Abdulkadir MENEK

Abdulkadir MENEK

Risale Akademi ve on beş vazife

2007 yılında Ankara’da büyük hedef ve ideallerle kurularak yola çıkan Risale Akademi’nin ciddi ve vakur yürüyüşü, bugünlerde yeni bir heyecan ve hız kazanarak devam ediyor.
Risale Akademi, Üstad Said Nursi’nin Nur Talebelerine vazife olarak tevdi ettiği çok önemli bir görevi yerine getirmek için büyük bir adım atarak, uzun süre devam edecek yeni, nurlu ve meşakkatli bir yolculuğa başladı.

19 Mayıs 2012 tarihinde Ankara’da başlayan ve uzun yıllar devam edeceği anlaşılan bu büyük projenin başarı ile neticelenmesinin ardından, Risale-i Nur hizmetlerinde yepyeni bir dönem başlamış olacak.

Risale Akademi, kurulduğu günden bu yana çok önemli çalışmalara ve projelere imza attı. Çok sayıda konferans ve çalıştay gerçekleştiren Risale Akademi’nin son iki yıldır çok önemli bir atılıma geçtiği ve ses getiren büyük çalışmaları arka arkaya gerçekleştirdiği görülmektedir.

Bu çalışmaların hepsinden bahsetmemiz mümkün değildir. Ancak 1 Ekim 2011 tarihinde Ankara’da yapılan‘’Münazarat Ekseninde Milliyet Fikri ve Kürt Meselesi’’ konferansı ile yine Ankara’da 2 Şubat 2012 tarihinde yapılan ‘’Hutbe-i Şamiye Ekseninde İslam Dünyası ve Küresel Barış’’ konferanslarının bir dönüm noktası olduğunu ifade etmemiz gerekir. Bu konferansların yoğun bir katılımcı ve dinleyici grupları ile gerçekleşmesi ve medyada geniş şekilde yer almaları, amaca ulaştıklarının en büyük göstergeleri idi.

Tabii ki, bu çalışmalarda, Akademik Araştırmalar Vakfı’nın (AKAV) çok değerli ve anlamlı katkılarını belirtmeden geçmek mümkün değildir. Hatta 6-8 Nisan 2012’de Mardin’de ‘’Münazarat Ekseninde Milliyet Fikri ve Kürt Meselesi’nin’’,Artuklu Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, çok daha geniş bir katılım ile ve sempozyum formatında gerçekleştirilmiş olmasının da, bu çalışmaların bilim çevrelerinde ulaşmış olduğu seviye ve kabul edilirliğin de bir göstergesi sayılmalıdır.

Şimdi yeni projelerin hayata geçirilmesinin heyecanı yaşanıyor. 30 Haziran 2012 tarihinde Üsküdar Üniversitesi ile birlikte ‘’Lemaat Ekseninde İslamofobya Sempozyumu’’ düzenlenecek Bu sempozyumun da ardından Van Valiliği ve Van 100. Yıl Üniversitesi ile birlikte ‘’Said Nursi’nin Eğitim Felsefesi ve Medresetüzzehra Sempozyumu’’ düzenlenecek. İnşaallah bu sempozyumlar icra edildikten sonra, çok önemli ve ses getiren başka çalışmalar yapılmaya devam edilecek.

Bütün bu hayırlı çalışma ve güzel gelişmeler ile Risale Akademi, çıtayı her geçen gün daha da yükseğe çıkarmaya devam etmektedir. Meselelerin gerçek mecrasında ve gerçek zemininde, işin ehli olan insanlarla konuşulmaya başlanması, gelecek için ümidimizin büyük ölçüde artmasına vesile olmaktadır.

Risale-i Nur, ahir zamanın dehşeti içinde Kur’an’ın hakikatlerini asrın anlayışına uygun bir şekilde anlatmak için yazdırılan, Kur’an’ın en son mucize-i maneviyesidir. Çünkü Kur’an’dan başka hiçbir kitaba müracaat edilmeden ve çok zor şartlarda yazılan bu muhteşem eserlerin, her geçen gün artan bir ilgi, dikkat ve heyecanla okunması ve bütün dünyaya yayılması, bu iddianın en bariz ve şüphe götürmez bir delilidir.

