker profili üç temel vasıfta birleşir:

  • Şecaat: Cesaret ve kahramanlık
  • İtaat: Disiplin ve kumanda düzeni
  • İntizam: Ferdî kuvvetlerin ortak bir kuvvete dönüşmesi

Bu açıdan Türk askerine yönelik övgü, yalnızca “cesur asker” demekten ibaret değildir; ahlâk, disiplin, fedakârlık ve vazife şuurunu da içine alır. (Bkz. Divan-ı Harb-i Örfî, s. 81; Hutbe-i Şamiye)

Not: Bediüzzaman, I. Dünya Savaşı'nda "Gönüllü Alay Kumandanı" (Keçe Külahlılar) olarak vatan müdafaasında bulunmuş, daha sonraki süreçte de Anadolu'daki Millî Mücadele'yi fetvalarıyla desteklemiştir.

5. Türk ordusunun şerefi, tarihî hizmetleriyle değerlendirilmelidir.

Risale-i Nur'da Türk milleti ve ordusu; kahramanlık, İslâmiyet'e hizmet, vahdet-i İslâmiye, vatan müdafaası ve fedakârlık gibi büyük tarihî vazifelerle birlikte ele alınır. Bediüzzaman'ın kendi hayatı da bunun canlı bir örneğidir. I. Dünya Savaşında gönüllü milis kuvvetleriyle cephede bulunmuş, Pasinler ve Bitlis cephelerinde Ruslara karşı savaşmıştır. Emirdağ Lâhikası-II'de cephedeki bu mücadelelerini bizzat anlatır.
Bu sebeple Risale-i Nur'un ölçüsüyle bir ordunun değerlendirilmesinde esas olan, münferit hatalar değil; umumî vazife, fedakârlık ve milletin müdafaasındaki hizmettir.

Risale-i Nur'un Türk ordusuna bakışının özeti :

Bediüzzaman'ın eserleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde Türkler ve Türk ordusu hakkında ortaya çıkan tablo şudur: Türk milleti, İslâmiyet'in kahraman ordusudur; Türk ordusu, tarih boyunca İslâmiyet'in bayraktarlığını ve muhafazasını üstlenmiş, şecaat ve fedakârlığıyla temayüz etmiş bir ordudur. Osmanlı-Türk askerî geleneğinin asıl şerefi ise ırkî üstünlükte değil; Kur'ân'a, İslâmiyet'e, vatana ve milletin vahdetine yaptığı hizmettedir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.