Zafer KARLI
İslâm Tarihinde Tecdid Geleneği
Müceddid Olarak Zikredilen Âlimler, Hizmet Alanları ve Yöntemleri
İslâm düşünce tarihinde tecdid, dinin aslını değiştirmek veya ona yeni bir unsur eklemek değil, zaman içerisinde toplumda zayıflayan dinî anlayış ve yaşayışla vahyin asli kaynakları arasındaki bağı yeniden güçlendirmek anlamında kullanılmıştır. Bu sebeple tecdid, “reform” olarak değil; ihya, tashih, tahkik ve asla rücû kavramlarıyla birlikte düşünülmelidir. (1)
Tecdidi gerçekleştiren kimseye müceddid denir. Kavramın temel dayanaklarından biri, Ebû Dâvûd’un rivayet ettiği şu hadistir: “İnnallâhe yeb'asü li-hâzihi'l-ümmeti alâ ra'si kulli mi'etin seneten men yuğeddidu lehâ dînehâ.”
“Allah, bu ümmete her yüz yılın başında dinini yenileyecek birini gönderir.” (2)
Hadiste geçen “men” kelimesinin Arapçada tekil veya çoğul anlamına gelebilmesi sebebiyle müceddidin mutlaka tek bir şahıs olması gerektiği konusunda kesin bir hüküm bulunmamaktadır. Bu sebeple İslâm tarihinde bazı dönemlerde bir şahıs, bazı dönemlerde ise birden fazla âlim veya ilmî hareket tecdid faaliyetiyle ilişkilendirilmiştir. (3)
Ayrıca “her yüz yılın başı” ifadesinin hangi tarihten itibaren hesaplanacağı konusunda da farklı görüşler vardır. Bu nedenle müceddidler listesinin matematiksel kesinlik taşıyan bir kronoloji olarak değil, âlimlerin tarih boyunca yaptıkları tecdid nispetlerini gösteren ilmî bir çerçeve olarak değerlendirilmesi gerekir.(4)
1. Ömer b. Abdülazîz: Sünnetin ve İlmî Mirasın Yeniden Merkeze Alınması
Ebû Hafs el-Melikü’l-Âdil el-Eşecc Ömer b. Abdilazîz b. Mervân b. Hakem el-Ümevî (61-101/680-720), Emevî halifelerinin sekizincisidir. (5)
Ömer b. Abdülazîz’in tecdid faaliyetinin temel özelliği, yönetim ve toplum hayatını Kur’an ve sünnetin ölçülerine yeniden yaklaştırma çabasıdır. 87/706 yılında Hicaz valiliğine getirildiğinde Medine’yi yönetim merkezi olarak kullanmış ve şehrin önde gelen on fakihiyle istişare ederek karar alma yolunu benimsemiştir.(6)
Hilâfeti döneminde hadislerin yazılı olarak toplanmasını teşvik etmiş, dinî ilimlerin korunmasına önem vermiş ve önceki dönemde sahâbeye yönelik bazı olumsuz uygulamaların terk edilmesine yönelik adımlar atmıştır. (7) Bu yönüyle Ömer b. Abdülazîz’in tecdidi, sünnetin, adaletin ve sahâbe mirasının yeniden merkezî konuma getirilmesi şeklinde gerçekleşmiştir.
2. İmam Şâfiî: Fıkıh Usulünün Sistemleştirilmesi
Ebû Abdillâh Muhammed b. İdrîs b. Abbâs eş-Şâfiî (150-204/767-820), büyük müctehid ve Şâfiî mezhebinin imamıdır.(8)
Şâfiî’nin tecdid tarihindeki en önemli hizmeti, fıkıh usulünü sistematik bir ilim haline getirmesidir. Özellikle er-Risâle adlı eseri, Kur’an, sünnet, icmâ ve kıyas gibi delillerin hukukî hüküm üretimindeki yerini sistematik biçimde ele alması bakımından önem taşır.(9)
Onun yöntemi, farklı bölgesel fıkıh anlayışlarını ortak bir usul zemini üzerinde değerlendirmeye imkân sağlamıştır.
