Ramazan'da ne tür alışkanlıklar edinmeliyiz?

Ramazan'da ne tür alışkanlıklar edinmeliyiz?

Oruç ve dua ayı Ramazan disiplin edinmek için çok kritik bir ay.

A+A-

 İbadetleri yapmaktaki esas sebep Allah’ın emri olmasıdır; ayrıca ibadetlerde Allah rızasından başka hiçbir beklenti içine girmemek esastır.

Bununla birlikte ibadetlerin pek çok fayda ve menfaatimize bakan yönleri de vardır. Mesela namaz kılan kişi kılmayanlara nispeten hayata daha pozitif bakabilir, dünyevi olayların tazyikinden daha az etkilenir, stres, depresyon gibi rahatsızlıkların tehdidine hedef olmaz. Oruç tutan kişi tutmayanlara göre daha sağlıklı olabilir, vücut denilen makinenin hiç olmazsa senede bir defa kendini onarmasını bu ibadetle sağlayabilir. Başta ifade ettiğimiz gibi bunlar ibadetlerin illeti yani hakiki sebebi değildir, hikmetidir; yani esas maksat olmamakla birlikte “ekstradan kazanım” da diyebiliriz.

Hayatı disiplin altına almak bütün ibadetlerde kendini gösteren bir hikmettir. Namaz kılan kişinin hayatını beş vakit namaza göre programlaması, namaza mani olacak günah kirlerinden uzak durmaya çalışması; oruç tutan kişinin istediği vakitte bozamayacağı sistemli bir perhize girmesi, bu ibadet sayesinde sabır idmanı yaptığı için hadiselere daha soğukkanlı bakış açısı kazanması gibi…

Bu girizgâhtan sonra Ramazan-ı Şerif ve orucun, maddi ve manevî vücudumuza çok katkıları olduğunu söyleyebiliriz; bu cümleden olarak oruç için Bediüzzaman Hazretleri “lezzetli açlık, yetmiş hikmetli oruç” ifadelerini kullanmaktadır.

- Orucun bedenimize yaptığı öyle güzel neticeleri var ki adeta beden bu sıhhat hediyelerini devşirebilmek için Ramazan-ı Şerifin yolunu gözlemektedir. Meselâ insanın dünyaya gelip anne memesini ağzına aldığı andan itibaren çalışmaya başlayan sindirim sistemi, bu mevsimde rahat edebilmektedir. Bir otomobilin bile belli aralıklarla periyodik bakıma tabi tutulması ihtiyaç olarak kabul görür de, doğumdan itibaren çalışmaya başlayan insan vücudunun bazı aza ve organlarının meşguliyetlerinin hiç olmazsa senede bir ay tatil edilmesiyle dinlendirilmesi ve bu yolla hastalıklara karşı dayanıklı kılınması nasıl kabul edilemez? Bu asla mümkün değildir.

Bugün modern tıp da oruç gerçeğini inkâr edememektedir. Dr. Henry Lahman Saksonya’nın Dresden şehrindeki hastanesinde, hastalarını oruçla tedavi ederken,  Dr. Hellmut Lutener’in şu ifadeleri ile dikkatimizi bu noktaya çekmektedir: "Oruç, vücudun senelerce depo ettiği zehirleri ve pislikleri dışarıya atmanın en tabii yoludur." Ünlü Arap tabibi Haris b. Kelde’nin "Mide hastalıkların yuvası, perhiz ise tedavinin başıdır." sözü de pek manidârdır.

Evet,oruç ile sindirim sistemi âdeta nefes alır. Karaciğerde ise orucun mucizevî etkisi görülmektedir. Ömür boyu çalışıp yıpranan karaciğerin sindirim vazifesinden başka, onlarca vazifesi vardır. 10 gramlık bir besinin bile vücuda girmesiyle bilgisayar gibi çalışan sindirim sisteminde, karaciğere pek fazla yük bindiği için, onun istirahat zamanı ancak oruç zamanıdır. Alınan besinler ile, yakılan besinleri dengede tutmak için çalışan karaciğer, oruç süresince besin depolama işinde çok rahatlar. Bu rahatlık sonucu, vücut için hayatî önem taşıyan globinleri de hazırlayan karaciğer, korunma sistemimizin güçlenmesine de böylece yardım etmiş olur.