Bununla birlikte zamanın geçmesi ile birlikte, elbette bazı izah ve açıklamalara ihtiyaç duyulacaktır ve bu kaçınılmazdır. Üstad Bediüzzaman, 29. Mektub, Altıncı Kısım, Beşinci Desise-i Şeytaniye’de; “Bu dürûs-u Kur’aniye’nin dairesi içinde olanlar, allame ve müctehid bile olsalar, vazifeleri, ulum-u imaniye cihetinde yalnız yazılan şu sözlerin şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir” demekle, samimi ve sadık talebelerine de bir görev vermiş ve aynı zamanda bu görevin de sınırlarını da çizmiştir.

Yine aynı şekilde Barla Lahikası 283. Mektup’ta ve Kastamonu Lahikası 33-35 Mektuplarda konu ile ilgili olarak yapılacak çalışmalarda Nur Talebelerinin yol haritası çizilmekte ve bu önemli çalışma bir vazife olarak tevdi edilmektedir. Bu çalışmanın kuvvet ve rehberi de şu şekilde ifade edilmektedir: ‘’Risale-i Nur'un samimî, hâlis şakirtlerinin heyet-i mecmuasının kuvvet-i ihlâsından ve tesanüdünden süzülen ve tezahür eden bir şahs-ı mânevî, size bâki ve muktedir bir kuvvet-i zahrdır, bir rehberdir." 

Üstad’ın Nur Talebelerine görev olarak verdiği çalışmaların ifade edildiği mektup, şu şekildedir: “Risale-i Nur'un tekmil-i izahı ve haşiyelerle beyanı ve ispatı size tevdi edilmiş, tahmin ediyorum. Bir emaresi de şudur ki: Bu sene çok defa ihtar edilen hakikatleri kaydetmek için teşebbüs ettimse de çalıştırılamadım. Evet, Risale-i Nur size mükemmel bir mehaz olabilir. Ve ondan erkân-ı imaniyenin her birisine, mesela Kur'ânKelâmullah olduğuna ve i'câzî nüktelerine dair müteferrik risalelerdeki parçalar toplansa veya haşre dair ayrı ayrı burhanlar cem edilse ve hâkezâ, mükemmel bir izah ve bir hâşiye ve bir şerh olabilir. Zannederim ki, hakaik-i âliye-i imaniyeyi tamamıyla Risale-i Nur ihata etmiş; başka yerlerde aramaya lüzum yok. Yalnız bazen izah ve tafsile muhtaç kalmış.

Onun için vazifem bitmiş gibi bana geliyor. Sizin vazifeniz devam ediyor. Ve inşallah vazifeniz şerh ve izahla ve tekmil ve tahşiye ile ve neşir ve tâlimle, belki Yirmi Beşinci ve Otuz İkinci Mektupları telif ve Dokuzuncu Şuâ’nın Dokuz Makamı’nı tekmille ve Risale-i Nur'u tanzim ve tertip ve tefsir ve tashihle devam edecek.’’
Bu önemli görevlendirme ve konularla ilgili olarak elbette Nur Talebelerinin önünde, yapmaları gereken ve bir vedia olarak duran çok önemli bir vazife bulunmaktadır. Bu ifadelerden hareketle çıkarılabilecek vazifeler Risale Akademi tarafından şu şekilde sıralanmaktadır: 1-ŞERH, 2-İZAH, 3-TEKMİL, 4-TAHŞİYE, 5-NEŞİR, 6-TALİM, 7-TELİF, 8-TANZİM, 9-TERTİP, 10-TEFSİR, 11-TASHİH, 12-BEYAN, 13-İSPAT, 14-CEM, 15-TAFSİL.

Öncelikle şunu ifade etmemiz gerekir. Bu vazifeleri Risale-i Nur’un ruhuna uygun bir şekilde ve ruh-u asliyi rencide etmeden yapmak, burada ifade edildiği kadar kolay değildir. Bu on beş ana başlık altında Risale-i Nur’larla ilgili olarak yapılacak çalışmaların metodunu ortaya koymak ve sistematiğini oluşturmak elbette çok önemlidir. 

On beş vazife ile ilgili olarak düzenlenen konferansta konuşulanları ve müzakereleri takip ettikçe, meseleye doğru bir şekilde başlanmış olmanın sevinç ve mutluluğunu yaşadım. Çünkü doğru şekilde, doğru bir metotla ve halisane bir niyetle böyle önemli bir çalışmaya başlamanın ne kadar önemli olduğunu herkes bilir. Bu iyi niyetli ve halis adımdan sonra elbette gereken bütün çalışmalar sonuna kadar yapılmalıdır. Netice elbette Allah’a aittir ve biz görevimizi en iyi şekilde yapmakla mükellefiz.
Prof. Nevzat Tarhan’ın ‘’Risale-i Nur’a bir ilim laboratuvarına girer gibi girmek lazımdır’’ sözü ile ifade ettiği bilimsel ciddiyet ve etik sorumluluk, böyle bir çalışmanın başarı şansını büyük ölçüde artıracaktır.

