Yunanistan’a Düyûn-ı Umûmiye dersleri
Yunanistan iflas etmenin eşiğinde, 'Düyûn-ı Yunaniye' kurulmak üzere.
Bundan 137 yıl önce de Osmanlı Devleti iflas etmiş ve Düyûn-ı Umûmiye İdaresi kurulmuştu. 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomisi iyice kötüleşmişti. Ekonomik durumu düzeltmek için bir çıkış arandığı esnada İngiltere elçisi Canning'in, Abdülmecid'e sunduğu reform planında, dışarıdan borçlanma hararetle tavsiye ediliyordu. Bu sıralarda Avrupa'da sermaye fazlası vardı ve bunu kullanacak yer arıyorlardı. 1850'de Osmanlı maliyesi aylıkları ödeyemeyecek duruma gelince, Sadrazam Reşid Paşa ve diğer devlet ileri gelenleri dışarıdan borç almak için harekete geçtiler. Bu duruma karşı çıkan padişahın eniştesi Fethi Paşa, Abdülmecid'i borç almaktan vazgeçirdiyse de, borç antlaşması imzalandığı için Osmanlı İmparatorluğu mukavelenin feshi için 2 milyon 200 bin frank tazminat ödedi.
KIRIM SAVAŞI VE İLK DIŞ BORÇ
Osmanlı İmparatorluğu, Rusya ile Kırım Savaşı'na girdiğinde, bu harbin getirdiği parasal yükü karşılamak için, 1854 yılında savaş esnasında, tarihinde ilk defa dışarıdan borç para aldı. Londra ve Paris'teki Palmer ve Goldschimid isimli iki banka grubundan 3 milyon sterlin borç alındı. Bu paranın 700 bin sterlinine bankacılık masrafları ve borcun ilk taksiti olarak el konulmuştu. Kalan miktarın tamamına yakını ise Kırım Harbi için harcandı.
İlk borcu alan Abdülmecid, bu konuda şunları söylemiştir: "Borç almamak için çok çalıştım. Lakin durum bizi borç almaya mecbur etti. Bunun ödenmesi gelirlerin artmasıyla bu da ülkenin imarıyla olur."
BORÇ YİĞİDiN KAMÇISIDIR
Alınan ilk borç savaş için harcandığından, bir müddet sonra hem borcu ödemek hem de diğer ihtiyaçlar için yeniden borç alınmak zorunda kalındı. 1855 yılındaki 5 milyon sterlinlik bu borç oldukça olumlu şartlar altında alınmıştı. Muhtemelen İngiltere ve Fransa, Osmanlı İmparatorluğu'nu borçlanmaya alıştırmaya çalışıyorlardı. Alınan bu borçları bir müddet sonra İngiltere ve Fransa'nın, Osmanlı maliyesini denetleme istekleri izledi.
Takip eden yıllarda borçlanma artarak devam etti. Artık dışarıdan borç alınması Osmanlı devlet adamlarına hem kolay bir yol olarak görünüyor hem de alışkanlık haline geliyordu.
Alınan borçların yarısı emisyon kaybına uğradığından devletin eline yukarıda zikredilen miktarların sadece yarısı geçmişti. Faiz ödemeleri ve diğer masraflar çıktıktan sonra devlet kasasına ulaşan miktar, borç alınan paranın yüzde 33'üdür. Ayrıca alınan borçlar verimli kullanılamamış, önemli bir kısmı savaş masraflarına, bir kısmı ise saray vs. yapımına harcanmıştır. Bu yüzden vadesi gelen borçları ödemek için yeni kaynaklar meydana getirilemediğinden, tekrar tekrar borç alınmış ve borçlar artarak devam etmiştir.
DEVLETİN İFLASI
İmparatorluk bu borç yükünü daha fazla taşıyamadı ve sonunda ilk borç alışından 21 yıl sonra, Sultan Abdülaziz döneminde 1875'te resmi bir bildiri yayımlayarak 5 yıl süreyle borç taksitlerinin sadece yarısını ödeyebileceğini ilan etti. Bu aynı zamanda devletin iflasının da ilanıydı. Osmanlı hükümeti vadettiği yarım ödemeleri de yapamadı ve 1876 Nisan'ında borçların ödenmesini tamamen durdurdu. Avrupa kamuoyu borçların ödenmemesi yüzünden 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında Osmanlı'ya karşı bir tavır alarak, Rusya karşısında yalnız bıraktı. Savaş bitene kadar borç meselesi bir müddet gündem dışında kalmıştı.
İkinci Abdülhamid kendisinden önce yapılan hataları düzeltmek için büyük çaba harcadı. Sultan yabancı devletlere borçlar indirilmediği takdirde hiç kimsenin eline bir şey geçmeyeceğini, elinde tahvil bulunan binlerce Avrupalının her şeyini kaybedeceğini söyledi. Avrupalılar borçlarda indirimi kabul etti. Görüşmeler sonucunda 1881'de "Düyûn-ı Umûmiye" kuruldu ve maliyesi yabancı kontrolüne girdi.
Vergilerimizi bile yabancılar topladı
Düyûn-ı Umûmiye komisyonu İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda, İtalya, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan birer üye ile Galata bankerlerinin temsilcisinden oluştu. Düyûn-ı Umûmiye komisyonu imparatorluğun birçok gelir kaynaklığını doğrudan denetim altına aldı.
Düyûn-ı Umûmiye İdaresi çalışmalarına Sirkeci'de bir binada başladı. 1897'de Cağaloğlu'nda kendisi için yaptırılan büyük binaya (bugünkü İstanbul Erkek Lisesi) taşındı. İstanbul'daki genel müdürlüğe bağlı olarak imparatorluğun önemli şehir ve bölgelerinde başmüdürlükler açıldı. Bu idarenin kurulmasından sonra Avrupa sanayi çevreleri Osmanlı İmparatorluğu'na gelerek, ülkedeki birçok yerde (Zonguldak kömür madenleri, Bursa İpek sanayii, alkollü içki üretimi, elektrik, havagazı, su şirketleri) üretimi ellerine geçirdiler.
Borçlanmadan vazgeçmedik
1908'e kadar Osmanlı Bankası'nın dışında fazla borçlanılmadı. 1908'den sonraki yıllarda ise borçlanma temposu hızlandı. Birinci Dünya Savaşı başladığında Osmanlı İmparatorluğu'nun ödediği borç miktarı, gelirlerinin yüzde 30'una çıkmıştı. Zaten bütçesi yılda 5 milyon lira açık verdiği için, savaş çıkmasaydı bile Osmanlı İmparatorluğu yine bir ödeme problemiyle karşılaşacaktı. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Almanya'dan alınan borçlarla, Osmanlı İmparatorluğu'nun dış borçları iyice kabardı.
Osmanlı İmparatorluğu'nun plansız programsız bir şekilde aldığı ve harcadığı dış borçlar, devletin siyasi ve ekonomik gelişmesine darbe vurduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti'nin de kuruluş yıllarını ekonomik açıdan sıkıntıya soktu. Osmanlı İmparatorluğu'nun borçlarının yüzde 67'si Türkiye Cumhuriyeti'nin üzerine kalmıştı. Bu borç Cumhuriyet döneminde ödendi.
Altın ve gümüş eşyalardan para basıldı
18. yüzyılın sonlarında Osmanlı'nın ekonomik durumu iyice kötüleşmişti. 1787 Rus Savaşı sırasında çaresiz kalınınca borç alacak yabancı bir devlet arandı. Hollanda, İspanya ve Fas'tan bir netice çıkmadı. Bunun üzerine devletin ve halkın elindeki altın ve gümüş eşyalar toplanarak, darphanede para bastırılmak suretiyle savaş ihtiyaçlarının bir kısmı karşılanabildi.
Propagandayla borç verdiler
19. yüzyılda ekonomik durumu düzeltmek için bir çıkış arandığı esnada, İngiltere Elçisi Canning ve Avrupa sermaye çevreleri Osmanlı maliyesinin iyileştirilmesi için borç alınması gerektiği konusunda imparatorluk yetkililerine büyük bir propaganda yaptı. Osmanlı devlet adamları da bu tuzağa düşmekte gecikmedi.
Bugün
