Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Resulullah’ın Okçusu S’ad Bin Ebi Vakkas’ın Müslüman Oluşu

Sa'd bin Ebî Vakkâs hazretleri, Hz. Ebû Bekir vasıtasıyla Müslüman olmuş, ashâb-ı kiramın büyüklerinden bir zattır. S’ad (ra) cennetle müjdelenen on sahabiden birisidir. Abdurrahman b. Avf’un rivayetine göre bir gün Resûl-i Ekrem (sav) şöyle buyurdu:

Ebû Bekir cennettedir, Ömer cennetedir, Ali cennettedir, Osman cenntedir, Talha cennetedir, Zübeyr b. Avvâm cennetedir, Abdurrahman b. Avf cennetedir, Saîd b. Zeyd b. Amr b. Nüfeyl cenneetdir, S’ad b. Ebî Vakkâs cennetedir ve Ebû Ubeyde b. Cerrah cennetedir.”[1] Resûlüllah (sav) böylece, sahabeden cennetle müjdelenen on kişinin ismini saymış oldu. İslam tarihinde bunlara “Aşere-i Mübeşşere” denir. S’ad b. Ebî Vakkâs da bunlardandır. S’ad İlk Müslümanların yedincisidir. Gençliğinde görmüş olduğu bir rüya Onun Müslüman olmasına vesile olmuştu. Gördüğü rüya şöyle idi:

On yedi yaşında iken bir gece rüyada kendisini zifirî bir karanlıkta gördü. Ne yapacağını, nereye gideceğini bilmeyecek derecede çaresiz bir hâldeyken, birden nur saçan bir ay doğdu ve ortalık aydınlanmaya başladı. S’ad b. Ebi Vakkas ayın doğduğu tarafa doğru ilerledi. Bir müddet sonra ilerlediği yolda birkaç kişi daha gördü. Dikkatlice baktığında, önlerinde Hz. Ebû Bekir, onun arkasında Zeyd bin Harise ve Hz. Ali vardı. Onlara: “Siz buraya ne zaman geldiniz?” dedi. Onlar: “Yeni geldik; istersen seni de aramıza alalım ve bu aydınlık yolda beraber yürüyelim” dediler. S’ad da onlara katıldı.

S’ad b. Ebî Vakkâs sabahleyin uyandığında rüyanın etkisinde kalmıştı. Hem şaşkındı hem heyecan içindeydi. Zaman zaman çeşitli rüyalar görürdü; ama bu başkaydı. Bugüne kadar hiç böyle etkileyici bir rüya görmemişti. Üç gün boyunca rüyasını kendi kendine tabir etmeye çalıştı. Ama bir türlü işin içinden çıkamadı. Karanlık, ay ışığı, Ebû Bekir ve arkadaşları… Gördüklerine bir anlam veremedi. Sonunda bir neticeye ulaşamayıp rüyada gördüğü Hz. Ebû Bekir'in yanına gitmeye karar verdi.

Hz. Ebû Bekir’in yanına gitti ve ona, “Ey Ebû Bekir, ben üç gün önce şöyle bir rüya gördüm. Ancak daha önce hiç böyle rüya görmemiştim ve çok etkilendim Bunun tabiri nasıldır?” dedi ve gördüğü rüyayı anlattı. Hz. Ebubekir: “Güzel ve hakikatli bir rüya görmüşsün. Allah senin hayrını murad etmiştir. Benimle gel de, seni cihanı aydınlatan bir nura götüreyim. Rüyanın tabiri oradadır” dedi. S’ad Ebû Bekir’in sözlerine bir anlam veremedi, “Nereye gidiyoruz?” diye sordu. Ebûbekir, “Tanıdığın bir simaya gidiyoruz” dedi; sonra beraberce, Rasulüllah’ın (sav) huzuruna gittiler.

Hz. Peygamber’i (sav) daha önce defalarca görmüş olan S’ad, bu kez onu bambaşka bir nuraniyet içinde gördü. Adeta etrafını aydınlatan bir ay parçası gibiydi. Peygamber efendimiz (sav), “Gel dayı gel, gel otur” dedi ve kendisine kelime-i şehadet getirmesini emir buyurdu. [S’ad’ın dedesi Vüheyb b. Abdümenâf b. Zühre, Resûl-i Ekrem'in annesinin amcası olduğu için Resûlullah Sa'd'a “dayı” diye hitap ederdi.] S’ad Resulüllah’ın (sav) huzurunda kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldu.[2]