Meseleyi müzakere etmek için davet edilen uzman ve bilim adamlarının ortaya koyduğu görüşler de, ümidimizi büyük ölçüde arttırdı. Özellikle Tefsir ana bilim dallarında görevli öğretim üyelerinin vukufiyetli yaklaşım ve izahlarının de çok faydalı olduğunu ifade etmeliyim. ‘’İlim meclisleri, bir cennet bahçesidir’’ hadisi ile ifade edilen manevi güzelliklerin ve lezzetlerin hakim olduğu müzakere meclisinin, güzel manevi bahar havaları estirdiğini ve ruhumuzda inşiraha yol açtığını ifade etmeden geçemeyeceğim.

Bu vesile ile son günlerde Lem’aların sadeleştirilip yayınlanması ile başlayan tartışmalara da kısaca değinmek istiyorum. Üstad Said Nursi’nin Nur Talebelerine tevdi ettiği görevler arasında sadeleştirme yoktur ve ifade ettiğimiz gibi verilen görevler açık ve seçik bir şekilde ifade edilmiştir.

Ancak Üstad’ın Nur Talebelerinin şahs-ı manevisine tevdi ettiği on beş vazifenin bugüne kadar sistematik ve disipliner bir tarzda yerine getirilmemiş olmasının da kader cihetinde sadeleştirmenin kapısını açmış olduğunu da belki ifade edebiliriz. Bu görevler bugüne kadar hakkıyla yerine getirilmiş olsaydı, belki de böyle bir çalışmaya cesaret edilemeyeceği gibi, bazıları tarafından ihtiyaç da duyulmayacaktı.
Bununla birlikte, bu manada yapılan bazı çalışmalar mevcuttur. Fakat bu çalışmalar şahsi olarak yapılan ve belirli bazı konulara dönük şerh ve izah çalışmalarıdır. Bunun için gayret gösteren herkesi tebrik ediyoruz. Bu önemli projenin ileriki aşamalarında elbette bu değerli çalışmalardan, uzman ve bilim adamlarından da yararlanılacaktır.
Fakat Nur Talebelerinin, Üstad’ın yakın hizmetkârlarının, talebelerinin ve varislerinin sadeleştirme konusunda yaptıkları açıklamaların ve ifade ettikleri görüşlerin de, sadeleştirme cihetine gidenleri, meseleyi yeniden düşünmeye ve Nur Talebelerinin vicdanlarında ma’kes bulmayan bu faaliyetten vazgeçmelerinin yolunu açmasını temenni ediyorum.

Klasik Edebiyatımızın hemen hemen bütün eserleri sadeleştirilerek, bizi geçmişe bağlayan önemli bağlar bir bir koparıldı. Bu konuda Risale-i Nur Külliyatından başka köprü vazifesi gören başka bir eser de maalesef bırakılmadı. Bu köprünün ayakta kalmasını ve bu büyük tarihi ve vicdani görevi yerine getirmeye devam etmesini hep beraber ve elbirliğiyle temin etmemiz gerekir.

Esasında bin yıllık kültürümüzün en canlı ve dinamik temsilcisi olarak ayakta duran, büyük veKur’an’i bir vazifeyi başarı ve şerefle ifa eden Risale-i Nur’un bu asli misyonunu kıyamete kadar devam etmesi için herkes üzerine düşen vazifeyi hakkıyla yerine getirmelidir.Yoksa bunun vebali çok büyük olacaktır.

İşte Risale Akademi’nin büyük bir sorumluluk duygusu ile böyle bir vazifeyi üstlenmeye çalışması ve bunun için ilmi çalışmalara imza atarak gelecek nesillere karşı görevini yerine getirmek için önemli bir adım atması, herkes tarafından desteklenmesi ve alkışlanması gereken çok büyük bir vecibedir.
Bu kadar önemli çalışmalara imza atan Risale Akademi’ye gereken her türlü desteği vermek bütün Nur Talebelerinin vicdani bir görevidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum