Prof. Dr. Şadi EREN
Din Kolaylıktır
Bir cihetten din, hayatın tamamını kuşatan emir ve yasaklar manzumesidir. Bu emir ve yasaklar, -trafikte uyulması gereken kuralların bazan nefsimize zor gelse de aslında bizim için gerekli olması gibi- hem bize hem de topluma gereklidir.
Ancak insanın nefsi kendini tamamen hür ve müstakil görmek ister. Kurallara uymak yerine ser-azad ve nasıl isterse öyle yaşamak ister. Bunun da faturası -trafik canavarlarının keyfi hallerinin sonuçları gibi- hem kendine hem de topluma çok ağır olur.
Hâlbuki İslam Dini, kolaylıklar dinidir. Yüce Allah şöyle bildirir:
"Allah sizin için kolaylık ister, zorluk dilemez."[1]
Bu ve emsali âyetlerden, ayrıca Hz. Peygamberin "Kolaylaştırınız zorlaştırmayınız"[2] gibi hadislerinden hareketle “Din kolaylıktır” denilmiştir. Ama -tıpkı zaruretler konusunda olduğu gibi- bunun sınırlarını iyi çizmek gerekir. Yoksa bazıları bunu dini sulandırmakta kullanabilmektedir.
Bediüzzaman, dinin kolaylığı konusuna vesvese konusunu işlerken temas eder ve şöyle der:
“Dinde harec yoktur. لاَ حَرَجَ فِى الدِّينِ Madem dört mezhep haktır. Madem istiğfara müncer olan derk-i kusur ise, gurura müncer olan hüsn-ü amelin rü'yetine -böyle vesveseli adama- müreccahtır. Yani böyle vesveseli adam, amelini güzel görüp gurura düşmektense, amelini kusurlu görse, istiğfar etse, daha evlâdır. Madem böyledir, sen vesveseyi at. Şeytana de ki: Şu hal, bir harecdir. Hakikat-ı hale muttali olmak güçtür. Dindeki yüsre münafîdir. اَلدِّينُ يُسْرٌ * لاَ حَرَجَ فِى الدِّينِ esasına muhaliftir. Elbette böyle amelim bir mezheb-i hakka muvafık gelir. O bana kâfidir. Hem lâakal ben aczimi itiraf ederek ibadeti lâyık-ı veçhile eda edemediğimden istiğfar ve tazarru' ile merhamet-i İlahiyeye dehalet edip, kusurum affolunmak, kusurlu amelim kabul olunmak için mütezellilane bir niyaza vesiledir.”[3]
“Dinde harec / zorluk yoktur” ifadesi şu âyetten çıkarılmış bir düsturdur:
“(Allah) dinde sizin için bir zorluk kılmadı.”[4]
Dinde zorluk olmayışı; zaruret hâlinde bazı şeylerin helal kılınması, tevbe kapısının açık olması, Allah hakkı olan ibadetlerde kefarete ruhsat verilmesi, kul haklarında diyetlere yer verilmesi gibi durumlardır.
Bediüzzaman’ın vesveseli kimseye “Madem dört mezhep haktır” demesi, kendi mezhebine göre çıkış olmayan bir durumda başka mezheplerden de istifade edilmesi yönüyledir. Vesveseli kişi, vesveseler içinde kıvranmaktansa, mezheplerden birinde bir çözüm bulduğunda ona yönelebilecek ve bu şekilde rahatlayacaktır.
Elden geldiğince…
Din, insanları fiillerinde serbest bırakır, onların kendi tercihleriyle iyiye, güzele, faydalı olana yönelmelerini ister. Bazıları ise “ya hep ya hiç” diyerek yola çıkar. Böyleleri, zaman zaman başarılı olabilse de daha çok başarısızlığa mahkûm olur. Bediüzzaman, manevi hastalıklarımızdan biri olan ümitsizliğe reçete sunarken şu düstura da dikkat çeker:
“Bir şey bütünüyle elde edilmezse tamamen de terk edilmez.”[5]
Mesela bir Müslüman oruç tutuyor ama namaz kılmıyorsa, bu kimseye “Öyleyse orucu da bırak!” denmez. Böyle demek, onu dinden uzaklaştırmak olur. Hâlbuki oruca devam ettiğinde gün gelecek namaz da kılabilecektir.
Bu düsturun Kur'anî bir teyidini “Gücünüz yettiği nisbette Allah’tan korkun...”[6] ayetinde görebiliriz. İdeal olan elbette “Allah'tan nasıl korkmak gerekiyorsa öylece korkun”[7] âyetinin hükmünü esas almaktır. Ama herkes bunu yapamayacağından pek çok kişi birinci âyete göre yaşayacak, bu da bütün bütün yoldan çıkmasının önünü alacaktır.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.