Kur’an’ın Fen Bilimlerine Dair Mucizevi Tanımları ve Beyanları

Semavi dinler, evreni okunmaya ve anlaşılmaya muhtaç bir kitap olarak görür. Bu çerçevede semavi vahiylerin sonuncusu ve en mükemmeli olan Kur’an “Oku!” emriyle evrenin iki ana boyutunu okumaya açar. Evren iki parçadır: İç evren ve Dış evren. İç evren, insan ve benzeri şuurlu ve şuursuz canlılar ve cansızların bünyeleridir. Dış evren ise, canlı ve cansız bütün varlıkları kuşatan ve içine alan âlemdir. Kur’an, ilk inen 5 âyetinde bu iki âlemin okunmasını emreder. İlk emrini, insanın anne karnından bulunduğu âna kadarki sürecin bir kitap mahiyetinde olduğunu vurgulayarak:

Oku!

Yaratan Rabbi’nin ismi ile oku.

O ki, seni rahme asılıp beslenen bir hücreden yarattı.

Sonra Kur’an tekrar “Oku!” emrini vererek, dış evrenin incelenmesini emreder. Arap dili edebiyatında, bir metinde art arda aynı emirler veya aynı edat veya zamirler kullanıldığında farklı cihete, kişiye veya manaya delalet eder. Bu çerçevede ikinci “Oku!” emri ya “insanı daha derinlemesine oku” anlamındadır veyahut “dış evren olan kâinatı oku” anlamındadır.

Oku!

Rabbin en değerli, en cömert, en üstün sıfatlar sahibidir. Senin günahlardan uzaklaşman ile Kendisine yakın olmanı ister.

Rabbin, insana kalem ile yazı yazmayı, ilmini muhafaza etmeyi ve düşüncelerini beyan etmeyi öğretti.

Rabbin insana daha önce bilmediklerini de öğretti.

Buradaki kalemle ilim tahsili, “mekteb” ve “medrese” şeklinde sistematik bir ilim tahsilini resmettiği gibi, bu süreçle insanın ve insanlığın daha önce bilmediklerini de öğreneceğini haber verir. Ayrıca “ellezî” edatının yepyeni bir sistem ve kişi inşası manasında olması bu süreci Rabbü’l-Âlemîn’in insana hibe ettiğini, insanı ilim tahsiliyle kemale erecek ve takva mertebesine ulaşacak potansiyelde yarattığını, insanı “bilen ve sakınan” bir halde görmek istediğini de ifade eder. Bu çerçevede diyebiliriz ki, insanın fıtratının neticesi ilim ve marifettir. Arının bal üretimi, ineğin süt yapması onun fıtrî kulluğu olduğu gibi insanın da ilim ve marifet, aşk ve hayret fıtrî kulluğudur. İnsan, yaratıcısını reddeden bir ateist, Ona ortak koşup sıfatlarında hata eden bir deist veya politeist de olsa ilim, marifet, aşk ve şükür hakikatlerini hayatında sergiliyorsa fıtratıyla Rabbine kulluk eder, Onun kurduğu sisteme hizmet eder. Fakat bunu şuursuzca yaptığı için, kendisine Rabbi tanıtılmak kaydıyla, bir mükâfât alamaz. Eğer kendisine Rabbi gerçek manada tanıtılmazsa, bu fıtrî ibadetlerinden ölüm sonrası hayatında bir karşılık görebilir.

Her bir insan, zamanı gören ve zamansızlığı algılayan aklı, geçmiş ve gelecek zamanı hisseden ve onlara tepki veren şuuru, mutlak mükemmele âşık kalbi, gerçeği arayan ve gören vicdanı, doymak bilmeyen hırslı nefsi, her şeyden korkan evhamlı benliği gereği peygamberlere fıtraten muhtaçtır. Semavi kitapların bildirdiği üzere insanlık âlemi peygambersiz veya peygamber mesajının gelenek olarak devam etmediği bir dönem geçirmemiştir. Peygamberler, evren kitabını makro ve mikro boyutlarıyla doğru okumayı öğreten birer “üstad”, onun hakikatlerini ders veren bir “muallim”, bu iki kitabı kanunlarını çözerek bunları barıştırarak yaşamayı öğreten birer “mürşid” dirler. İlim ve marifet, peygamberlerin zihnî mesleği; aşk ve merhamet, şevk ve şükür ise meşrepleridir. Her bir peygamberin hayatında insan varlığını iç ve dış boyutlarıyla kuşatan ve ele alıp geliştiren bu algı ortaktır.

Peygamberler, aldıkları vahiyler, vahiylerde kapalı bırakılan hususlara dair yaptıkları beyanlar ile evren kitabını iki boyutuyla doğru okumanın nasıl olacağına dair net düsturlar ve kurallar getirmişlerdir. Mesela: “Uyanın, akıl gözünüzü açın! Yaratan ve yapan, sanatla yarattığı ve itinayla yaptığı şeyi bilmez olabilir mi? O yarattığı ve yaptığı her şeyin özünü ve içini bilen Latîf, onun dış ve iç her şeyinin farkında olan Habîr’dir” âyetinde gördüğümüz üzere… Âyetin bildirdiği temel kaide, her şeyin gözle görünen bir “ilim” olduğudur. Bu çerçevede Kur’anda 3 peygamber “vüs’at-i ilim” (ilmin kuşatıcılık ve kapsayıcılığı) hakikatini halklarına Allah’ı tanıtırken kullanırlar. Muhtemelen bir peygamber olan Sokrates’in, en büyük talebesi olan Eflatun’un şakirdi olan ve milattan önce 384-322 tarihleri arasında yaşayıp her şeyi “heyula” (kudret) ve form (bilgiye dayanan şekil) olarak formülize eden Aristo’dan en az 1000 yıl önce âleme ilan etmişlerdir. Bu peygamberler Hz. İbrahim, Hz. Şuayb ve Hz. Musa’dır (Aleyhimüsselam). Bu çerçevede peygamberlerin getirdiği vahiyler kâinattaki İlahi kanunların birer tercümesi ve habercisi oldukları gibi, peygamberlerin bu kanunlara tabi hayatları da kişisel hayatın hem mutluluk formüllerini hem bütün sözleri, ilgili olduğu sahaya dair sabit hakikatleri bildiren bir beyan ve gösteren bir lambadır.

İnsanlık dünyasının binlerce yıllık tecrübesiyle sabit olduğu üzere bir bilim adamı en fazla 5 sahada mütehassıs ve derinlik sahibi olabilir. Bu gerçeğin ışığında peygamberlere bakılırsa her bir peygamber yüzlerce sahada yanılmaz ve şaşırmaz netlikte beyanlarda bulunmaları… o sahaya dair sabit hakikatleri bildirmeleri… o sahanın sırlarını ve aydınlatıcı hikmetlerini ortaya koymaları… şartlar ne olursa olsun, öldürülseler dahi bu hakikat ve hikmetlere tabi bir hayat yaşamaları ile mucize bir şahsiyet ve harika bir hüviyete kavuşup kendi üzerlerinde sergilemişlerdir.

Bütün bu temel bilgiler ışığında semavi dinlerin sonuncusu olan İslam’a, onu getiren ve bizzat yaşayan Hz. Peygamber’in (SAV) hayatı ve sözlerine, İslam’ın temeli ve Hz. Peygamber’in (ASM) üstadı ve mürşidi olan Kur’ana dikkatlice baktığımızda birçok sahada sabit hakikatleri bildirdiği, harikulade tariflerle hakikatin sınırlarını çizdiği görünecektir. Bu makalede Kur’an ve vahyin iç ve dış evrene dair tespit ve tariflerinin eşsizliğini, bilim dünyası ve vahye tabi olmayan aklın bu konuda âcizliğini göstermeye çalışacağız.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum