Kızıl Îcâz Dersleri–2

BESMELE İLE MANTIK İLMİNE GİRİŞ

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Kızıl Îcâz’ın ilk dersinde Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin bu eseri niçin kaleme aldığını görmüştük: Zihinleri mülâhazada dikkate ve nazarda derinliğe alıştırmak.

Şimdi eserin bizzat metnine giriyoruz.

Abdurrahman el-Ahdarî’nin Süllemü’l-Münevrak’ı Besmele ile başlar. Bediüzzaman ise daha Besmele’nin ilk harfinde durur ve şu son derece yoğun kaydı düşer:

الباء للمصاحبة لا للاستعانة. لأن الكسب تابع للخلق، والمصدر شرط للحاصل بالمصدر

Yaklaşık mânası şöyledir:

“Bâ, istiâne için değil musâhabe içindir. Çünkü kesb, yaratmaya tâbidir; masdar, masdarla meydana gelen şey için bir şarttır.”

Daha kitabın ilk kelimesine girmeden karşımıza dil, mantık, kelâm ve tevhid iç içe çıkmaktadır.

“B” HARFİ ÜZERİNDE NİÇİN DURUYOR?

Besmele’deki بـ harf-i cerri Arapçada farklı mânalarda kullanılabilir. Bunlardan biri istiâne, yani yardım isteme; bir diğeri ise musâhabe, yani beraberlik ve eşlik mânasıdır.

Üstad burada özellikle: للمصاحبة لا للاستعانة diyor: “İstiâne için değil, musâhabe içindir.”

İlk bakışta küçük bir gramer tercihi gibi görünen bu ifade, Molla Abdülmecid Nursî’nin şerhiyle açıldığında çok daha derin bir itikadî meseleye bağlanmaktadır.

MOLLA ABDÜLMECİD NURSÎ NASIL AÇIKLIYOR?

Molla Abdülmecid, eğer buradaki “bâ” istiâne mânasında anlaşılırsa, yanlış bir tasavvura kapı açabileceğine dikkat çeker. Çünkü o takdirde kul fiilin asıl sahibi, Cenab-ı Hak ise ona yardım eden bir yardımcı gibi tahayyül edilebilir.

Hâlbuki Ehl-i Sünnet anlayışında kul fiilini kesb eder, Cenab-ı Hak ise halk eder, yani yaratır.

Molla Abdülmecid’in ifadesinin özü şudur:

Kulun kesbi, fiilin yaratılmasına yalnız mukarin, yani beraber bulunan bir şarttır; asıl yaratma Allah’a aittir.

Bu sebeple Üstad hemen şu kaideyi söylüyor:

لأن الكسب تابع للخلق

“Çünkü kesb, yaratmaya tâbidir.”

Bu kısa cümle, insan iradesi ile İlâhî kudret arasındaki münasebeti anlamamız için son derece önemli bir ölçüdür.

Kesb başka, halk başka

İnsan ister.

Tercih eder.

Teşebbüs eder.

Çalışır.

Bunlar kulun mesuliyet dairesidir.

Fakat fiilin vücuda gelmesi, neticenin yaratılması ve sebeplerin beraber çalıştırılması Allah’ın kudretiyledir.

Meselâ çiftçi tohumu toprağa atar. Toprağı sürer. Sular. Bakımını yapar.

Bunlar onun kesbidir.

Fakat o tohumun içindeki hayat programını çiftçi yazmaz. Hücreleri o yaratmaz. Yağmuru o indirmez. Güneşi o yakmaz. Toprağın kimyasını o kurmaz. Tohumu çatlatıp başağı meydana getiren hayatı o icad etmez.

Demek insanın yaptığı vardır; fakat yarattığı yoktur.

İnsan kesb eder; Allah halk eder.

İşte Üstad’ın:

الكسب تابع للخلق

cümlesi bizi bu ince sınıra götürüyor.

Besmele’nin terbiyesi

Buradan Besmele’ye yeniden bakalım.

Bir işe, بسم الله “Allah’ın adıyla” diyerek başlamak, yalnızca güzel bir söz söylemek değildir.