Bu sebeple Şâfiî’nin tecdid faaliyeti, fıkhî düşüncenin yöntemini sağlamlaştırma şeklinde özetlenebilir. Nitekim sonraki kaynaklarda onun ikinci hicrî asrın müceddidi olduğu yönünde nispetler bulunmaktadır.(10)
3. İbn Süreyc: Fıkhın Sistematik Bir İlme Dönüşmesi
Ebü’l-Abbâs Ahmed b. Ömer b. Süreyc el-Bağdâdî (ö. 306/918), önde gelen Şâfiî âlimlerinden biridir.(11)
İbn Süreyc, özellikle fıkhî meselelerin sistematik biçimde ele alınması ve mezhep içi yöntemlerin geliştirilmesi bakımından dikkat çeker. Kaynaklarda Şâfiî âlimleri tarafından üçüncü hicrî asrın müceddidi olarak değerlendirildiği görülmektedir. (12)
Onun çalışmaları, fıkhın yalnızca münferit hükümlerden oluşan bir alan olmaktan çıkıp usul, delil, kıyas, tahric ve mezhep içi yöntemler bakımından sistematik bir disiplin haline gelmesine katkı sağlamıştır.
Bu bakımdan İbn Süreyc, Şâfiî’nin başlattığı usulî sistemleşmenin sonraki önemli halkalarından biri kabul edilebilir.
4. Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî: Akaidin Sistematik Savunusu
Ebü’l-Hasen Alî b. İsmâîl b. Ebî Bişr İshâk b. Sâlim el-Eş‘arî el-Basrî (ö. 324/935-36), Eş‘ariyye mezhebinin kurucusudur.(13)
Eş‘arî’nin temel hizmeti, Sünnî akaidin kelâmî yöntemlerle sistematik biçimde savunulmasına katkı sağlamasıdır. Naklî delilleri aklî istidlalle destekleyen bir kelâm yöntemi geliştirmiş ve kendisinden sonra Bâkıllânî, Cüveynî, Gazzâlî ve Fahreddin er-Râzî gibi âlimler tarafından geliştirilecek bir ilmî gelenek oluşturmuştur.(14)
Bu nedenle onun tecdid alanındaki hizmeti, itikadî esasların sistematik biçimde açıklanması ve savunulması şeklinde ifade edilebilir.
Not: Burada “müceddid” nitelemesinin bütün âlimlerce aynı derecede kabul edilmiş bir hüküm olmadığını; onun daha ziyade tecdid tarihinin akaid alanındaki önemli temsilcilerinden biri olarak değerlendirilmesinin daha ihtiyatlı olduğunu belirtmek gerekir.
5. Bâkıllânî: Kelâm ile Fıkıh-Hadis İrtibatının Güçlendirilmesi
Ebû Bekr el-Kādî Muhammed b. et-Tayyib b. Muhammed el-Basrî el-Bâkıllânî (ö. 403/1013), önemli bir Eş‘arî kelâmcısı ve Mâlikî fakihidir.(15)
Bâkıllânî’nin çalışmaları özellikle kelâmî delillendirme, fıkıh ve hadis arasındaki ilişkinin güçlendirilmesi bakımından önem taşır. TDV’nin tecdid değerlendirmesinde Bâkıllânî, Ebü’t-Tayyib Sehl es-Su‘lûkî ve Ebû İshak el-İsferâyînî ile birlikte fıkıhla hadis arasındaki irtibatın temellendirilmesi bağlamında zikredilmektedir.(16)
Dolayısıyla Bâkıllânî’nin tecdid yönü yalnızca kelâm alanıyla sınırlandırılmamalı; naklî miras ile aklî istidlalin birlikte işletilmesi çerçevesinde değerlendirilmelidir.
6. Gazzâlî: Fıkıh, Kelâm, Felsefe ve Tasavvuf Arasında Yeni Bir Sentez
Hüccetü’l-İslâm Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Ahmed el-Gazzâlî et-Tûsî (450-505/1058-1111), Eş‘arî kelâmcısı, Şâfiî fakihi ve mutasavvıf bir düşünürdür.(17)
Gazzâlî’nin tecdid anlayışı çok boyutludur. Fıkıh, kelâm, felsefe ve tasavvuf alanlarında derinleşmiş; bu alanların birbirleriyle ilişkisini yeniden ele almıştır.
İhyâü ulûmi’d-dîn, dinî bilginin ahlâk ve kulluk hayatıyla yeniden irtibatlandırılması bakımından özellikle önemlidir. Tehâfütü’l-felâsife ise İslâm düşüncesi içerisinde felsefî iddiaların eleştirel biçimde incelenmesinin önemli örneklerinden biridir.(18)
Gazzâlî’nin tecdidindeki temel özellik, farklı ilmî alanları birbirinden koparmak yerine aralarındaki ilişkiyi yeniden kurmasıdır.(19) Bu sebeple onun tecdid yöntemi; tahkik, tenkit, sentez ve ihya kavramlarıyla özetlenebilir.
7. Fahreddin er-Râzî: Tahkik ve Aklî İstidlalin Derinleştirilmesi
Ebû Abdillâh (Ebü’l-Fazl) Fahrüddîn Muhammed b. Ömer b. Hüseyn er-Râzî et-Taberistânî (543/544-606/1210), kelâm, felsefe, tefsir ve fıkıh usulü alanlarında eser veren önemli bir Eş‘arî âlimidir. (20)
Râzî, önceki kelâm mirasını felsefî problemlerle karşılaştırarak yeniden değerlendirmiştir. Akıl yürütme, burhan, kavramsal çözümleme ve eleştirel tahkik onun yönteminin belirgin özellikleridir.
Bu sebeple onun tecdid çizgisindeki yeri, aklî istidlalin ve tahkik yönteminin geliştirilmesi şeklinde tanımlanabilir.Nitekim TDV’nin tecdid değerlendirmesinde Râzî döneminden itibaren tecdid kavramının giderek tahkik kavramıyla yakın anlamda kullanılmaya başladığı belirtilmektedir.(21)
8. İbn Dakīkul‘îd: Hadis ve Fıkhın Birlikte İşletilmesi
Ebü’l-Feth Takıyyüddîn Muhammed b. Alî b. Vehb el-Kuşeyrî el-Kūsî (625-702/1228-1302), muhaddis ve müctehid bir âlimdir.(22)
İbn Dakīkul‘îd hem Mâlikî hem Şâfiî fıkhında derinleşmiş, hadis ve fıkıh usulünü birlikte değerlendirmiştir. Kaynaklarda onun VII. hicrî asrın başında gönderilen müceddidlerden olduğu yönünde hocalarının görüş birliği aktarıldığı gibi, talebesi İbn Seyyidünnâs da bu nispeti açıkça zikretmiştir.(23)
Onun tecdid anlayışının temelinde, mezhep sınırlarını aşan ilmî değerlendirme ve hadis ile fıkhın yeniden bütünleştirilmesi bulunmaktadır. Bu yönüyle İbn Dakīkul‘îd, tecdidin yalnızca fikir alanında değil, fetva, hukuk ve ilmî yöntem alanında da gerçekleşebileceğini gösteren önemli bir örnektir.
9. Celâleddîn es-Süyûtî: Tecdid Kavramının Sistematik Olarak Ele Alınması
Celâleddîn Abdurrahman b. Ebî Bekr es-Süyûtî (849-911/1445-1505), hadis, tefsir, fıkıh, Arap dili ve diğer İslâmî ilimlerde çok sayıda eser veren çok yönlü bir âlimdir.(24)
Süyûtî’nin tecdid tarihindeki özel yeri, müceddidlik meselesini doğrudan ele alan müstakil bir eser kaleme almasıdır. 899/1494 yılında yazdığı et-Tenbîh (et-Tenbi’e) bi-men yeb‘asühullâhü alâ re’si külli mie adlı eserinde hem müceddidler meselesini incelemiş hem de kendisinin dokuzuncu hicrî asrın müceddidi ve mutlak müctehidi olduğunu ileri sürmüştür.(25)
Süyûtî’nin tecdid yöntemi, geniş ilmî mirası derlemek, sınıflandırmak, hadis ve fıkıh birikimini yeniden değerlendirmek ve ictihad imkânını savunmak şeklinde özetlenebilir.
10. İmâm-ı Rabbânî: Şeriat Merkezli Tasavvufî Tecdid
Ebü’l-Berekât Ahmed b. Abdilehad b. Zeynilâbidîn el-Fârûkī es-Sirhindî (971-1034/1564-1624), Nakşibendiyye’nin Müceddidiyye kolunun kurucusudur.(26)
İmâm-ı Rabbânî, gelenekte “Müceddid-i Elf-i Sânî”, yani “hicrî ikinci binyılın müceddidi” unvanıyla tanınmıştır.(27)
Onun tecdid anlayışının merkezinde şeriatın tasavvufî hayat üzerindeki belirleyici konumunun yeniden vurgulanması vardır. Tasavvufî tecrübeyi şeriatın ölçüleriyle irtibatlandırmış ve Nakşibendî geleneğini yeni bir ilmî ve tasavvufî yapı içerisinde geliştirmiştir.Bu nedenle İmâm-ı Rabbânî’nin tecdid yöntemi şeriat merkezli tasavvufî ihya, tashih ve mânevî terbiye şeklinde özetlenebilir.(28)
11. Şah Veliyyullah ed-Dihlevî: Hadis, Tefsir ve Toplumsal Islah
Ebû Abdilazîz Kutbüddîn Şah Veliyyullâh Ahmed b. Abdirrahîm b. Vecîhiddîn ed-Dihlevî el-Fârûkī (1114-1176/1703-1762), Hindistanlı âlim ve ıslahatçıdır.(29)
Şah Veliyyullah, hadis, tefsir, fıkıh ve kelâm alanlarında kapsamlı çalışmalar yapmış; farklı fıkhî ve ilmî gelenekler arasında bir sentez kurmaya çalışmıştır.
Hüccetullāhi’l-bâliğa adlı eseri, dinî hükümlerin hikmetlerini ve toplumsal işlevlerini açıklama çabası bakımından dikkat çekicidir. el-Fevzü’l-kebîr ise Kur’an ve tefsir anlayışına dair önemli bir çalışmadır.(30)
Onun tecdid yöntemi üç temel unsurda özetlenebilir:
- Hadis ve sünnetin yeniden merkeze alınması,
- Fıkhî ve mezhebî birikimin sentezlenmesi,
- Dinî hükümlerin hikmet ve maksatlarının açıklanması.
Bu sebeple Şah Veliyyullah, ilmî ihya ile toplumsal ıslahı birlikte ele alan önemli bir tecdid temsilcisidir.
12. Hâlid el-Bağdâdî: Tasavvufî Tecdid ve Müceddidiyye'nin Yayılması
Ebü’l-Behâ Ziyâüddîn Hâlid b. Ahmed b. Hüseyn eş-Şehrezûrî el-Kürdî (1193-1242/1779-1827), Nakşibendiyye’nin Hâlidiyye kolunun kurucusudur.(31)
Hâlid el-Bağdâdî, medrese ilimleri ile tasavvufî terbiyeyi birlikte yürütmüş ve Nakşibendî-Müceddidî çizginin Osmanlı coğrafyasında geniş ölçüde yayılmasında etkili olmuştur.
Onun tecdid anlayışı, tasavvufun şeriat ve sünnet merkezli bir çerçevede yeniden yapılandırılması, ilmî eğitim ile mânevî terbiyenin birlikte yürütülmesi ve güçlü bir irşad ağı oluşturulması şeklinde özetlenebilir.
13. Bediüzzaman Said Nursî: İmanların Tahkiki ve Kur’an Merkezli Tecdid
Bediüzzaman Said Nursî (1295-1379/1878-1960), XX. yüzyılın önemli İslâm âlimlerinden biri olup Risale-i Nur Külliyatı'nın müellifidir.(32)
Said Nursî'nin tecdid anlayışının merkezinde iman esaslarının tahkiki bulunur. Özellikle modern dönemde ortaya çıkan materyalizm, pozitivizm, şüphe ve felsefî itirazlara karşı Kur’an'ın imanî hakikatlerini aklî, mantıkî ve temsîlî delillerle açıklamaya yönelmiştir.
Risale-i Nur'da tecdid, Kur’an'ın iman hakikatlerini çağın anlayışına uygun delillerle açıklamak, zayıflayan iman bağını güçlendirmek ve tahkikî imanı geliştirmek şeklinde görünür.
Bu yöntemin temel unsurları:
- Kur’an'ı esas alma,
- İman hakikatlerini tahkik etme,
- Akıl ve mantığı delillendirmede kullanma,
- Temsil ve mukayese yoluyla soyut hakikatleri açıklama,
- Modern şüphe ve itirazlara doğrudan cevap verme,
- İman ile ahlâk ve kulluk arasındaki bağı güçlendirme.
Bu yöntem ile Bediüzzamanın telif ettiği Risale-i Nur Külliyatı “tasavvur değil, tasdiktir. Teslim değil, imandır. Marifet değil, şehadettir, şuhuddur. Taklit değil, tahkiktir. İltizam değil, iz’andır. Tasavvuf değil, hakikattir. Dâvâ değil, dâvâ içinde burhandır.” (33)
Özetle Tecdid Geleneğinin Ana Safhaları
İslâm tarihindeki tecdid hareketleri tek bir yöntemden meydana gelmemiştir. Dönemlerin problemlerine göre farklı alanlarda ortaya çıkmıştır.