Tıbbî açıdan oruç son derece faydalıdır, çok özel durumdaki hastaların dışında oruçtan olumsuz etkilenme mümkün değildir. Oruç tutan bir vücutta adrenalin ve kortizon hormonları daha kolay kana karışır. Bu hormonlar, kanserli hücreler üzerinde etkili oldukları için, kanser hücrelerinin çoğalmasına engel olurlar yani kansere karşı bir nevi kalkan hükmüne geçerler. İç organları saran yağların erimesi, vücudun direnç gücünün ve zindeliğinin artması, pek çok aza ve organın hastalıklara karşı mukavemet kazanması hep oruçla mümkün olan sağlık hediyeleridir.

Midemiz de oruçtan son derece olumlu etkilenmektedir. Tüm salgılarında şartlı salgı salgılayan mide, aç kaldığında salgı birikimi olduğu hâlde, oruçlu olunduğunda asit birikimi olmaz. Oruca niyet ettiğimiz andan itibaren şartlı salgı durduğu için, asit salgısı da durur. Böylece mide kasları ve salgı hücreleri Ramazan boyunca dinlenmiş olurlar. Orucun etkisiyle gündüzleri kan hacmimiz azaldığı için kalbimizde rahatlama söz konusudur. Hücre arasındaki suyun azalması, doku basıncının azalmasına neden olduğundan kalp oruçluyken daima rahattır. Besin artıklarının iyi yakılamamış olması, damarların eskimesine, yıpranmasına neden olur. Oruç tutulduğunda, iftara yakın, kandaki tüm besinler yakıldığı için hiçbir artık kalmaz. Böylece yağ ve benzeri artıklar, damarlarda daralma yapamaz. Neticede damar sertliğine karşı korunmamız da orucun ayrı bir faydasıdır.

Orucun, vücudumuzda devamlı salgı vazifesiyle çalışan epiten hücrelerinin ciddi bir dinlenme sonucu sağlıklarına kavuşmalarından; kandaki besinlerin en alt düzeye inmeleri sebebiyle kemik iliğinin uyarılması ve kan üretilmesine kadar daha pek çok faydaları bulunmaktadır.

- Orucun maddi katkılarının yanında esas büyük faydaları manevîdir, ruhî ve kalbîdir. Ruhu geliştirmek, fazilet sahibi yapmak, yüksek karaktere yüceltmek, övülmüş ahlâkla ahlâklandırmak, başıboşluktan kurtarıp intizama tâbî kılmak, sıfatlarını lakaytlıktan, duygularını aşırılıktan muhafaza edip ciddiyet ve istikamet kazandırmak, sonsuz kemâlat mertebelerine kamçılamak yani ruhu olgunlaştırmak en mühim gayemizdir ve Ramazan-ı Şerif tam da bu gayemizi tahsil edebileceğimiz manevî bir iklimdir. Malumdur ki bu gayeye ancak ibadetle ulaşılabilir. İşte oruç ağacında, ruhu olgunlaştıracak bütün meyveler mevcuttur.

Meselâ oruç tutanda sabır meleke hâlini alır. Dünya, sıkıntı dünyası olduğuna göre, hayat yolculuğumuzun her safhasında muhtaç olduğumuz azıkların başında sabır gelmektedir. Oruç tutan kişi, çok aç olduğu hâlde elinin altındaki nimetlere elini uzatmamakla, hararetle suyu arzu ettiği hâlde ciğerinin ateşini söndürmek için iftar vaktini beklemekle, aslında sabır idmanı yapmaktadır.

Mü’minin dünyasında güvenilir olma hâli hakikat noktasında zarurettir. Aksi takdirde onun imanından dahi şüphe edilir. İnsanlara karşı güvenilirliliğini tescil ettirememiş kişi, fırsat bulduğu yerde rızaya karşı menfaati tercih etme ihtimali yüksek olduğundan, Allah’a karşı güvenilirliğinden ne kadar dem vursa da inandırıcı olmaz. Oruç ise bu yönde insanı eğitir, olgunlaştırır; kimsenin takibinde olmadığı, kimseler görmediği hâlde, üstelik nimetler kendisine çok yakın iken, vücut için bir hayli meşakkatli olan açlığa, susuzluğa dayanmak elbette emîn olma yolunda ciddî mesafe kat ettirir.

Günümüz insanı ahde vefaya pek vefasızlık etmekte, verdiği sözlerde durmamaktadır. Orucun atmosferine ruhunu bırakan kimse, bu yöndeki zayıflığından da kurtulur, sözüne riayet etme olgunluğuna ulaşır. Zira saatlerce aç susuz durmak, nefsi gemlemek Allah’a verilen kulluk sözünde durmak demektir.

Mü’min izzet sahibi olmalıdır, Allah’tan başka kimseye ihtiyacını arz etmemeli, el açıp boyun bükmemelidir. En küçük sıkıntı da hemen izzetini feda etme tehlikesini oruçta kazanılan irade engeller.

İşte daha pek çok örnekle çoğaltılabilecek bu yüksek vasıflar, oruç ile  ruhta karakter hâlini alır ve bütün hayat boyunca orucun armağanı olarak ruhta bâkî kalır. O hâlde ‘oruç, ruhu olgunluk vadisine sevk eden, çok tesirli Rabbânî bir kamçıdır’ diyebiliriz.

- Bu kutlu mevsimin pek çok faydalarından birisi de günahlara karşı da oruçlu olmaya niyet etmektir. İşte Ramazan-ı Şerif bu yönüyle ömrümüzde âhiret boyutlu meltemler estirir; mânevî hayatımızı zehirleyen günahlarla aramızdaki mesafeyi açar. Ziraoruçlu kişinin kafasında günaha yer yoktur; Rabbinin rızasını tahsil etmekten başka bir düşünce âlemine giremez.  Oruçlu kişi, günahlara da oruçludur. Gözü, kulağı haram orucundadır. Dili yalana, gıybete oruçludur. Ayağı haram yollarda dolaşmaz, ayak sürçmez. Meyhaneler şeytanlarla birlikte zincirlenir. Günahlar cazibesini yitirir; en parlak elbiselerini giyip de iştahları tahrik etse de oruç kalkanını aşamaz. Oruçlu kimsenin günah işleme şevkinin kırıldığı apaçık gerçektir.

Evet, meyhanelerin kapılarının kilitlenip, camlarına "Ramazan nedeniyle kapalıyız!" yazıları asılması, günah yuvalarının bu mübârek ayda faaliyetlerine ara vermesi, bir yönüyle ‘yepyeni bir başlangıçla hayatınızı değiştirin!’ anlamına geliyor. Ramazan-ı Şerif ve orucun verdiği manevî dopingle oralara giden yolları adımlamayı unutuverenler gerçekten kurtuluşa erenler olacaktır.

Ramazan-ı Şerif’ten hakkıyla istifade edenler, orucun hakikatini tam anlayıp riayet edenler günahın prangasından azad olup, Allah’a kul olmak gibi tarif edilmez eşsiz bir mutluluğu doyasıya yaşarlar. Lâkin ibadetin en makbul ve güzel olanı devamlı olanıdır. Tuttuğumuz oruç bizi aynı istikamette yıl boyu tutarsa, Ramazan sonrasında yaşadığımız üç günlük bayramdan ziyade üç milyon seneler bayramı yani ebedî mutlulukları da kazanabiliriz.

Ramazan-ı Şerif ve orucun maddî hayatımıza, mânevî hayatımıza, sosyal hayatımıza, dünya ve âhiret hayatımıza pek çok katkıları ve faydaları vardır; istifade ettiğimiz ölçüde imanî ve insanî mertebelerde terakki ederiz, yüceliriz.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Etiketler : , ,

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum