Erdem AKÇA

Erdem AKÇA

Yazarın Tüm Yazıları >

Sahabelerin Servet ve Dünya Algısı: Abdurrahman bin Avf Örneği

A+A-

Semavi dinlerin kurucuları peygamberlerdir. Peygamberlerin ilim ve hikmet sohbetiyle yetiştirdikleri örnek nesle “sahabe” denilir. Sergiledikleri farklı özelliklere göre bu ilk nesil farklı isimlerle insanlık dünyasında tanınırlar. Hz. Musa’nın talebelerine “nukeba” (üst düzey sorumlular), Hz. İsa’nınkilere “havari” (kendisini Allah yoluna adayan ak insanlar) denilir. Fakat İslam’ın ilk kuşağının hayatı sohbet, hakikat, ilim ve hikmet üzere inşa edildiği için doğrudan doğruya “sahabe” ve “ashab” (Hakikati bütün ruhuyla sahiplenen kişiler) diye isimlendirilirler.

Semavi dinlerin tevhid ve hakikat penceresinden gösterdikleri üzere, maddi ve manevi bütün âlemler İlahî iktidar ve sanatın eseridir. Ezelî ilim, rahmet ve hikmetin ihsanı olarak insanın istifadesine sunulmuş birer nimet sofrasıdırlar. Bütün semavi dinlerin gayesi, ilk planda iman hakikatleriyle kişilikleri inşa edilmiş “mesud” ferdler yetiştirmek… Sonrasında bu ferdleri organize ederek kâinattaki sünnetullah kanunlarıyla barışık bir devlet kurmaktır. Bediüzzaman Said Nursi bu iki aşamayı “saadet ve selamet hizmeti” olarak isimlendirir.[1] Bu devletin anayasası, Allah’ın vahyi, kanun hükmünde kararnameleri ve yönetmelikleri ise Peygamberin sünnetidir. İlâhî maksada hizmetkâr olan bu idareye “hilafet” ismi verilmektedir.[2]

Dört Halife döneminde görüldüğü üzere, hilafet idaresinde seçimle başa gelinmekte, halkın en dindarı, idareye en liyakatli ve ehil kişi, Kutsal Kitaba ve Sünnet-i Peygamber’e (ASM) en bağlı olan insan halk tarafından halife olarak seçilmektedir. Halifelikte babadan oğula şeklinde bir saltanat olmadığının en bâriz görüntüsü dört Halife’nin ayrı kabilelerden olmalarıdır. Sırasıyla Teym, Mahzum, Ümeyye ve Hâşimoğulları kabileleri… Halifelik, Hz. Ali’den Hz. Hasan’a geçip saltanat şekline bürünmeye başlayınca Kader-i İlahi “imamet” i, Haşimoğullarına; “imâret”i Ümeyyeoğullarına taksim ederek hilafet müessesesini ilga etmiştir. Bir hadis-i şerif ile Hz. Peygamber râşid hilafetin ömrünü şöyle bildirir: “Hilâfet benden sonra otuz sene sürecek, ondan sonra da ısırıcı bir saltanat şeklini alacaktır.[3]

Hilâfet sistemi, kâinattaki sünnetullah ve fıtrat kanunlarına mutabık bir hayat olduğu için ekonomik yapı onda “serbest piyasa ekonomisi” olarak gerçekleşir. Fakat kapitalist ekonomiler gibi tekelleşmelere ve spekülasyonlar yaparak fiyatlarla oynanmasına izin verilmeyen bir piyasa… Ayrıca çalışmaktan âciz konumdaki kişilere, borç yükü altında ezilen ve iflas edenlere doğru akıtılan zekât (zorunlu vergi), sadaka, infak gibi karşılıksız yardımlar ile sosyal açıkları kapatan, üst tabaka ile alt tabaka arasında geçişi sağlayan, kutuplaşmalara izin vermeyen bir ekonomik yapı… Faizi yasaklayıp karz-ı haseni (borç vermeyi) devlete[4] ve halka karşı teşvik eden bir iktisadî sistem…

Câhiliye döneminde belirli bir tecrübe ve birikim elde eden Mekke, Medine ve diğer şehir ve ülke halkından İslam’a giren tüccar ve çiftçiler, İslam’ın serbest piyasa ekonomisi şartları altında gerek ziraat ve zenaat, gerek ticaret ve sanat ile Hz. Peygamber dönemi ve sonrasında ekonomik faaliyetlerine devam ettiler. Ticari yeteneği, üretkenliği ve girişkenliği önde olan bazı Sahabeler meşru kazançları ile servet sahibi oldular. Zenginleşmeleri ile model bir Müslüman oldukları gibi, servetlerini hayır ve hak yolunda kullanmaları ile de model bir mümin vazifesi görmüşlerdir.

