Velateşteru

Bu olumsuz kelime bütün insanlık tarihini içine alan bir yanlış davranışlar silsilesini içine alıyor. Kur’an bu kelimenin, ikazın çok boyutlarını farklı ayetlerde izah etmiş. Eleştiri de, bir değerin kıymetini belirlerken onu değerini gerçek yansıtmaktır, iğfal etmemektir. Bütün değerler sistemi için geçerli bir ikazdır vela teşteru. Bir malı satarken de aynıdır, bir değeri sunarken de aynıdır, onu değerinin üstünde bir fiyata da satmak bu manadadır. Bütün sahtelikler, aldatmalar bu ayetin şümulüne girer.

Son dönemlerde adeta menfaat havuzları kurulmuş gelen içine atlamış, insanlar satın alınmayı canla başka kabul etmiş, vicdanları hiç ıztırap duymamış. Bugün de çok farklı değil. Gözümün önünde doçentlik sınavlarında, doktora ve lisans sınavlarında resmen ünvanlar layık olmadıkları halde insanlara satılıyor. Hatta bazen o kadar kuşatılıyorsunuz  ki itirazınız sizi zor durumda bırakıyor.

Kur’an sadece bir ibadet kitabı değil, bütün değerler eğitiminin esaslarını ihtiva eden bir büyük metindir. Ama topluma bir ayetin bütün şubelerini anlatarak bir eğitim verilmediğinden insanlar değerlerini nasıl sunacaklarını bilmezler. Aslında herkes sahtelik yaptığını bilir ama gerekli hassasiyeti olmadığından menfaatin cazibesi aldatmadan alıkoymaz. Bediüzzaman bu ayete “şiddetli tehdidkarane nehyi ilahi“ diyor. Ayetin vurgusu bunu gösteriyor. La olumsuz ekine yapılan vurgu gösteriyor. Kur’an’da vurgu çok önemli bir bahistir.

Allah verdiği değerlerin yanlış yerde kullanılmamasını istiyor ve tehdidkar bir vurgu ile kullarını ikaz ediyor. Mantıklı olarak değerleri yerinde kullanmak da satmak manasıyla ifade edilmiş. Bu tür satışların sonucunun cennet olduğunu vadetmiş Allah. “İnnallaha eştera minel müminine  enfüsehüm ve emvalehüm biennelehümül cenne (Muhakkak Allah müminlerin nefis ve mallarını onlardan satın alıyor karşılığında da cenneti vadediyor.)” Burada satan insan, alan ise Allah. Allah kuluna verdiği malını ve nefsini yine kulundan satın alıyor. Bu satıcı durumundaki insanın yersiz satışları da insanı tehdid ederek cezalandırılıyor.

“İnnelllezine yeşterune  bi ahdillahi ve eymanihim  semenen kalilen ülaike  lahelekelehüm filahireti velayükellimühümüllahı velayenzürü  ileyhim yevmel kıyameti vela yüzekkihim ve lehüm azabün elim. (Önemsiz bir menfaat karşılığında Allah’a verdikleri ahdi ve yeminlerini bozanların ahirette hiçbir nasipleri yoktur. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onların yüzlerine bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onların hakkı çok acı bir azaptır.) Ali İmran 77“ Bütün çektiklerimiz değerlerin yerinde ahitlerin yerinde kullanılmamasından ileri gelmektedir. Ahdini ve değerini para, makam, şöhret ve debdebe için satanlar, yüksek değerleri küçük menfaatler uğruna satarlar, bunların halini ayet açık bir biçimde ortaya koyar. Kimi dini satar, kimi dini amellerini, kimi bedenini, kimi sanatı, kimi milliyetini, tarihini bedava değerinin çok altında satarsa onların hali ahirette büyük bir azaptır.

Velateşteru hitabının, tehdidinin muhatabı menfaat canavarıdır. Bediüzzaman o canavarı anlatmış: “Manasız, lüzumsuz, zararlı, kederli, hodfuruşane, sakil, riyakarane, bazı hissiyat-ı süfliye ve menafi-i cüziyenin hatırı...” Canavarın tam dokuz şeklini çizmiş, dokuz ağızlı bir canavar. Bir şair “Ya Muhammed şimdi gelsen karşına menfaat putu canavarı çıkacak. Bir Ebu Cehil değil her köşede bir Ebu Cehil var” diyor. Yaptığın insanlıkta hakkı düşünüyorsun, karşındaki bir kerecik olsun hakkı düşünmüyor menfaatini düşünüyor. Siyasi düşünce, akrabalık, ortak menfaati insanlar aşamıyor.

Din ehli, alimler ve mürşitler de değerleri yerinde kullanmak zorundaydılar, onlar da aksini yaparsa cezalandırılırlar. “innaenzelna tevratafiha hüden ve nurun yehkümü biha nebiyyunellezine eslemu lillezine hadu verrabbaniyyuna velahbarü bima istihfüzu minelkitabillahi ve kanu aleyhi şühedae ve latehşevüv ünnase vehşevni vela teşteru biayati semenen kalilan ve men lem yehküm bima enzelallahu feülaike hümülkafirun.” (Maide 44)

Burada daha tehditkar bir ifade kullanır Allah: “İçinde hidayet ve nur olan Tevratı biz indirdik. Kendilerini hakka teslim eden nebiler Yahudilerle ilgili meselelerde onunla hükmederlerdi. Alimler ve mürşitler de Allah’ın kitabını koruma ile görevlendirilmeleri sebebiyle yine onunla hüküm verirlerdi. Hepsi de kitabın hak olduğunun şahitleri idiler. O halde ey hakimler insanlardan korkmayın Benden korkun. Ayetlerimi az bir menfaat karşılığında satmayın, kim Allah’ın indirdiği ahkam ile hükmetmezse işte onlar tam kafirlerdir.“

En büyük yanlış satış alimler ve mürşitlerin değerleri yerinde satmayışıdır. Türkiye’nin son dönemde çektikleri hep değerlerin yerinde kullanılmaması ve satılmamasıdır. Çünkü alet etmek, istismar etmek yüzünden sayısız insan büyük belalara maruz kalmışlardır, bu onların düşünmeyişi ve değerlerini menfaatlerle değiştirmeleri yüzündendir.

Başka bir ayette de ahdini yanlış satma, aldatma nazara verilir. “Velateşterubiahdillahi semenen kalilen innema indallahi hüvehayrünleküm in küntüm talemun.” (Nahl 94) “Yeminlerinizi aranızda bir aldatma ve fesat aleti yapmayın ki sonra ayağınız sapsağlam bastıktan sonra kayabilir. İnsanları Allah yolundan alıkoymanız sebebiyle kötülüğün cezasını tadarsınız, ahirette de size büyük bir azap olur.“

Bir davaya gönül vermek ahdetmek, sonra Allah’a kul olmaya ahdetmek ama yaşayışında buna sadakat göstermemek de yanlış satmak anlamındadır.

Kur’an’da Tevbe suresinde çok daha farklı bir şekilde “velateşterü” ikazı izah edilir. “İşterev biayetillahi semenen kalilen feseddü en sebilihi innehüm saae makanüyamelun.” (Tevbe 9) “Onlar Allah’ın ayetlerini az bir dünya menfaati karşılığında sattılar da Allah’ın yolundan insanları alıkoydular. Gerçekten onlar ne fena iş yapıyorlar.“ İkazın çok daha boyutu yüksek bir izahıdır. Burada değerleri, ayetleri az bir dünya menfaatine satıp, sadece satmakla kalmayıp satarken insanları Allah yolundan alıkoydular. Kişisel bir yanlış satışın ötesinde insanları Allah yolundan ayırmayı doğuran bir satıştır. İnsanların başındaki liderlere ve sözde saygı duyulan kimselere hitap ediyor bu ayet. Bunlar insanları aldatıp onların hakkı bulmasına engel oluyorlar.

Bediüzzaman bu ayeti ihlas bahsinde kullanır, yapılan hizmetin ve davetin yanlış şeyler taleb etmekte kullanılmasını çok ince bir yorumla değerlendirir.

“Ey ahiret kardeşlerim ve ey hizmet-i Kur’an’iyede arkadaşlarım. Bilirsiniz ve biliniz, bu dünyada hususan uhrevi hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbül bir şefaatçi, en metin bir nokta-i istinad, en kısa bir tarik-i hakikat, en makbul bir dua-yı manevi, en karemetli bir vesile-i makasıd, en yüksek bir haslet, en safi bir ubudiyet ihlastır. Madem ihlasta mezkur hassalar gibi çok nurlar var ve çok kuvvetler var ve madem bu müdhiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat  karşısında ve savletli bidalar, dalaletler içerisinde bizler gayet az ve zaif ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde gayet ağır ve büyük ve umumi ve kudsi bir vazife-i imaniye   ve hizmet-i Kur’an‘iye omuzumuza ihsan-ı ilahi tarafından konulmuş, elbette herkesten ziyade  bütün kuvvetimizle ihlası kazanmaya mecbur ve mükellefiz. Ve ihlasın sırrını kendimizde yerleştirmek için gayet derecede muhtacız. Yoksa hem şimdiye kadar kazandığımız hizmet-i kudsiye kısmen zayi olur devam etmez. Hem şiddetli mesul oluruz. “Vela teşteru biayati semenen kalila” ayetindeki şiddetli tehdidkarane nehl-i ilahiye mazhar olup, saadet-i ebediye zararına, manasız, lüzumsuz, zararlı, kederli, hodfuruşane, sakil, riyakarane bazı hissiyat-ı süfliye ve menafi-i cüziyenin hatırı için ihlası kırmakla, hem bu hizmetteki umum kardeşlerimizin hukukuna tecavüz, hem hizmet-i Kur’an’iyenin hizmetine taarruz, hem hakaik-i imaniyetin kudsiyetine hürmetsizlik etmiş oluruz.”

“Ey kardeşlerim mühim ve büyük bir umur-i hayrinenin çok muzır manileri olur. Şeytanlar o hizmetin hadimleriyle çok uğraşır. Bu manilere ve şeytanlara karşı ihlas kuvvetine  dayanmak gerekir. İhlası kıracak esbabtan yılandan akrepten çekindiğiniz gibi çekininiz. Hazret-i Yusuf Aleyhisselam innennefsülemmareti bissui illa marahime rabbi, demesiyle nefs-i immareye itimat edilmez. Enaniyet ve nefs-i emmare sizi aldatmasın. İhlası kazanmak ve muhafaza etmek ve manileri defetmek için…”

Bedüzzaman ayete öyle bir genişlik getirmiş ki bütün hayatı bütün alanlarıyla, bütün davranış şekillerini içine alan bir büyüklükte izah etmiş, ihlasın gücünü, yerini entrikanın gücü almışsa söylenecek çok şey yok. Güç ihlasta mı yoksa yalan ve entrika da mı? Bu çok karanlık bir noktadır.

1-Bediüzzaman ihlasın gücünü on maddede sıralıyor
2-Beş madde de zamanın olumsuz şartlarına ayrılmış.
3-Dört maddede bizi anlatmış
4-Altı maddede işin kutsiyeti anlatılmış
5-İhlası kazanma zorunluğu ve dört maddede
6-Aksi tutumlar da dört maddede anlatılmış.

Kapsam hayret verici bir genişlikte ortaya konmuş.

Allah bir ayetle bütün davranışların kalitesini sorgulamış oluyor. Siyasi, tarihi, dini, milli, velhasıl bütün davranışların, ister hususi ve şahsi, ister anonim ve umumi olsun hepsinin ölçüsünü koymuş. Siyaseti dine alet etmek, bunların en tehlikelisi, ulvi bir değeri daha aşağı bir değere alet etmek, onu “semenen kalile” ucuz bir beklentiye ve değere satmak. Bu yüzden tarih boyunca büyük sapmalar ve çalkalanmalar ve savaşlar olmuş. Türk siyasi tarihi de böyle semenen kalile ucuza satılan değerler yüzünden büyük keşmekeşlere sebeb olmuş. Bir milletin bütün kutsal değerlerini modernizm denilen semenen kalile uğruna heba etmişiz. Bu gün çektiğimiz bütün sıkıntılar bu modernizm ve Avrupai olmak illeti yüzündendir. Elli yılı aşkın iktidarlar bu değerler felsefesindeki bozulmaları düzeltemediler. Din bir zamanlar gayeyi hayal iken ucuza satmalar yüzünden toplumun nefretini kazanan bir tavra neden oldu, bunun nedeni hep semenen kalile’dir.

Makyavelist bir mantıkla din için herşeyi mübah gören bir anlayış dinin saflığını bozdu. İnsanlar makam ve debdebe, görüntü, para yüzünden davranışlarını değiştirdiler. Bir çok insan menfaatleri için satıldı, bile bile bu yüzden son dönem yaşanılanlar helaketler ortaya çıktı. Menfaatleri görünce çok çok az insan tavrını hakikat için değiştirmez. Nice büyük telakki ettiğimiz insanlar basit menfaatlerin zebunu oldular, görüntüleri değişti ama sözlerinde tesir kalmadı. Hakikat için yönünü değiştiren insanların yerini menfaat için yönünü değiştiren insanlar aldı. Öyle ki ortalık satılmış insanlar, satın alan insanlar ile doldu. Üstelik satılanların fiyakası da ayrı bir mesele.

Semenen kalile’den kurtulmak en zor bir ahlaki ve dini sorundur. Bediüzzaman kendisine sunulan altınları reddetmiş, bir bakraç yoğurdu bile almamış, gelen meyveleri yedirmemiş öğrencilerine, çok  az bir nimetle tagaddi etmiş ama başka şeylere iltifat etmemiş. “Ben kalbime başka maksatlar koymamışım” demiş. Bu yüzden tesirli. Onun tesirini kırmak için olmadık kötü davranışlara rağmen onun tesiri hala devam ediyor. Dün başlar üstünde gezenler bu gün ayaklar altında mezbeleye döndü, mesele ucuza sattıklarından dolayıdır. “Herşeyimi bir elimle tutup götürebilmeliyim” demiş ve götürmüş, küçük bir sepet onun bütün dünyalığı.

Vela teşteru çok düşünülmesi gereken azim bir hakikat. Acaba ne kadar kıymetine uygun, hakikatına uygun davrandık değerlerin. Bu suale herkes cevap verebilir. Namık Kemal ve Necip Fazıl’a para karşılığı siyasi otoriteyi eleştirmemeleri söylenmiş. Necip Fazıl reddetmiş, hatta “63 lira çocukların süt borcu vardı” diyor. Namık Kemal de kabul etmemiş “O adamları sevindirmem“ demiş. Ebuzziya’ya “gazeteni kapatır seni de sürerler” deyince “olsun” demiş. Gerçekten ikisi de olmuş.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
6 Yorum