Şahin DOĞAN
Dindarlık ve askerlik
Bereketli bir gün. Cüz, teravih, vakit namazları, oruç hepsi tamam. Elhamdülillah. Ramazan moduna girdim sayılır. Bunun için yapılması gereken tek şey, aklını hiçbir şeye karıştırmamak, yapılan şeyler üzerinde fazla düşünmemek, müslüman toplumuna tabi olmak, geleneksel olarak toplum neler yapıyorsa aynısını yapmak.
Mukabele sırasında önlerinde rahle tutan çoğu orta yaşlı mutmain insanlara baktım. Aklımı karıştırınca şöyle düşündüm: Bu insanlar başka bir coğrafyada dünyaya gelseydi yüzde doksan dokuz ihtimalle bugün aynı içtenlikle, aynı samimiyetle, aynı huşu ile orada cari olan ritüelleri/ibadetleri yerine getireceklerdi. Ve hepsi yaptıkları ibadetlerin doğruluğundan emin olacaklardı. Demek tüm mesele bir coğrafya meselesi. Yani bir ihsan-ı ilahi meselesi.
İbadetler ile askerlikte yapılan talim ve içtimalar arasında inanılmaz benzerlikler var. İkisinde de yapman gereken tek şey emre koşulsuz itaat etmek, koşulsuz teslim olmak, sorgulamayı, soru sormayı ve düşünmeyi aklından bile geçirmemek. Dindarlık bu dünyadaki askerliktir. Said Nursi merhum, Allah'a abd ve asker olmak öyle lezzetli bir şereftir ki tarif edilmez diyor. Onun için ibadetler dinin ve gerçek dindarlığın kopmaz bir parçasıdır.
Teşbihte hata olmaz, nasılki bir padişah veya hükümdar kendisine sorgusuz sualsiz içtenlikle itaat edenleri sever ve ödüllendirir, tabir caizse Allah da kendisine sorgusuz sualsiz içtenlikle, bütün varlığı ile teslim olan kullarını sever ve ödüllendirir. Zaten Kur'an'ın açık beyanıyla cennete girecek olanlar böylesi mümtaz kullardır.
Padişah veya hükümdar istediğini hesaba çeker ama kimse onları hesaba çekemez. Bu açıdan (istediğini yapmak, istemediğini yapmamak, hakimiyet açısından) Allah ile hükümdarlar arasında benzerlikler var. Hakimiyet ve hükümranlık açısından Allah, demokratik ülkelerdeki bir yöneticiden ziyade padişahları, hükümdarları, tek adamları hatırlatıyor.
İtiraf etmek gerekirse üzerinde düşününce, kurcalayınca, sorgulayınca yani aklını karıştırınca ibadetlerden ve dindarlıktan tat alamıyor insan. Ne kadar az düşünürsen, az sorgularsan, az aklını karıştırırsan o kadar tat alırsın dindarlıktan. Mesela okunan mukabelelerden en fazla tat alanların hayatları boyunca bu uygulama üzerinde on dakika bile düşünmemiş insanlar olması tesadüf değil. Buradaki düşünmemek, sorgulamamak, soru sormamak menfi bir eylem değil, müspet bir eylem.
Şunu da kabul tetmek gerekir ki dinin insan ruhunu doyurup kuşattı kadar hiçbir sanat, felsefe, ideoloji doyuramıyor, kuşatamıyor. Dinin yerine hiçbir şey ikame edilemiyor. Dinin verdiği teselliyi ve itminanı hiçbiri vermiyor.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.