Bu sahabelerin hayatlarını incelediğimizde ideal bir Müslümanın elinde servetin mücessem bir hayır hâline gelişini, toplumun her tabakasına —devletten ferde— kadar şefkat ve merhametle uzanışını müşahede ediyoruz. Bu konuda en çarpıcı örnek Aşere-i Mübeşşere’den (Hayatlarında Cennetle müjdelenen 10 Sahâbe) biri olan Abdurrahman bin Avf’tır (RA). Sahabe hayatına dair kaynaklara inilerek bakıldığında servetinin miktarı ve onunla yaptığı hayırlar hakkında şu bilgilerle karşılaşıyoruz:

Abdurrahman bin Avf, Kureyş’in en zenginiydi. Reşîd bin Zübeyr’e göre 1.320.000, İbn-i Sa’da ve Muhibbüddin et-Taberi’ye göre 2.160.000; İbn-i Hacer el- Askalani’ye göre se 3.200.000 dinarlık[5] bir servet miras bırakmıştır. Miras miktarı eşine bıraktığı hisse oranına göre hesaplanmıştır. Miras bıraktığı altın külçeleri vârisleri arasında baltalarla parçalanarak paylaştırılmıştır. Terikesi arasında ayrıca 1 köşk, 100 at, 1000 deve ve 3.000-10.000 arası koyun da bulunmaktadır.

Abdurrahman bin Avf, Hz. Osman devrinde Medine’nin Akik mevkiinde bir üzüm bağına sahipti. Medine’ye 1 mil veya 3 fersah mesafedeki Curuf’da 20 deve ile sulayabildiği bir ekinliği olup buradan ailesinin yıllık ihtiyacını giderecek kadar ürün alıyordu. Hz. Osman’dan aldığı 2 at için 40.000 dirhem ödemişti. Bir hanımına mehir olarak 30.000 dirhem vermişti. [Bu rakamdan Onun geçim şartlarını, sosyal ilişkilerinde yaptığı harcamaları görebiliyoruz.]

İki 30 ve 80 olmak üzere hayatı boyunca 30.000 köle azat etmişti. [Bu yaptığı icraatlar Onun köleliği sonlandırma yönünde kişisel çapta ciddi adımlarıdır. Çünkü Kur’an o zamanın ekonomik ve sosyal şartları açısından köle azat etmenin zorluğunu “sarp yokuş”[6] olarak resmeder.]

Hz. Peygamber (ASM) devrinde, ilkinde 4.000 dirhem, ikincisinde 4.000 dinar, üçüncüsünde 8.000 dinar olmak dördüncüsünde 2.000-8.000 dirhem şeklinde olmak üzere mal varlığının yarısını tasadduk etmişti. Başka bir rivayet bu rakamları sırasıyla 4.000 dirhem, 40.000 dirhem ve 40.000 dinar olarak bildirir. Hz. Osman’ın hilafeti döneminde Beni Nâdir hurmalığındaki hissesinin satışından elde ettiği 40.000 dinarı tasadduk etmiştir. Allah yolunda kullanılması için 500 Arap atı vakfetmiştir. Yine fi sebilillah cihad için 1.000 at ve 50.000 dinar para vasiyette bulunmuştu. [Abdurrahman bin Avf’ın farklı zamanlara ait yaptığı bu bağışları “Allah’a borç verme” şeklinde ele alabiliriz. Çünkü din hizmeti ifasının en zor süreçlerinde Hz. Peygamber’e destek olmuş, İslam ordusunun ihtiyaçlarıının giderilmesi için malıyla cihad etmiştir.]