1. Sünnetin ihyası
Ömer b. Abdülazîz örneğinde görüldüğü üzere tecdid, hadis ve sünnetin korunması ve dinî uygulamaların aslına döndürülmesi şeklinde ortaya çıkmıştır.
2. Fıkıh usulünün sistemleştirilmesi
İmam Şâfiî, dinî hükümlerin çıkarılmasında kullanılan yöntemleri sistematik hale getirerek tecdidin usul boyutunu güçlendirmiştir.
3. Fıkhın sistematikleşmesi
İbn Süreyc gibi âlimler, mezhep birikiminin düzenlenmesine ve fıkhın sistematik bir disiplin haline gelmesine katkı sağlamıştır.
4. Akaidin tahkiki
Eş‘arî ve onu takip eden kelâmcılar, iman esaslarını dönemin fikrî tartışmaları karşısında sistematik biçimde açıklamışlardır.
5. Akıl ve naklin birlikte işletilmesi
Bâkıllânî ve Râzî gibi âlimlerde aklî istidlal ile naklî delillerin birlikte kullanılması belirginleşmiştir.
6. İlimlerin yeniden bütünleştirilmesi
Gazzâlî, fıkıh, kelâm, felsefe ve tasavvuf arasındaki ilişkileri yeniden ele alarak ilmî bir bütünlük kurmaya çalışmıştır.
7. Tasavvufun tashihi ve ihyası
İmâm-ı Rabbânî ve Hâlid el-Bağdâdî gibi isimlerde tasavvufun şeriat ve sünnet merkezinde yeniden yorumlanması öne çıkmıştır.
8. Modern dönemde iman merkezli tecdid
Bediüzzaman Said Nursî’de tecdid, modern fikrî itirazlara karşı iman esaslarının aklî ve tahkikî biçimde açıklanması şeklinde belirginleşmiştir. “Evet, Risale-i Nur on beş senede kazanılan kuvvetli iman-ı tahkikiyi, on beş haftada ve bazılara on beş günde kazandırdığına, yirmi senede yirmi bin zat tecrübeleriyle şehadet ederler.” (34)
Sonuç olarak tecdid geleneğinin ortak çizgisi şu şekilde özetlenebilir:
Asla bağlılık, problemleri doğru teşhis, ilmî tahkik, yöntem geliştirme ve din ile hayat arasındaki bağı yeniden güçlendirmedir. Bu açıdan tecdid, geçmişi olduğu gibi tekrarlamak değil; geçmişin asli kaynaklarını koruyarak yeni meseleleri o kaynakların ışığında çözme faaliyetidir.
Dipnotlar
(1) Tahsin Görgün, “Tecdid”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, 2011. Tecdidin “dinde değişiklik” değil, zaman içerisinde zayıflayan dinle irtibatın yeniden güçlendirilmesi anlamında kullanıldığı belirtilmektedir.
(2) Ebû Dâvûd, es-Sünen, “Melâhim”, 1. Hadisin tecdid düşüncesinin temel kaynaklarından biri olarak kullanılması hakkında ayrıca bk. Tahsin Görgün, “Tecdid”, TDV İslâm Ansiklopedisi.
(3) Tahsin Görgün, “Tecdid”, TDV İslâm Ansiklopedisi. “Men” kelimesinin tekil veya çoğul anlaşılması ve müceddidin tek kişi olup olmadığı hususundaki tartışmalar için bk. aynı madde.
(4) A.g.m. Müceddidlik nispetlerinin kronolojik olarak kesin bir liste teşkil etmemesinin sebepleri arasında “asrın başı” ifadesinin nasıl hesaplanacağına dair farklı yaklaşımlar da bulunmaktadır.
(5) İsmail Yiğit, “Ömer b. Abdülazîz”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, 2007.
(6) A.g.m. Ömer b. Abdülazîz’in 87/706 yılında Hicaz valiliğine tayin edildiği ve Medine’deki on fakihle istişare ettiği belirtilmektedir.
(7) Tahsin Görgün, “Tecdid”, TDV İslâm Ansiklopedisi; İsmail Yiğit, “Ömer b. Abdülazîz”, TDV İslâm Ansiklopedisi.
(8) “Şâfiî”, TDV İslâm Ansiklopedisi. İmam Şâfiî’nin tam künyesi Ebû Abdillâh Muhammed b. İdrîs b. Abbâs eş-Şâfiî ve vefat tarihi 204/820 olarak verilmektedir.
