Said ÖZADALI
Kızıl Îcâz Dersleri-7
İMAN NİMETİNDEN PEYGAMBER NİMETİNE
Kızıl Îcâz derslerimizin altıncısında şu hamd cümlesi üzerinde durmuştuk:
نَحْمَدُهُ جَلَّ عَلَى الْإِنْعَامِ بِنِعْمَةِ الْإِيمَانِ وَالْإِسْلَامِ
“Celâli yüce olan Allah’a, iman ve İslâm nimetiyle nimetlendirmesinden dolayı hamd ederiz.”
Orada “نَحْمَدُهُ — O’na hamd ederiz” ifadesinden hareketle hamdin yalnız dilde kalmaması; insanın gözü, kulağı, aklı, kalbi ve bütün cihazlarıyla nimeti yaratılış gayesinde kullanarak şükretmesi üzerinde durmuştuk.
Şimdi Süllem’in bir sonraki beyti bizi iman ve İslâm nimetinden, bu nimetin insanlığa ulaştırılmasına vesile olan Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’a götürüyor:
مَنْ خَصَّنَا بِخَيْرِ مَنْ قَدْ أُرْسِلَا
وَخَيْرِ مَنْ حَازَ الْمَقَامَاتِ الْعُلَا
Yaklaşık mânası:
“Bizi, gönderilmişlerin en hayırlısıyla ve yüce makamlara nail olanların en hayırlısıyla hususî bir nimete mazhar eden Allah’a hamd ederiz.”
İMAN VE İSLÂM NİMETİNİN ARDINDAN NEDEN PEYGAMBERİMİZ ZİKREDİLİYOR?
İki beyit arasındaki münasebet dikkat çekicidir.
Önce “İman ve İslâm nimeti…” deniliyor. Hemen ardından Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm zikrediliyor.
Çünkü iman ve İslâm bize kendi kendine ulaşmış değildir. Kur’ân’ı bize tebliğ eden, imanı talim eden, İslâmiyet’i hayatıyla gösteren ve ubudiyetin en mükemmel numunesini ortaya koyan Allah Resûlü’dür.
Bu bakımdan Peygamber Efendimize ümmet olmak da iman ve İslâm nimeti içerisinde ayrıca şükredilmesi gereken büyük bir İlâhî ihsandır.
“مَنْ خَصَّنَا” — BİZİ ONUNLA HUSUSÎ KILDI
Beyitteki en dikkat çekici ifadelerden biri “مَنْ خَصَّنَا”dır: “Bizi hususî kılan, bize özel bir ihsanda bulunan…”
Burada yalnız “Allah bir peygamber gönderdi” denilmiyor. Mesele doğrudan bize bağlanıyor: “Bizi onunla nimetlendirdi.”
Bu ifade ümmet olmanın kıymetini düşündürüyor.
Biz Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm’ı yalnız geçmişte yaşamış büyük bir insan olarak tanımıyoruz. Onun getirdiği Kur’ân’a iman ediyor, onun sünnetini rehber kabul ediyor ve onun ümmeti olmakla Rabbimizin büyük bir ihsanına mazhar olduğumuzu düşünüyoruz.
Demek ki nübüvvet yalnız tarihî bir hadise değildir; bugün bizim imanımızla, ibadetimizle ve yaşayışımızla devam eden canlı bir hidayet vesilesidir.
“GÖNDERİLMİŞLERİN EN HAYIRLISI”
Ahdarî, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ı “خَيْرِ مَنْ قَدْ أُرْسِلَا — Gönderilmişlerin en hayırlısı” diye tavsif ediyor.
Ardından “وَخَيْرِ مَنْ حَازَ الْمَقَامَاتِ الْعُلَا — Yüce makamlara nail olanların en hayırlısı” ifadesini getiriyor.
Burada iki cihet birlikte düşünülebilir:
Birincisi risalet cihetidir. O, Allah’ın vahyini insanlara tebliğ eden Resûldür.
İkincisi ubudiyet cihetidir. Kendisine bildirilen hakikatleri en mükemmel surette yaşayan, kulluğun en yüksek numunesini gösteren kuldur.
Böylece onun büyüklüğü yalnız insanlara ne söylediğinde değil, Rabbine karşı nasıl bir kul olduğunda da görülür.
NİMET ŞÜKÜR İSTER, PEYGAMBER NİMETİ İTTİBÂ İSTER
Burada günlük hayatımıza bakan çok mühim bir ders vardır.
İman nimetine şükür yalnız “Elhamdülillah, Müslümanım” demekten ibaret olmadığı gibi, Peygamber Efendimize ümmet olmanın şükrü de yalnız onu sevmekten ibaret değildir.
Muhabbetin tabiî neticesi ittibâdır.
Onun doğruluğunu sevmek, doğru olmaya çalışmayı; merhametini sevmek, merhametli davranmayı; ibadetini sevmek, kulluğa ehemmiyet vermeyi; sünnetini sevmek ise hayatımızı mümkün olduğu kadar onun gösterdiği istikamete çevirmeyi gerektirir.
Bu noktada altıncı dersimizle yedinci dersimiz birleşiyor:
Altıncı derste nimeti yaratılış gayesinde kullanmanın şükür olduğunu görmüştük.
Yedinci derste ise iman ve İslâm nimetinin bize Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm vasıtasıyla ulaştığını düşünüyoruz.
Öyleyse gerçek şükür: İmanı bilmek, İslâm’ı yaşamak ve Resûlullah’ın izinden gitmeye çalışmaktır.
DERSİN ÖZÜ
Kızıl Îcâz’ın mukaddimesindeki birkaç kelime bizi büyük bir hakikate götürüyor:
İman bir nimettir.
İslâm bir nimettir.
Kur’ân bir nimettir.
Ve bütün bunları bize tebliğ ve talim eden Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü
Vesselâm’a ümmet olmak da büyük bir nimettir.
Bu nimetlerin gerçek şükrü ise yalnız onları bilmek değil, onların gereğini hayatımıza taşımaktır.
Altıncı derste dilimizden bütün vücudumuza yayılan hamdi konuşmuştuk.
Yedinci ders bize hamdin bir başka cephesini gösteriyor:
“Elhamdülillah” diyen insan, kendisine iman ve İslâm nimetini veren
Rabbine hamd ettiği gibi, kendisini Habib-i Ekrem Aleyhissalâtü
Vesselâm’ın ümmeti kılan İlâhî ihsana da şükretmelidir.
Ve bu şükrün en güzel meyvelerinden biri, Resûlullah’ı sevmekle beraber onun izinden gitmeye çalışmaktır.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.