Hz. Peygamber döneminde Mısır’dan gelen 100 deveyi yükleriyle beraber Medine’deki dul kadınların zaruri ihtiyaçları için sarf etmişti. Ayrıca ticaret metaı yüklü farklı 500-900 develik bir Şam kervanını başka bir seferde olduğu gibi halka bağışlamıştı. Bunlar haricinde 500-1500 deveyi Allah rızası için sadaka olarak vermişti. Bir ara hastalandığında o anki tüm mal varlığının 1/3’ü olan 150.000 dinarı vasiyet etmiş, iyileşince bu meblağı ihtiyaç sahiplerine dağıtmıştı. [Hz. Abdurrahman’ın bu icraatları miskin, fakir, borçlu v.s. gibi ciddi ihtiyaç sahibi halk tabakalarının ihtiyaçlarını gidermiştir. Abdurrahman bin Avf’ın bu icraatları, “Fakirlik küfür olayazdı”[7] hadisinin verdiği perspektife göre, insanların hayat yüklerini hafifletmekle onların şükür ve memnuniyetine, dolayısıyla Allah’tan ve Onun kurduğu kâinat sisteminden razı olmalarına, bu ise insanların imanlarını kuvvetlendirmeye yol açıyordu. Bu manada, madde ve maddi imkanlar, sahabelerin aldığı ders ve terbiyeye göre, maneviyatın ve kutsalın hizmetçisi olarak çalıştırılıyordu.]

40.000 dinar veya 400.000 dirhem değerindeki bir bahçesini Hz. Peygamber’in hayatta bulunan eşlerine yani “Müminlerin Anneleri” ne ve dolayısıyla kendi manevi annelerine vasiyet etmişti. [Abdurrahman bin Avf, Hz. Peygamber’e sevgisini, sadakatini ve Ona imanını, Onun eşlerine karşı ikram ve ihsanlarıyla sergilemiştir.]

Ailesi gibi gördüğü Medine halkının 1/3’üne borç verir; 1/3’ünün borcunu öder; diğer 1/3’üne ise sıla-i rahimde bulunurdu. [Hz. Abdurrahman’ın bu uygulaması Kur’anın en yakından en uzağa sadaka ve bağış uygulamalarına dair âyetlerin fiilen yaşanılmasıdır.[8] Kişi, mekân itibariyle kendine en yakının hâlini daha iyi bilir. Bu açıdan vicdânî sorumluluk itibariyle kişiyi ilk bağlayanlar maddi-manevi en yakınlarıdır.]

Abdurrahman bin Avf ile eş değerde veya daha geride hayır ve hasenat yapan bazı servet sahibi sahabelerin vefatları hengâmında bıraktıkları mirasları şu şekildedir:

Amr bin As: Taif’te 10.000.000 dirhem değerindeki Veht isminde bir bağ; 325.000 dinar ve 2.500.000 dirhem nakit yanında yıllık 100.000-200.000 dinar gelir getiren akarât…

Mesleme bin Muhalled: 100.000 dinar ve 1.000.000 dirhem nakit yanında çeşitli altınlar, gümüşler ve Mısır’da bazı evlerle araziler…

Osman bin Affan: Şehid edildiğinde 30.500.000 dirhem ve 150.000 dinarlık nakit yanında 100 deve… Ayrıca Vâdi’l-Kura, Hayber, Huneyn, Bi’ru Eris gibi bölgelerde 100.000 veya 200.000 dinar kıymetinde tarım arazisi yanında pek çok at ve deve…

Talha bin Ubeydullah: Miras olarak 30.000.000 dinar ve 1.200.000 dirhem yanında pek çok mal-mülk…

Ya’la bin Ümeyye: 500.000 dinar nakit yanında çeşitli akarât... Fakat 300.000 dinar borç…

Zübeyr bin Avvam: 50.200.000-59.800.000 dirhem arasında mal-mülk ve para…[9]

Hz. Peygamber’in talebe ve müridleri konumunda olan Sahabeler ile tarikat erbabının karşılaştırıldığı bir soru münasebetiyle Sahabelerin madde ve dünya ile ilişkileri hakkında Said Nursi şöyle bir izah getirir:

İkinci Sual: Diyorlar ki: Ehl-i velâyet ve ashâb-ı kemâlât (kemal sahibi kişiler), dünyayı terketmişler. Hattâ hadîste var ki: “Dünya muhabbeti bütün hatâların başıdır.[10] Halbuki, sahabeler dünyaya pek çok girmişler; terk-i dünya değil, belki bir kısım sahabe, o zamanın ehl-i medeniyyetinden daha ileri gitmişler. Nasıl oluyor ki, böyle sahabelerin en ednâsına (düşük seviyelisine), en büyük bir veli kadar kıymeti var, diyorsunuz.

Elcevab: Otuzikinci Söz’ün İkinci ve Üçüncü Mevkıflarında gayet kat’î isbat edilmiştir ki: Dünyanın âhirete bakan yüzüyle, Esmâ-i İlâhiyyeye mukabil olan yüzünü sevmek; sebeb-i noksaniyyet değil, belki medâr-ı kemâldir ve o iki yüzde ne kadar ileri gitse, daha ziyâde ibâdet ve mârifetullahta ileri gider. Sahabelerin dünyası ise, işte o iki yüzdedir. Dünyayı âhiret mezraası görüp, ekip biçmişler. Mevcûdâtı, Esmâ-i İlâhiyyenin âyinesi görüp, müştakane temaşa edip bakmışlar. Fena-i dünya (dünyanın çirkin yönü) ise, fâni yüzüdür ki, insânın hevesâtına bakar.[11]

Tasavvuf erbabının kalb ve ruhu için kafes gibi görünen ve algılanılan madde ve maddi dünya, Sahabelerin ufkunda bir Saadet Sarayı ve Selamet Cennetinden ibaret olarak görünüyor ve algılanılıyordu. Bu manada Sahabeler, başta ümmet-i Muhammed (ASM) olmak üzere bütün insanlık için bir kutub yıldızı ve hidayet rehberi olacak mahiyettedirler. Özellikle Abdurrahman bin Avf modelinde gördüğümüz üzere Aşere-i Mübeşşere… Ki Bediüzzaman “Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisini kendinize model kabul etseniz, o sizi hidayete (dengeli bir hayata) eriştirir” hadisini Aşere-i Mübeşşere olarak te’vil ve tefsir etmiştir.[12]

[1] Emirdağ Lahikası-1, 7. Mektub.

[2] Kur’an bu manada sırf manevi önderliği “ imamlık ”; maddi-manevi liderliği ifade eden başkanlığı “ halifelik ” olarak isimlendirir. İmamlık, konusunda Hz. İbrahim’i; halifelik konusunda Hz. Davud’u ( Aleyhimesselam ) model olarak sunar. ( Bakara suresi, 124; Sad suresi, 26.)

[3] Müsned, 5:220, 221.

[4]Yukridullâhe karden hasenen ” ( Allah’a güzelce borç verin ) ( Hadid Suresi, 11 )… Hilâfet sistemi kâinattaki İlâhî iktidar gibi, Esma-yı Hüsna’nın tecellileriyle kurulduğundan Allah’a aynadır. Bu açıdan İslam devletine borç vermek, mecazen Allah’a borç vermek demektir. Ki bu âyet Medine İslam Devleti kurulunca gelmiştir.

[5] “Hz. Peygamber (ASM) Dönemi Ekonomik Hayat ve Fiyatlar” isimli yazıda işlendiği üzere 1 dirhem gümüş para, günümüzün 720 TL’sine denk gelmekteydi. Dinar ile dirhem arasında yaklaşık olarak 1 dinar = 5 dirhem şeklinde bir ilişki vardı. Bu durumda 1 dinar, günümüz rakamlarıyla 3.600 TL’ye tekabül eder. Abdurrahman bin Avf, Hz. Osman (RA) döneminde vefat etti. Hz. Peygamber ve Hz. Osman dönemi fiyatları bir birine yakındı. Bu durumda terekesine dair en alt rakam olan 1.320.000 dinar günümüz rakamlarıyla 4.752.000.000 TL olduğundan Abdurrahman bin Avf’ın günümüz itibariyle varislerine bıraktığı servet en az bu miktardadır, diyebiliriz. Diğer bıraktıkları hariç…

[6] Beled suresi,13.

[7] İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Ankara, 1988, c. 17, s. 445.

[8] Enfal suresi, 41; Tevbe suresi, 60; v.b.

[9] Sahabe ve servetlerine dair bilgiler Prof. Dr. Cengiz Kallek’in “ Asr-ı Saadet’te Yönetim-Piyasa İlişkisi ” kitabından alınmıştır.

[10] el-Münâvî, Feyzü'l-Kadîr, 3:368, Hadis No: 3662.

[11] Sözler, 27. Sözün Zeyli, 3. Sebep, 3. Vecih, 2. Sual.

[12] Kızıl İcaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.