(9) Şâfiî, er-Risâle; ayrıca bk. “Şâfiî”, TDV İslâm Ansiklopedisi.
(10) Tahsin Görgün, “Tecdid”, TDV İslâm Ansiklopedisi. Ahmed b. Hanbel’in Şâfiî’yi ikinci hicrî asrın müceddidi olarak nitelediği belirtilmektedir.
(11) Şükrü Özen, “İbn Süreyc, Ebü’l-Abbas”, TDV İslâm Ansiklopedisi. İbn Süreyc’in tam künyesi Ebü’l-Abbâs Ahmed b. Ömer b. Süreyc el-Bağdâdî’dir.
(12) Tahsin Görgün, “Tecdid”, TDV İslâm Ansiklopedisi; Şükrü Özen, “İbn Süreyc, Ebü’l-Abbas”, TDV İslâm Ansiklopedisi.
(13) İrfan Abdülhamîd Fettâh, “Eş‘arî, Ebü’l-Hasan”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, 1995.
(14) A.g.m. Eş‘arî’nin sisteminin daha sonraki Eş‘arî kelâmcıları tarafından geliştirilmesi hakkında bk. aynı madde.
(15) Şerafettin Gölcük, “Bâkıllânî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, 1991.
(16) Tahsin Görgün, “Tecdid”, TDV İslâm Ansiklopedisi. Bâkıllânî, Ebü’t-Tayyib Sehl es-Su‘lûkî ve Ebû İshak el-İsferâyînî, fıkıhla hadis arasındaki irtibatın temellendirilmesi bağlamında birlikte zikredilmektedir.
(17) Mustafa Çağrıcı vd., “Gazzâlî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul. Gazzâlî’nin tam künyesi Hüccetü’l-İslâm Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Ahmed el-Gazzâlî et-Tûsî’dir.
(18) Gazzâlî, İhyâü ulûmi’d-dîn, Tehâfütü’l-felâsife, el-Müstaṣfâ; ayrıca bk. “Gazzâlî”, TDV İslâm Ansiklopedisi.
(19) Tahsin Görgün, “Tecdid”, TDV İslâm Ansiklopedisi. Gazzâlî’nin tasavvuf, kelâm ve felsefe arasındaki ilişkiyi yeniden kurma çabası tecdid faaliyeti bağlamında açıkça zikredilmektedir.
(20) Yusuf Şevki Yavuz, “Fahreddin er-Râzî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, 1995.
(21) Tahsin Görgün, “Tecdid”, TDV İslâm Ansiklopedisi.
(22) Ahmet Özel, “İbn Dakīkul‘îd”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, 1999.
(23) A.g.m. Takıyyüddin es-Sübkî’nin, hocalarının İbn Dakīkul‘îd’in VII. hicrî asrın başındaki müceddidlerden olduğu hususunda görüş birliğinde bulunduğunu aktarması ve İbn Seyyidünnâs’ın aynı yöndeki ifadesi için bk. aynı madde.
(24) Halit Özkan, “Süyûtî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, 2010.
(25) A.g.m. Süyûtî’nin 899/1494 yılında yazdığı et-Tenbîh (et-Tenbi’e) bi-men yeb‘asühullâhü alâ re’si külli mie adlı eserde kendisini IX. hicrî asrın müceddidi ve mutlak müctehidi olarak ileri sürdüğü belirtilmektedir.
(26) Hamid Algar, “İmâm-ı Rabbânî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, 2000.
(27) A.g.m. İmâm-ı Rabbânî’nin “Müceddid-i Elf-i Sânî” unvanıyla tanındığı belirtilmektedir.
(28) İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; Hamid Algar, “İmâm-ı Rabbânî”, TDV İslâm Ansiklopedisi.
(29) Mehmet Erdoğan, “Şah Veliyyullah”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, 2010.
(30) A.g.m.; Şah Veliyyullah ed-Dihlevî, Hüccetullāhi’l-bâliğa ve el-Fevzü’l-kebîr.
(31) Hamid Algar, “Hâlid el-Bağdâdî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, 1997.
(32) Said Nursî’nin hayatı, eserleri ve ilmî şahsiyeti hakkında bk. Hamid Algar, “The Centennial Renewer: Bediüzzaman Said Nursi and the Tradition of Tajdid”, Journal of Islamic Studies, XII/3 (2001), s. 291-311.
(33) Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Mahrem bir suale cevaptır.
(34) Kastamonu Lahikası, 84. Mektup
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.