S’ad’ın Müslüman olması ailede büyük bir huzursuzluğa sebep olmuştu. S’ad’ın annesi putperestlik dinini bırakıp Muhammed’in dinine giren oğlu için çok endişeleniyordu. Çünkü Sad’a çok düşkündü. Bu yüzden onun Müslüman olduğunu duyunca çok öfkelendi: “Sen nasıl olur da atalarımızın dinini bırakıp ne olduğu belirsiz bir dine gireceksin. Dedelerinin dinine karşı saygısız olan bir adamın peşine mi takıldın? Sende hiç mi anne-babaya karşı bir saygı yok. Derhal bu dinden dönmelisin” dedi. Fakat S’ad b. Ebi Vakkas artık doğru yolu bulmuştu. Öyle nurlu bir yola yüzünü çevirmişti ki, bir daha dönmeye niyeti yoktu. Ama yine de annesine karşı gereken saygıyı gösteriyordu. Hem Resûlüllah’ın (sav) sohbetlerine gidiyor hem de annesini üzmemek için elinden geleni yapıyordu.

Bir gün kendisine olan bağlılığını bilen annesi, oğluna: “Oğlum! Senin dinin, hısım akrabaya iyi muamele edilmesini, onları üzmemek lazım geldiğini ve onların emirlerine uymak gerektiğini emretmiyor mu?” dedi. Hz. S’ad: “Doğru söylersin ana; dinimiz, ana-babaya itaat etmeyi ve akrabalara karşı saygılı olmayı emretmektedir. Ancak anne-babaya itaat, dimimden vazgeçmeme gerekçe olamaz.” dedi.

Annesi S’ad’ın kararlı olduğunu görünce başka bir planını devreye soktu ve şöyle dedi: “Ey Sa'd! Vallahi, sen bu yeni dinden vazgeçip, atalarımızın dinine dönünceye kadar, yiyip içmeyeceğim ve yıkanmayacağım. Acımdan ölsem bile bu ahdimden dönmeyeceğim. Unutma ki, anne katili olarak da herkes seni ayıplayacak! Bu ayıp ceza olarak sana yeter. Bunu böyle bil.” Bunu Sa’d’a söyledi ve bir daha oğlu ile konuşmayacağına yemin etti.

Fakat bugüne kadar, annesini üzmeyen, bir dediğini iki etmeyen Hz. Sa'd, Allah’ı ve Onun Rasulünü daha çok seviyordu. Allah’a ve Onun Rasulüne olan muhabbeti ve imanı o kadar kuvvetliydi ki, her gün Resûlüllah’aı görmeden duramıyordu. Bu sebeple, annesinin yaptığı bu teklif karşısında ona tüyler ürpertecek ve herkese ibret olacak şu cevabı verdi: “Anneciğim! Senin yüz canın olsa ve İslâmiyeti bırakmam için her gün bir tanesini versen, ben yine dinimden vazgeçmeyeceğim. Artık ister yemek ye, ister yeme. İster su iç ister içme. İster yıkan ister yıkanma. Bu senin bileceğin bir iştir. Benim kararım kesindir. Ben bir kere döndüm; o da Allah’a ve Onun Resûlüne döndüm. Geri dönüşüm mümkün değildir. Bunu böyle bil.”

Günümüz Müslümanları için mesaj dolu olan Hz. S’ad’ın bu cevabı annesini şaşırtmıştı. Oğlunun İslâmiyete bu denli bağlı olduğunu görünce, çaresiz kalıp yemeye ve içmeye başladı. Sa'd bin Ebi Vakkâs hazretlerinin başından geçen annesiyle ilgili bu hadiseden sonra, evladın ana-babaya hangi hallerde tabi olacağı, onların hangi emirlerini yerine getireceği hususunda Allah şöyle buyurdu: “Biz insana anne babasıyla ilgili öğütler verdik. Annesi, güçten kuvvetten düşerek onu karnında taşımıştır; çocuğun sütten kesilmesi iki yıl içinde olur. Bunun için (ey insan), hem bana hem anne babana minnet duymalısın; sonunda dönüş yalnız banadır.”

Eğer anne baban, hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa bu durumda onlara uyma ama yine de onlara dünyada iyi davran; yüzünü ve özünü bana çevirenlerin yolunu izle. Sonunda dönüşünüz yalnız banadır. O zaman yapıp ettiklerinizin sonucunu size bildireceğim.”[3]

Resûlüllah (sav), S’ad’ın duasının kabul edilmesi için Allah’a dua etmişti. S’ad’ın hem duası hem bedduası derhal kabul edilirdi. İnsanlar, onun bu özelliği sebebiyle ona karşı fena davranmaktan çekinirlerdi.

[1] Ahmed b. Hanbel, I/193.

[2] İbn Kesîr, el-Bidaye ve’n-Nihaye, 4/61; Medinne, M. 1997.

[3] Lokman, 31/14-15.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum