Prof. Dr. Kenan ÖREN

Prof. Dr. Kenan ÖREN

Siyaset Karmaşası ve Bediüzzaman’ın Görüşü

Siyaset veya tam eş anlamlı olmasa da, nam-ı diğer politika, hemen herkesin gündeminde olan, hayatları doğrudan ilgilendiren ve etkileyen bir kavramdır. Hemen herkesin kafasında ve çoğu farklı olan bir siyaset algısı bulunmakta ve değişik perspektiflerden konu değerlendirilmektedir. Acaba ideal anlamda; hiç olmazsa optimal; yani mevcutların içinde en iyiye yakın olabilecek bir siyaset anlayışı mevcut mudur? Olması gereken ve bilimsel anlamda bir değer ifade eden siyaset olgusu var mıdır? İş te elinizdeki kitapta bu soruların cevabı araştırılmaya çalışıldı.

Katıldığım ve sunduğum çeşitli seminer ve konferanslarda, izleyicileri zaman zaman “siyaset” veya “politika” kelimelerinden ne anladıklarını sorduğumda, insanların bu kavramları algılamaları genelde olumsuz yöndeydi. Kimisi “yalancılık”, kimisi “sahtekârlık”, kimisi “rüzgâra göre yelken açmak”, kimisi “dün dündü; bugün bu gün”, kimisi “aldatmak”, kimisi “muktezayı hale mutabakat” yani durumun gerektirdiği şekilde davranmak gibi genelde olumsuzluk işmam eden ifadeler kullanıyordu. Hatta birisi, “bir siyasetçi “evet” diyorsa “belki”, “belki” diyorsa, “hayır” demektir. Bir siyasetçi asla hayır demez. Derse oy almaz, diyerek siyasetin ne kadar yozlaşmış bir kavram haline geldiğini ifade etmek istiyordu. Bütün bu ifadelerin belki siyasetçilerin icraatları doğrultusunda gerçeklik payı vardı ama gerçek siyaset bu değildir.

Siyaset ya da eş anlamlı olarak kullanılan politika aslında bir çözüm sanatıdır. Her nerde olursa olsun veya kimde olursa olsun var olan bir sorunu bir eylem planıyla çözme sanatıdır. Gerek iktidarda olanlar ve gerekse muhalefette olanlar işin bu yönüyle; yani sorun çözme yönüyle ilgilenmelidir. Kısır çekişmeler siyasetin içinde olmayan olgulardır. Kısır çekişmelerin olduğu yerde çözüm olmaz; kaos olur.

Bugün gerek iktidar ve gerekse muhalefetin düştüğü çok önemli bir yanlış vardır; o da, kendi politikalarını, kendi mesajlarını, kendi plan, program ve projelerini halkın anlayacağı dilden anlatıp ve icraat yoluna gitmeleri gerekirken, bundan çok karşı tarafı eleştiri bombardımanına tutmalarıdır. Siyasetçiler kendi fazilet ve güzel değerlerini lanse etmek yerine, başkalarının kusurlarını sayıp dökerek, onları mağlup etme yönüne giderler. Oysa bu, eleştirilen kişinin mağduriyetini doğurur ki, Türk halkı her zaman mağdurun yanında olmayı prensip etmiştir. Bakınız Recep Tayyip Erdoğan bir şiirden dolayı hapse girdiğinde, “İki yıl sonra Recep Tayyip Erdoğan başbakan olacak,” demiştim ve oldu da… Bende keramet yok; ancak bu halk, mağduru her zaman koruyup kollamasını bilmiştir.

Osmanlıca bir kelam-ı kibarda “Muktezayı hale mutabakat”; yani durumun gerektirdiği şekilde davranmak diye bir tabir vardır. Aslında siyaset veya diğer bir ifadeyle politika da bir bakıma böyledir. Bir süreç yönetimiyle değişen faktörler karşısında, o değişimlerle doğrusal orantılı taktikler geliştirip rüzgâra göre yelken açmak misali farklı davranışlar sergilemek de siyasetin olmazsa olmaz prensiplerindendir. Bu bağlamda “Söylediğin her şey doğru olmalı ama her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir,” özdeyişi de konuyu pekiştiren bir prensiptir.

İnşaallah gelecekte siyaset yapacak veya politika üretecek genç nesil, siyaseti halkın faydasına ve sorun çözme prensipleriyle icra eder ülke yararına hayırlı hizmetler sunar. Ayrıca dünya ve Türkiye siyaset arenasında siyasette etkin ve etkili olan mahfillerin ve uzantılarının hangi örgütler ve kimler olduğunu ve kimleri nasıl kullandıklarını da iyi tespit ederler ve onların tasallutundan ülkeyi kurtarırlar. İnşaAllah gelecek namuslu ve dürüst siyasetçiler dünya ve Türkiye siyasetinde perde arkasındaki asıl aktörleri keşfedecek ve vitrinde görünen bazı siyasetçilerin aslında piyon ya da maşa olduklarını anlayacaklar. Gerçek anlamda ve millî olarak siyaset yapanların nasıl bertaraf edildiklerini görmüş olacaklar.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, bize hep tek parti yönetiminin dikte ettirdiği bilgiler ve tarihi olaylar öğretildi. Osmanlı hep kötü yönleriyle lanse edildi. Hain olmayanlar hain; kahraman olmayanlar kahraman ilan edildi. İnsanlar dininden, imanından, ahlâkından erozyona uğratıldı. Dejenerasyon son derece etkin bir şekilde uygulandı. Sırf şapka takmadı diye binlerce insan idam edildi. Kur’an-ı Kerim yasaklandı; hatta Allah demek bile yasak hale getirildi. Bu yüzden rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti sırf radyoda Allah dediği için yargılandı. Mezarda Fatiha okuyanı bile karakola götürüp işkence yaptılar. Camileri ahıra, meyhaneye ve hatta hapishaneye çevirip, minberini tuvalet yaptılar.

İnşaAllah gelecekte, genç nesiller geçmişte yapılan bir takım yanlışları ve doğruları görmeye çalışırlar ve ülkeyi uydurma tarih bilgilerinden arındırmaya çalışırlar. Gençler; bilhassa siyasetle ilgilenen gençler, monoton bilgilerin esiri olmaktan kurtulmalı ve farklı görüş bildiren bizim gibi yazarları da dikkate almalıdır. Sloganvari bilgiler bizi kısırlaştırır. Gençler, analitik düşünerek bir takım yanlış lanse edilen olayları farklı perspektiften ele alan yazarları insaflı bir şekilde dikkate almalıdırlar. Aksi takdirde sığ ve mesnetsiz uydurma bilgileri gerçek olarak kabullenip; ona göre hüküm vermeye başlarlar.

Siyaset konusunda Bediüzzaman çok çarpıcı fikirler beyan etmiş ve siyaset girenlerin, siyaseti İslâm’a hizmet için kullanmaları gerektiğini ihtar etmiştir. Bu konuda oldukça değerli fikirler beyan eden Bediüzzaman siyaset hakkında şöyle der:

Hem iman ve hakikat noktasında bu çeşit merakların büyük zararları var. Çünki gaflet verecek ve dünyaya boğduracak ve hakikî vazife-i insaniyeti ve âhireti unutturacak olan en geniş daire ise, siyaset dairesidir. Hususan böyle umumî ve mücadele suretindeki hâdiseler, kalbi de boğuyor." (Emirdağ Lâhikası-I)

Bediüzzaman Hazretleri, sadece imanî konularda tahşidat yapmamış; aynı zamanda imana ve İslam’a zarar verecek cereyanlar konusunda da talebelerini ciddi bir şekilde uyarmıştır. Bu bağlamda talebelerine şöyle der:

"Evet bu zamanda siyaset, kalbleri ifsad eder ve asabî ruhları azab içinde bırakır. Selâmet-i kalb ve istirahat-ı ruh isteyen adam, siyaseti bırakmalı." (Kastamonu Lâhikası)

"Siyaset-i hazıra, o kadar çok yalan ve hile ve şeytanet içine girmiş ki, vesvese-i şeyatîn hükmüne geçmiştir." (Sözler).

Bütün bu uyarıları yapmasındaki altta yatan temel sebep, bir siyasetçinin kendi siyaset anlayışına aykırı olan bir mütedeyyin insanı tahkir ve tekfir derecesinde itham etmesidir. Bu bağlamda “Eûzü billahi mine'ş-şeytani ve's-siyâse,” demek suretiyle siyasetten tiksinmiştir.

Elhasıl, siyasete girenler, çok dikkatli olmalı ve siyasetin ahlâkı bozan tuzaklarından içtinap etmelidir. Siyaseti Allah’ın rızası dairesinde ve devlete ve millete hizmet yolunda kullanmalı ve insanlara faydalı olmalıdır vesselam.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.