Kul âdeta şöyle demektedir:

“Ben bu işi irademle tercih ediyor, elimden gelen vazifeyi yapıyorum; fakat hakikî kudretin ve yaratmanın bana ait olmadığını biliyorum.”

Bu anlayış insanı iki büyük tehlikeden korur.

Birincisi gururdur: “Ben yaptım, ben başardım.”

İkincisi ise tembelliktir: “Madem Allah yaratıyor, benim çalışmama gerek yok.”

Kızıl Îcâz’ın ölçüsü ikisini de reddeder.

Kul kesb edecek, yani çalışacak, tercih edecek ve vazifesini yapacak; fakat neticeyi yaratmayı kendisine vermeyecektir.

RİSALE-İ NUR’DAKİ KARŞILIĞI

Bu hakikat Risale-i Nur’un pek çok yerinde sebepler ile yaratma arasındaki ayrım üzerinden karşımıza çıkar.

Sebepler vazifelerini görürler; fakat yaratıcı değildirler.

İnsan da irade ve kesbiyle vazifesini görür; fakat fiillerin hakikî yaratıcısı değildir.

Bu bakımdan Kızıl Îcâz’ın daha Besmele’nin “bâ”sında verdiği ders, Risale-i Nur’un tevhid anlayışına açılan küçük fakat son derece kuvvetli bir kapıdır.

Birinci Söz’deki meşhur başlangıç da bu noktada yeni bir derinlik kazanır:

“Bismillah her hayrın başıdır.”

Çünkü Besmele yalnız dilimizin başlangıcı değil, kulluğumuzun da ilanıdır.

Günlük hayata nasıl tatbik edeceğiz?

Sabah işimize başlarken “Bismillah” dediğimizi düşünelim.

Sonra çalışacağız.

Tedbir alacağız.

Plan yapacağız.

İstişare edeceğiz.

Elimizden gelen bütün sebeplere müracaat edeceğiz.

Fakat iş güzel neticelendiğinde:

“Bunu ben yaptım.”

demek yerine:

“Cenab-ı Hak benim cüz’î irademi ve çalışmamı bir şart yaptı; neticeyi ise O yarattı.”

demeye çalışacağız.

İş istediğimiz gibi neticelenmediğinde de sebepleri yeniden gözden geçirip vazifemizi yapacak, fakat bütün yükü omuzumuza alıp kendimizi âlemin idarecisi gibi görmeyeceğiz.

Bu denge insanı hem çalışkan hem mütevazı yapar.

KIZIL ÎCÂZ’IN METODU ŞİMDİDEN GÖRÜLÜYOR

Burada dikkat çekici olan şudur:

Üstad henüz mantığın uzun tariflerine başlamadı.

Yalnızca Besmele’deki bir harfe baktı, بـ Fakat o bir harften Arapça dil inceliğine,

oradan kesb meselesine,

oradan halk ve yaratma hakikatine,

oradan da insanın Allah karşısındaki kulluk vaziyetine ulaştı.

İşte Kızıl Îcâz’ın “nazarda derinlik” terbiyesi budur.

Sıradan gördüğümüz bir kelimenin, hatta bir harfin üzerinden bile düşünceyi derinleştirmek.

BUGÜNÜN DERSİ

Bugün Besmele’yi söylerken bir an duralım:

بِسْمِ اللّٰهِ

Ben vazifemi yapacağım.

İrademi kullanacağım.

Çalışacağım.

Fakat yaratmayı kendime vermeyeceğim.

Çünkü:

الكسب تابع للخلق

“Kesb, yaratmaya tâbidir.”

Belki bu şuurla söylenen bir “Bismillah”, insanın bütün hayatındaki çalışma ve tevekkül dengesini değiştirebilir.

Kızıl Îcâz’ın daha ilk harfinde bize verdiği ders budur:

Kul vazifesini yapar; fakat yaratmayı Allah’a verir.

وَاللّٰهُ أَعْلَمُ بِالصَّوَابِ

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.